
Georges Perec'in kitaplarını araştırırken, "Şeyler" ve içinde e harfi olmayan "Kayboluş" kitapları birinci tercihimdi. Şansıma "Uyuyan Adam" düştü ve Perec'in coşkulu anlatımıyla tanışmış oldum böylece.
Bu ikiliklerle dolu içsel kitap nefes kesici betimlemelerle ve ayrıntılarla dolu. İkiliklerle dolu olmasının nedenlerinden biri ise, hem kendi kendiyle konuşuyor izlenimi bırakması hem de dış dünyayla ve sokakların sesiyle iletişimini bırakmayıp gözlemlerini betimlemesi. Anlatımının Nietzche'yi anımsattığı anlar öyle fazlaydı ki...
"Yalnızlığın büyülü çemberini kırmayacaksın. Ötekilerin birbirine yapıştığını, birbirine sokulduğunu, birbirine sarıldığı görüyorsun. Oysa sen, ölü bakışlı, saydam bir hayaletten, külrengi bir cüzzamlıdan, çoktan toza dönüşmüş bir siluetten, kimsenin yaklaşmadığı tutulmuş bir yerden başka bir şey değilsin. Olasılık dışı karşılaşmaların umuduyla, kendini zorluyorsun. Ama deri, bakır, ağaç senin için ışıldamaya başlamıyorlar ki, ışıklar yoğunluklarını senin için azaltmıyorlar ki, sesler senin için duyulmaz hale gelmiyorlar ki..." (s.75)
Nietzsche benzerliğinden söz etmişken, sürekli nihilist - melankolik bir tutum benimsediği anlamına gelmiyor bu. Kitabın isminde bile bir ironi var sanki. Kendini "kendiliğindenliğine" kaptırdıkça kaptırırken hayatın sıradanlığıyla beklenmedikliği arasındaki çelişkiyi anlamaya çalışmış.
"Keşke insan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi; keşke hayvanlar aleminden çıkıp aşılan o birkaç gülünç adımın bedeli, sözcüklerin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinmek bilmeyen hazımsızlığı olmasaydı! Yaşam denen bu kazan, bu fırın, bu ızgara, bu milyarlarca uyarı, kışkırtma, tembih, coşkunluk, bu bitmek bilmeyen baskı ortamı, bu sonsuz üretme, ezme, yutma, engelleri aşma, durmadan ve yeniden başlatma makinesi, senin değersiz var oluşunun her gününü, her saatini yönetmek isteyen bir yumuşak dehşet." (s.30-31)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder