Perşembe, Eylül 11, 2008

Agatha Christie ve Dashiel Hammett

Polisiyeyi her zaman sevdim. Lisedeyken bir tanıdığımızın zulasından ödünç verdiği 30-40 adet Agatha Christie kitabını bir çırpıda tek bir yaz tatili boyunca okumuştum. Başka polisiye yazarları da denemiştim o zamanlar, Dashiel Hammett gibi. Ama Agatha teyzenin "cozy" diye tabi edilen, aksiyondan ziyade karakter odaklı bir tutum benimseyen, en çok şömine eşliğinde elinizde kahveyle okunmaya yakışacağı izlenimi veren rahat tavrına çok alışmıştım. Hele o sürpriz sonlar, aristokrat kesimin ikiyüzlülüğünü belli eden karakterler, unutulmaz dedektif Poirot ile sevimli teyze Miss Marple beni benden alırdı.
Orijinal dilinde okuduğum Agatha Christie kitaplarının orijinal diliyle Altın Kitaplar yayınevinin çevirisi arasında ise çok fark vardı. Altın Kitaplar yayınevinin kitapları, özellikle de en başta yer alan karakterlerin tanıtıldığı liste bölümüyle, sadeleştirilmiş izlenimi veriyordu. Nitekim Pınar Kür'ün çevirisiyle Metis yayınevinden çıkmış "Roger Ackroyd Cinayetini" okuyunca bu fark daha da fazla hissediliyordu. Pınar Kür dışında Agatha Christie çevirilerine gereken önem verildi mi gerçekten? Celal Üster'in bu konudaki yazısından da anlaşılabilir durumun ne olduğu.


Dashiel Hammett'a gelelim. Türk Sokağındaki Ev'in şahane bir kurgusu ve sürükleyiciliği var. Kara filmleri de akla getirmiyor değil, ki zamanında birçok filme ilham vermiş bir yazar. Kitaba adını da veren "Türk Sokağındaki Ev" adlı hikayesinin sinema versiyonunu izlemiştim birkaç sene önce ve pek beğenmemiştim. Başroldeki Milla Jovovich cuk oturuyordu ve Samuel L. Jackson da elinden geleni yapıyordu ama kitabı o zaman okumamış olduğum halde filmin çok daha iyi olabileceği hissine kapılmıştım.
Kitapta yer alan öykülerden "Gümüş Gözlü Kız" da kitaba adını veren öyküyle bağlantılı ve elinizden bırakamıyorsunuz. "Onuncu İpucu" öyküsünde ipuçlarının önce bir güzel ilerleyişi, sonrasında ise tersyüz edilişi; "Altın Nal"daki dolandırıcılık ve cinayet öyküsü; "Kimlanoğlan"ın birbirinden güvenilmez karakterleriyle silahlı çatışmaları hepsi bir çırpıda okunuyordu. Yine de maço edebiyat okuduğum hissinden kurtulamadım bir türlü. Bir iki tanesi dışında öykülerdeki kadın karakterler hep femme fatale, hepsi dolandırmaya ve öldürmeye hazır çekici tipler. Dönemin sokaklarının ve suç ortamının yansıtılışı son derece gerçekçiyken kimi karakterler biraz fantastik ve sinematik geliyor. Zira karakter odaklı değil "vukuat odaklı" öyküler bunlar ve yine elime geçirsem Hammett öykülerini yine okurum. Ama eksik bir şeyler var işte tam olarak ifade edemediğim.

4 yorum:

Unknown dedi ki...

merhaba Sera, Bir Agatha C. sever olarak kitaplarını hep Altın Kitaplar'dan ve Gönül Suveren tercümesiyle okumuştum ama Pınar Kür tercümeli Agatha C. kitabı olduğunu hiç duymamıştım. Kitapları orjinal diliyle okuduğuna göre tercüme tespitinin doğru olduğuna inanıyorum. Bir dahaki Agatha C. okuyuşumda bunu değerlendireceğim.
Teşekkürler.

sevgiler...

Sera dedi ki...

bulursan okumanı öneririm Pınar Kür çevirisini.
Sana da sevgiler.

Ludmilla dedi ki...

Kimlanoğlu'nu okuyamamıştım ben, bendeki abskıda ki orijinal can baskısı, sayfalar karışmıştı, tükenmiş bir kitap olduğundan başkasını bulma olanağımdan da olmadı, halbuki beni bayağı meraklandıran bir öyküydü :)

Daha geçen gün On Küçük Zenci'yi okudum, çeviriler konusunda haklısın, Altın Yayınlar'ın en kötü özelliği kötü çeviriler, Stephen King facialarını da eklemek isterim bunlara.

Hammett'ın en ünlü kitabını okumadım henüz, o yüzden karşılaştırma yapamayacağım :)

Sera dedi ki...

Stephen King'in orijinal metnini okumadım hiç ama tahmin edebiliyorum aradaki farkı.
On küçük zenci de birçok esere ilham kaynağı oldu sonradan :)