Çarşamba, Şubat 11, 2009

vicky - go - lucky

Vicky Cristina Barcelona

Woody Scarlet'ı röntgenlemekten hikayeyi ve diğer karakterleri unutmuş. Her zamanki gibi. Son zamanlardaki gibi diyelim ya da. Süper vakit geçirten, keyifli ve leziz bir filmdi. Beklediğimden hoştu diyebilirim. Sıkılan Barcelona görüntülerine versin kendini. Yine de Woody'nin en şapşal New York filmleri bile nice nüanslarla bezeliydi. Bu filmde ise aşk üçgenlerinin, dörtgenlerinin, beşgenlerinin dayanılmaz çekiciliğinden fazlası var mı acaba? Anlatıcının sesi derinliği alıp götürmüş. Sevişme oyunlarından ziyade Vicky karakteri üzerine kurulsaymış öykü, unutulmaz bir film bile çıkabilirmiş. Vicky karakterinde birçok insanın kendini bulduğundan eminim. Hepsi Scarlet yüzünden işte...
Filmin asıl ve en önemli karakteriydi Vicky. Zamanımızın kadınlarının ikilemlerini, sadece kadınların değil erkeklerin de açıkça dile gelmemiş bunalımlarını en iyi yansıtan karakterdi. Maria Elena da filmi sürükleyici hale getiren karakterdi. Cristina ve Juan Antonio daha çok alımlılık unsurunu tamamlayan karakterlerdi filmde.
Rebeca Hall mükemmeldi Vicky rolünde. Prestige'de Christian Bale'in karısını oynamış daha önce kendisi. Diğer şöhretli oyuncuların arasında bir samimiyet ve gerçekçilik timsali olarak ışıl ışıl parlıyordu burada da. Bir diğer harikalık örneği Penelope Cruz'un birçok ödüle aday gösterilmesi Rebeca Hall'un hakkının yenmesine neden olmuş diye düşündüm izlerken. Penelope döktürüyor ve Javier Bardem'le İspanyolca konuştukları bölümler dahil (hiçbir şey anlamamamıza rağmen) doya doya izliyoruz kendisini.
Filmi Türkçe vizyona sokarken neden "Barcelona Barcelona" ismini tercih ettiler ona takıldım bir de. Vicky-Cristina-Barcelona işte. Bu isim değiştirme furyası ben küçükken daha feciydi. En iyisi bu konuyu hiç açmayım.

Happy Go Lucky

Bisikleti kaybolunca bile, "veda bile edemedim" deyip geçiştiren bir Pollyannacılık timsali olan Poppy'yi izlemek sabır gerektiriyor. "Her şey ne kadar da güzel" gülüşlü Poppy, içten içte hüzünle dolu bir karakter olan Amelie'den çok farklı. Yönetmen Mike Leigh'nin bir nevi Amelie filmi çekmemesi isabet olmuş, ki ikinci bir Amelie'ye ihtiyacımız yok ve başka hiçbir karakter Amelie'nin yerini tutamaz zaten. Yine de filme sonuna kadar katlanmak can sıkıntısı dolu dakikalara neden oldu kendi açımdan. İngilizler daha çok gülmüşler filme. Şaşırmadım. Bir kahkaha beklentisi içinde de değildim oysa ki. Ehliyet kursu aldığı Scott ise Poppy'nin tam tersi. Son derece kötümser bir sinir küpü. İki aşırılık timsalini dakikalarca yan yana izlemek de ayrı bir sabır gerektiriyor. "Artık daha fazla "Enrahaa" demesin bu adam nolur", diye diye bir hal oldum ama beni dinleyen kim...
Filmin sevdiğim birinci özelliği, Poppy'nin karşılaştığı insanların içindeki iyiliği ortaya çıkarmaya çalışması oldu. Agresif öğrencisiyle arasındaki ilişki gibi. Filmle ilgili sevdiğim bir diğer özellik de, önyargılı, statik, hayatı dümdüz yaşayan insanlarla dalga geçmesiydi. (filmin başlarındaki somurtuk kitapçı gibi)

Yine filmler yazdım. Durduramıyorum kendimi. Ya film ya kitap oldu burası nedense :p

11 yorum:

Unknown dedi ki...

merhaba, iki filmi de yakın zamanda izledim. Vicky C.B. keyifliydi ama dediğin gibi ben de ikinci filmi sıkıcı buldum. Sonuna kadar inatla izledim belki güzel birşeyler bulurum diye ama nafile.
Enrahaa :-) Çok güldürdün beni, yaşa, varol :-)

sevgiler...

Sera dedi ki...

ben sıkıldım, adam sıkılmadı "enrahaa" demekten. Unutulmaz bir replik mi armağan etmek istediler acaba sinema tarihine :))))

Ludmilla dedi ki...

1. Rebecca Hall'a harbiden haksızlık etmişler.

2. Kimi ince detaylar olsa da bu film başyapıt değil, dış ses zaten olayı bitirmiş bence, ne gereği vardı dış sesin hala anlamış değilim.

Netice olarak Scoop ile Cassandra's Dream'den kat kat iyi, Match Point'ten kötü olmuş. Dikkat edersen hiç eski filmleriyle karşılaştırmıyorum bile, yan yana getirmek bile abes kaçar. Nerde Annie Hall nerde Barcelona...

Sera dedi ki...

Annie Hall ya da Scoop izlemedim ama Match Point izledim. Hiç sevmemiştim onu da. Bunda eğlendim en azından :D

mayksisman dedi ki...

yine de keyif alıyorsun. ama hakkaten penelope cruz ve rebecca hall'dur geriye kalanlar.

ama bence penelope çok çok daha iyiydi. karikatürize falan değildi - ki muhakkak öyle bulanlar çıkacaktır volver'dekine de öyle demişlerdi hani.

güzeldi eğlenceliydi. fazla bir şey beklenilmediğinde fazlasını veren bir film aynen dediğin gibi.

Sera dedi ki...

ben de karikatür bulmadım Penelope'yi ve izlemekten keyif aldım.

Woody filmleri çok abartılıyor bence.

efe dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Sera dedi ki...

uyarı hizmeti bedava efendim :))

mayksisman dedi ki...

happy go lucky çok tatlı bir filmdi ya. ehe ehe. adeta kendimi buldum poppy'de. ne biçim de eğlendim ben o filmde.

hele o adamın poppy'e çemkirdiği sahne.

keşke dramatik yönü daha kuvvetli olsaymış. mesela "ok, i got it, yeah"li yabancı adam sahnesinde bir havada kalmışlık vardı. ama işte enrahaha çok uyuzdu fakat adamın çemkirdiği sahne çoooooook fazla iyiydi.

filmin başındaki hatunların uçma sahnesi de üstelik antipatikti.

sanırım ben filmin ikinci yarısında poppy'nin başkalarından ayar yediği, öğrencisinin kavgaya tutuşmasına tanık ıolduğu, deli adamla sıohbet ettiği ve erkek arkadaşıyla sıcak ilişki içine girdiği, hani daha az pollyanna, daha çok gerçeklik içeren halini çok sevdim ve o yüzden ilk yarıdaki sıkıcı yüksek optimizmi unuttum.

yoksa senin gibi ben de beklediğimi hani bulamayabilirdim. ama yine de o çemkirdiği sahne diyorum. müthişti adamın her kelimesi.

vikcy cristina barcelona ise bence üzerinde çok da konuşulması gerekmeyen, sadece penelope cruz2un güzel ötesi deliliğini ve enfes barcelona görüntülerini barındıran hoş ama biraz boş bir filmdi. çok da fazla tutulmamasına sevinmiyor değilim.

mayksisman dedi ki...

şu an kendimi öldürdüm gülmekten. ben vicky cristina2ya yorum yazmışım. sdlşfjksdfkdsf. 2.kez yorum yazdım.

sonra bir de "tria hiç çay içmeye uğramıyorsun" diyorsun. aynı posta iki kez yorum çaktım sera. kafama bakar mısın? bak bi ama ;) ehe ehe.

uçuyorum adeta.

Sera dedi ki...

Poppy'nin okuldaki ve sevgilisiyle olan sahnelerini sevmiştim ben de. iki zıt karakterin bakış açısını gösteren "enrahalı" sahneler de sinir bozucu olmasına rağmen filmde yer alması gereken sahneler olduğunu kabul ediyorum. ama açıp bir daha izler misin diye sorsan filmi, zor derim.

Çay, kahve, şeker, çikolata... bekleriz efendim :)