Pazartesi, Kasım 10, 2008

Mürekkep Balığı, Balina, Margot ve Kızkardeşi


The Squid & The Whale

Sinir bozucu bir çiftin ayrılık hikayesi ve çocukların uyum problemleri.
İleri görüşlü geçinen ama insanları "kültürlü-cahil" diye keskin biçimde ikiye ayıran, yazma problemi çeken ünlü bir yazar olan bir baba. Kocasını aldattığı için evliliğin tüm faturası kendisine kesilen, boşandıktan sonra çocuklarıyla ilişkisini ve kariyerini aynı anda sürdürmeye çalışan bir anne. Odipus kompleksinden muzdarip anne düşkünü küçük çocuk ile biraz da baba modelinin etkisiyle annesine tavır alan ergen büyük çocuk.
Filmin sevdiğim yanları, çocukların oradan oraya uyum sağlama süreçleriyle boşanmanın ruhlarında açtığı yaralarla ikilemlerini çok gerçekçi bir şekilde ortaya koyması. Bunun yanında sadece iletişimsizlik ve boşanma konusunu değil, insanların ikiyüzlülüğünü ve kategorizeleştirme hastalığını bir güzel eleştirmesi filmin artılarıydı. İkiyüzlü entelektüellik, ağzından küfür eksik olmayan "kültürlü" bireyler, cinsel özgürlük mesajının altında bocalayan çocukların varlığı çok anlamlıydı Noah Baumbach'ın filminde ve filmin esas çarpıcı yönü de bu kültürel eleştirisiydi. Sonuçta pekçok bağımsız filmin özelliklerini taşıyan, enteresan göndermeleri olan ama izlemeyenin de pek bir şey kaybetmeyeceği bir film.


Margot At The Wedding

Hayatları boyunca sürekli bir çatışma içinde olan iki kızkardeşin öyküsünü betimliyor Noah Baumbach bu filminde. Nicole Kidman Margot rolünde "entelektüel huysuz" olarak sinir bozuculuk derecesinde bir dobralıkla karşımıza çıkıyor. Kidman'ın itici yüz ifadesine çok uyan bir rol olarak gördüm açıkçası Margot'ı. Öyle uyum sağlamış ki rolüne, başka birini düşünemiyorum Margot olarak. Oğlunun kimliğini oturtma çabalarını, kızkardeşini manipüle edişini ve onun yüzeysel bulduğu nişanlısını küçümsemesini, her şeye rağmen bir aile olma ve ailenin yapısını korumaya çalışmalarını izliyoruz film boyunca. Bahçedeki ağacın da önemli bir yeri var hikayede. Margot'ın ağaca tırmandığı sahne karakterin ikilemlerinin bir yansımasıydı. Düğün işinin yatması ve ağacın kesilmesinin aynı noktaya tekabül etmesi çarpıcı noktalardı. Kızkardeşlerin anneleri ve diğer kızkardeşleriyle ilişkilerinin de sorunlu olduğu vurgulanıyor filmde ama hiçbir şekilde göstermiyor yönetmen bize aralarında neler geçtiğini.
Tüm hayatımız boyunca bizi ailemiz kadar anlayıp sevebilen başka bir insanı bulmamız çok nadirdir diye bir cümle geçiyor filmin bir yerinde. Kimi zaman da bizi en az anlayabilenlerin ailemizdekiler olmasını diyaloglar aracılığıyla görüyoruz. Mesafeli yapısına rağmen aile kavramının çelişkilerini anlatması filmi sonuna kadar götürmemizi sağlıyor. Analog fotoğraf makinelerini andıran görüntüleri de ayrı bir güzellik katıyor.

8 yorum:

nurvenur dedi ki...

Murekkep baligi&balina'nin isminin anlatildigi sahne de guzeldi. Film bir belgesel gercekligindeydi. Sevdigimi hatirliyorum izledigimde.

Sera dedi ki...

evet sonu da özellikle hoşuma gitmişti.

Unknown dedi ki...

margot at the wedding'i bir arkadaşım çok övmüştü, sende yazınca izlemeliyim dedim. izleyince yine yazarım.

Sera dedi ki...

beklerim gene :)

mayksisman dedi ki...

Noah Baumbach ne çekerse çeksin sanırım hiçbir zaman bir filmini yüzde yüz sevmicem. nuri bilge gibi. çünkü tarzları aynı! evet aynı!

hangi açıdan? "ben yönetmenim, bu da benim filmim!" egolarına sahip bence ikisi de.

yaptıkları filmleri şak diye anlayabilirsiniz. tarzları aynı. klişe tabirle bir dilleri var. bunu rahatlıkla söylüyorum üstelik nuri bilge'nin son 3 filmi dışındakileri tamamen izle-ye-memiş olmamı da hesaba katarak.

noah the squid and the whale'de dediğin gibi aile kavramı ve ayrılık gibi güzel işlendiği takdirde oldukça etkili olabilecek bir konu vardı. ama ben orda yönetmeni inanılmaz derecede "çok şey düşündüm, hesap ettim, kurguladım da geldim, heheyt!" havasında bulmuştum. bu komik gelebiir çünkü bunun tamtersini savunan yazıları da okumuştum. izleyeli 2 sene oldu sanırım 2005 yapımıydı zaten.

sonuç olarak yönetmen ön planında, başrolde laura linney mi vardı neydi unuttum, her zamanki belirli bi standartı vardır zaten o oyuncunun ama o değilse bile yine de iyi olarak kalmıştır bu filmden kalanlarda, neyse, onun dışında silikti bence oyunculuklar ve yeterli etkileyicilikten yoksundu.

gelelim margot'a.

onu da bu baharda izlemiştim ve bir öncekine göre "daha buram buram noah" kokmasına rağmen daha çok beğenmiştim. ve üstelik demin eleştirdiğim o "çalıştım da geldim" hali belki daha da fazlaydı. nicole kidman/margot inanılmaz karikatürize bi karakterdi ama dediğin gibi öyle bir role de öyle bir gıcık tipe de öyle estetik kurbanı bir kadının yüzü gitmeliydi. kaldı ki nicole kidman oyunculuk olarak da çok şey katmıştı o karaktere. en azından ben böyle düşünmek istedim belki de ona karşı bi sempatikliğim - ne yaparsa yapsın - olduğu için belki de.

diğer kadın, jennifer leigh'i çok beğenmişlerdi mesela ve bence oldukça sıradandı onun oyunculuğu. filmin beni daha çok çeken kısmı bence biraz daha mizahi, daha "eleştirdiğini net olarak ortaya koyan" daha profesyonel bir oyunculuk ve oldukça hoşluk katan bir absürdlük oluşu.

özellikle filmin ikinci yarısı ve herşeyin mahvoluşu bu kadar akıcı, gerçekçi ve hatta absürd anlatılabilirdi.

görüntülerin flu oluşu bazı yerlerde oldukça tam da olması gerektiği gibi olsa da, yine de bazı ev içi sahnelerinde rahatsızlık vericiydi. bunu sahnelerin rahatsızlık vericiliğine bağlamak istesem de yine de bağdaştıramamıştım ve bu anlık hayal kırıklığı da filmi benim için tutarsız kıldırmaya yetmişti diyebilirim.

belki ben çok ufak detaylara takılıyorum ama noah gibi "yönetmenim ben!!!!!!!" iddiasında biri bence daha da yaratıcı ve ince olmalı. madem iddialı ve kendine güveni tam, o zaman kendini özel kılacak sahnelerde daha ayrıntılı olması gerek.

budur işte sebebi benim onu beğenmeyişimin ve hiçbir zaman yüzde yüz beğenmeyecek oluşum.

"haa madem öylesin, o zaman ben de senin filmini böyle değerlendiririm!"

Sera dedi ki...

Baumbach'ın "ben yönetmenim" diye bağırdığını düşünmüyorum. Pekçok bağımsız yönetmenden bir farkı yok bence. Ünlü oyuncuları işin içine katmasıyla ve basında kendisinden bahsediliş biçimiyle gereksiz abartıldığı düşünülebilir olsa olsa. Nuri Bilge Ceylan'ı da öyle öyle aman aman sevmem ama tartışamayacağım nokta görüntülerinin yaratıcılığıdır. Baumbach'ın görüntüleri ise oldukça sıradan. Senin de dediğin gibi Margot'da fluluk ve beyaz ton kimi zaman pek hoş gözükse de, kimi zaman da görüntülerin kararmasına neden oluyordu ve orada ne olduğunu anlamakta zorlandığım sahneler oldu.
Kidman ve Jennifer Jason Leigh konusunda söylediklerine katılıyorum. Her iki filmde de süper bir oyunculuk yoktu. Laura Linney'in de çok daha iyi oyunculukları olmuştu.
Sonuç olarak başyapıt olmasa da kayıtsız kalınamayacak filmlerdi.

La Santa Roja dedi ki...

Bu ikisini de izledim ama ilk filmden küçük iğrenç veledin kütüphanede yaptığı pislik, ikinci filmden de ağaç sahnesi dışında birşey kalmamış aklımda. Film bloğu yapmak aldığım en iyi kararlardan biriydi sanırım :p Saol hatırlattığın için bunları.

Sera dedi ki...

o sahne gerçekten de iğrençti haklısın. :)