---Katherine Mansfield'ın Ah Bu Rüzgar derlemesindeki öykülerinde satır aralarına sinmiş bir burukluk var. Tüm öykülerde hissedilebiliyor bu durum. Günlük hayatla insanların ruh halleri iç içe aktarılırken Mansfield'ın gözlem gücüne hayran kalmamak elde değil. "Parker Ana'nın Yaşamı"nda yaşamı boyunca çile çekmiş bir kadının birkaç sayfada derinlemesine anlatılan öyküsü, pekçok "çile romanına" bedel. "Sinek" öyküsündeki sembolik ölüm, "Yanlış Ev"deki yaşlılık ve ölüm korkusu, "Rosabel'in Yorgunluğu"nda hayallere tutunmak, "Açığavurumlar"da sevgiyi ıskalamak anlatılıyor. Virginia Woolf'u en fazla andıran öyküleri ise betimleyici biçemiyle öne çıkan"Prelüd " ve "Koyda".
---Ahmet Ümit kitaplarına pek öyle yoğun bir düşkünlüğüm yoktur. "Şeytan Ayrıntıda Gizlidir" kitabındaki öyküleri severek okumuş olmama rağmen, "Beyoğlu Rapsodisi"'ni sevememiştim. Elimde "Sis ve Gece", "Patasana" ve "Kavim" romanları vardı. Patasana'yı okuma çabalarım da sonuçsuz kaldı, sanki kitap beni kendinden uzaklaştırmak için elinden geleni yapıyordu. Aradan uzun bir süre geçti. Sis ve Gece'nin sinema versiyonunu izledikten sonra romanı merak edip okumaya karar verdim. Kimi bölümlerde günlük hayat diline çok fazla yer verilip arka plandaki olayla karakterin ikilemleri bölünse de, iyi bir okumaydı. Kavim'i daha fazla sevdim. Bunda Komiser Nevzat karakterinin de etkisi büyüktü. Kitabın olay örgüsü Da Vinci Şifresi'ni aratmayan bir gizemle örülüydü ve sürükleyiciydi. Din odaklı bir cinayet gibi başlayıp, oradan derin devlet ve siyasete bağlanıp, en sonunda ise intikamla sona eren bir öyküydü.
---William S. Burroughs Junkie romanında otobiyografik öyküsünü anlatırken, uyuşturucu müptelalığına odaklanıyor. Uyuşturucuyu yüceltmemesi ve aynı oranda ahlakçı bir tavır takınmaması ile devletin baskıcı ve çözümsüz politikalarını eleştirmesi açısından anlamlı bir kitap. Daha çok "okunsa da olur, okunmasa da" grubuna giriyor benim açımdan esasında.
---Elizabeth Von Arnim'in Büyülü Nisan adlı romanı, yaşamlarına renk katmak için İtalya'ya tatile giden kadınların feminist başlayıp basmakalıp sona eren öykülerini anlatıyor. Günlük dilin yapmacıklığıyla kadınların iç konuşmaları arasındaki tezata odaklanılmış. Hepsi birer "desperate housewife" olan kadınların öyküleri tatil dönemine yakışacak bir kitap daha çok. Bunun yanında, "Kadın kitabı", "kadın filmi" deyimlerini cinsiyetçi bulduğum için böyle bir yakıştırma yapmak istemem. Dinlenme amaçlı okunabilir diyebiliriz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder