Çarşamba, Eylül 24, 2008

darjeeling limited, thumbsucker, cashback


Hotel Chevalier - Darjeeling Limited

Blogda bahsedip bahsetmemekte tereddüt olduğum film oluyor kendileri. Üşengeçlik de bir diğer bahanem. Filmi izlediğim tarihe bakılacak olursa (2 Temmuz 2008) üşengeçliğimin boyutları daha iyi anlaşılacaktır.
Filmin başındaki Hotel Chevalier adlı kısa filmde Jason Schwartzman ile Natalie Portman'ın aşna fişnelerine tanık oluyoruz. Hiçbir filminde iticilikten kurtulamadığını düşündüğüm Schwartzman belli ki arasının bozuk olduğu sevgilisiyle buluşuyor - daha doğrusu kız onu görmeye geliyor- aralarında geçen ufak bir yakınlaşmadan sonra ayrılıyorlar konu itibariyle. Erkek izleyicilerin şöyle söylediğini duyar gibiyim: Natalie Portman'ı reddetmekten daha kötü bir şey varsa, o da çıplak bir Natalie Portman'ı reddetmektir! Hödüksün Schwartzman. Seni kim ne yapsın.


Wes Anderson'ın tek sevdiğim filmi Royal Tenenbaums olmuştu. Schwartzman'a ilişkin "şahane" duygularımdan da haberdar oldunuz yukarıdaki bölümde. Hele Rushmore'u hiç hatırlatmayın. Diğer oyunculara geçelim.
Adrien Brody'yi Piyanist itibariyle seven gruptanım. Özellikle Ken Loach filmi Bread and Roses'ta da izledikten sonra gördüğüm doğallığı ve film seçimleri ilgimi çekmişti. Tabii daha sonraki güzergahları tartışılır. (anahtar kelimeler: Halle Berry, öpüşmek, çirkin burun ve bi ara oynadığı King Kong.) Darjeeling Limited'ı sevemesem bile Brody'nin melul melul bakan suratının cuk oturduğu su götürmüyor. Sıradaki filmi olan dolandırıcılık hikayesi Brothers Bloom'un sabun köpüğü mü olacağını yoksa hoş bir sinemasal seda mı bırakacağını göreceğiz. Aynı şekilde Owen Wilson'a da itirazım yok. Filmi götüren isimlerden sayabiliriz kendisini.
Mistik ortamlar, her yerde karşımıza çıkan sarı tonlamalar, otantik tipler, kopuk aile bağları ve tren yolculuğu filmi sevmeme yetmedi. Peter Sarstedt müzikleri güzeldi.


Thumbsucker

Çevresine uyum sağlamaya çalışan komplike kişilikli ergen karakteri bağımsız filmlerde sıkça karşımıza çıkar. Buradaki karakteri önce arayış içinde, sonra aşırı özgüvenli bir halde, sonrasındaysa yolunu çizerken izliyoruz. Yönetmen okuldaki yarışma sahnelerini filmin sonuna kadar uzatıp, Amerikanvari bir başarı ve hırs öyküsü sunmayıp, ahlaki bir sonuca ulaşmadığı için şanslıyız. Karakterin arayışları, yalpalamaları, yalnızlığı, kız arkadaşıyla ve ailesiyle olan çatışmaları hiç sıkılmadan izlenebiliyor.
Genç oyuncu Lou Taylor Pucci'yi şimdilik başka bir rolde düşünemiyorum. Yine bir cuk oturma hadisesinin kahramanı. Tilda Swinton da filmin bir diğer öne çıkan ismi, ki içinde bulunduğu her filme özgünlük katıyor. Bir tek Keanu Reeves'in karakterinin niye filme dahil edildiğini anlayamadım. Felsefi yaklaşımlı bir dişçi olmadan da karakter kendi yolunu çizebilirdi.


Cashback

Takdire şayan bir düşselliğe sahip film leziz bir tat bırakıyor izleyende. Aşk ve ayrılık ekseninde dönen filmlerin en özgünlerinden.
Çevresindeki güzellikleri yakalayan bir gencin zamanı durdurup ağır çekime alması gibi fantastik bir öğeye de sahip. Filmin ortalarındaki çıplak kadın imgeleri filmi biraz ergenlere yönelik yapıyor sanki ve kimi anlarda filmden koptuğumu hissettim. Pek güzel bir başlangıca ve sona sahip olsa da tekrar izlemek ister miyim bilemiyorum.

5 yorum:

efe dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Sera dedi ki...

aslında darjeeling i yazmakta üşenmiştim ve senin de dediğin gibi sanki daha önce bahsettim gibi geliyordu. belki de bir iki cümleyle beğenmediğimi belirtmişimdir. Andersen enteresan evet. Steve Zissou da var bende ama bunu ve Rushmore'u sevmeyince açıp izlemedim onu. Tenenmabaumlara taktım nedense.

Başparmak filmini herkes sevmeyebilir ama ben memnun kaldım. Diğer konulu yazılara da yorumunuzu bekleriz ayrıca :)

efe dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Ludmilla dedi ki...

Yine hiçbirini izlemek şerefine nail olamadığım filmler, thumbsucker'ı merak ettim, rastlarsam alıcam :)

Sera dedi ki...

eh beğenmeyenler de var thumbsucker'ı ama hoştu bence.