Cumartesi, Ocak 10, 2009

imkansızın şarkısı


Haruki Murakami'yi ilk defa tecrübe etmemin ardından, ne beklediğimi bulabilmiş, ne de okuduğuma pişman olmuş, iki arada bir derede ruh hali içerisinde bitirdim kitabı. Başlangıç ve son güzeldi. Diyaloglu kimi bölümlerin günlük hissi vermesini ve anlatıcının tutuk tavrını sevmedim. Konuşmaların büyük bölümü anlatıcı Vatanabe'nin kız arkadaşları Midori ve Naoko tarafından gerçekleştirilirken, yaşama tutunma cesaretinden yoksun depresif Naoko'nun aksine Midori'nin yaşamdan vazgeçmeyen, tutkulu, aktif tavırları oldu favorim. Reiko'nun hikayesi ve dağdaki yürüyüşle geçen bölümler de güzeldi.


"Yaşamın bir bisküvi kutusuna benzediğini düşün, yeter... Bir bisküvi kutusunun içinde, her tür bisküvi vardır, sevdiklerin de, pek sevmediklerin de, öyle değil mi? Ve insan sevdiğini önce yerse geriye pek sevmedikleri kalır sadece. Ben kötü günler geçirdiğimde hep böyle düşünürüm işte. Şimdi bunu yaparsam, sonrası daha kolay olur, derim kendi kendime. İnan bana, yaşam bir bisküvi kutusu gibidir."

Güzel an'lar barındıran, yine de yazarın diğer kitaplarını merak ettirmeyen bir kitap oldu benim açımdan İmkansızın Şarkısı. Anlatılanlardan beklentilerim oldukça yükselmişti yazara karşı ve artık herhangi bir yapıta karşı kafamda "beklenti" denen girdaplı kavramı oluşturmamayı öğrensem iyi olacak.

4 yorum:

Sunthing Special dedi ki...

Pişşt Sera bu alıntıyı Kelimeyiyen'e koymam lasım diy mi ama?:)Bi de uğra,Vicky Christina Barcelona cdsini veriyim,izledim dün

Sera dedi ki...

koy tabi :)
o film var bende canım ya. bilseydim indirmezdim :D

Sunthing Special dedi ki...

Hımm ok yukardaki postta izlemedim diyince şeettim.Bu arada sonunda istediğim gibi bi ev buldukk,taşınma hadisesini atlatalım da yapalım bi film partisi ;)

Sera dedi ki...

ev bulmanıza sevindim. beraber film izlemek güzel olacaktır :)
o film dediğim gibi bilgisayarda duruyor ama önce slumdog millionaire, benjamin button falan izleyeceğim. kimbilir ne zaman gelir sıra woody'ye.