Serablogda kitap ve film hizmetinde sınır yok efendim. Sizi bazı filmleri izleme zahmetinden kurtarmak boynumun borcudur.
Choke/Tıkanma:
Chuck Palahniuk'un kitabından uyarlanmış filmi izlemeden önce Fight Club'ın seviyesine erişemeyeceğinin farkındaydım ama en azından bağımsız usulü ve Palahniuk'un tarzına da çok yakışacak bir film çıkabilir belki ortaya diye düşünmüştüm. Halbuki filmin tek güzel yani Anjelica Huston'dı. Kitabını okumadım ama bu filmi izleyeceğinize gidin porno izleyin daha iyi. O kadar söylüyorum yani. Asıl Gösteri Peygamberi'nin filmi çekilse çok keyifli olabilir bak.
Blindness/Körlük:
Kitabını okumadığım bir film daha. Kitabını okumadığım için de kısa geçeceğim.
İnsanların birdenbire kör olmaya başlamaları ve tek bir kadın hariç (Julianne Moore) kör olmayan hiç kimsenin kalmamasıyla ortaya çıkan kaos ve dehşet, özellikle körlerin kaldığı baraka-kamp-yurt benzeri bir yerde iyice ayyuka çıkıyor. Son bölümlerdeki sokakların hali ve insanların insanlıklarını yitirişini izlemek de tüyler ürpertici. Bundan daha tüyler ürpertici olanı ise Gael Garcia Bernal adlı "evladımızın" bir tecavüzcüyü canlandırması. Bundan daha korkuncu ise Johnny Depp'in tecavüzcüyü canlandırması olabilir, ki bildiğiniz gibi Depp fetişistlerine vız gelir.
Savage Grace/Vahşi Zarafet:
Yine sizi izleme zahmetinden kurtaracağım bir film daha var karşımızda sevgili blog kardeşlerim. Oedipus kompleksinden muzdarip bir genç ve çatlak, sapık, sinir hastası annesi arasındaki sevgi-nefret ilişkisi, Julianne Moore'un performansına rağmen çekilmiyor. Yapmacık burjuva hayatları anlatan bir film olduğunu sanmıştım başlarda, özellikle karı koca arasındaki diyalogları ve yemek sahnelerini görünce. Anne oğlun sapkın ilişkisine doğru ilerledi film daha sonra. Hele ki ikinci yarıda 20 yaşlarındaki çocuğun annesinin kucağına oturması ve oturmakla da kalmamasıyla ne düşünüp ne yorum yapacağımı bilemez hale geldim. Filmin sonunda gerçek bir hikayeden alınmıştır ibaresi vardı ve asıl beni benden alan nokta da buydu. En uzak durulması gereken filmlerden biri ilan ediyorum kendisini, kim ne derse desin.
La Voyage Du Ballon Rouge:
Yalnız anne, çocuğu ve Uzakdoğulu bakıcı kızdan oluşuyor ana karakterler. Minimalist ve sıkıntılı filmleri sevenlere hitap ediyor. Juliette Binoche'a sarı saç yakışmıyor. Yalnız annenin sıkıntılarının yanında o bakıcı kızın film çekme hayallerini, küçük çocuğun kendi bakış açısını falan da görebilmek isterdim filmde bir izleyici olarak ama göremedim. Kırmızı balon oradan oraya uçup duruyor ve filmin ilk yarısı ikinci yarısından daha izlenebilir olsa da bi yere varılmıyor.
Goodbye Bafana:
Televizyonda rastlayıp da izledim emperyalist İngilizlerle Nelson Mandela'nın öncülüğündeki Afrikalıların özgürlük mücadelesini. Film daha çok Mandela'nın gardiyanının hayatına ve bakış açısına odaklanıyor. Mandela rolünde 24 dizisinin siyah başkanı rolünde hatırlayabileceğimiz Dennis Haysbert var. Gardiyanla karısı rollerini bir türlü a ligine yükselip dikkat çekici bir üne ulaşamayan iki oyuncu Joseph Fiennes ile Diane Kruger oynuyor. Bir Brad Pitt'le ne bileyim Reese Witherspoon falan oynasaydı filmde bu ikisinin yerine, kesin daha çok ilgi çekerdi. Joseph Fiennes iyiydi de Diane Kruger'ı boş bir balon olarak görmekten vazgeçemedim bu filmde de. Karakterine yeterince inanamamış sanki. 20 yıl yaşlı halini de aynı genç haliyle oynatmışlar kadına ki bu da inandırıcılığı zedeleyen unsurlardan biri sayılabilir. Sırf kıyafet değişikliğiyle olmuyor iki yetişkin çocuğu olan anne rolü. (bkz: Beren Saat - Hatırla Sevgili) Tarantino'nun yeni filminde oynamak da kurtarabilecek mi acaba bu sarışın güzeli. (Pitt, Naziler, vs. falan. Tarantino'nun yeni filmi de ilk bakışta iştahımı kabartmadı ya, hiç açmayım o konuyu.)
Rocknrolla:
Guy Richie'nin Snatch'ini izledim ama Lock,Stock and Two Smoking Barrels adlı kulağa oldukça "havalı" gelen filmini izlemedim. Snatch'e, karakterlerine ve müziklerine karşı bir hayranlığım oluşmuştu. Guy Richie müzik seçimlerine güvenebileceğimiz bir yönetmen olduğunu kanıtladı bu filmiyle de. Yalnız bana müziklerin filmin önüne geçtiği hissini verdi birçok yerde. Üstte yazdığım filmlerden çok daha iyi bir film olmasına rağmen film yerine müziklere odaklandım daha çok. Öykü olarak da aslında çok özgün geldiğini söyleyemem. Kötü adamların arasında kalmış bazı tiplerle femme fatale güzelliğinde bir Thandie Newton vardı. Rocker Boy en enteresan karakterdi ve izlemesi keyifli bir filmdi. Gerald Butler'a ise hala adapte olamadım. Yine de dediğim gibi Snatch kadar aklımda kalmadı ya da onun etkisini veremedi. Meraklısına diyeyim buna da.
15 yorum:
Ben Lock, stocking..'i Snatch kadar sevmemiştim yine de keyifli film ama fazlasıyla ingiliz.
Choke'u kimsenin beğendiğini görmedim, Blindess'ı da kitabını okuduğumdan izlemeyi düşünmüyorum. Valla Gael her role girdi herhalde bu arada :P
Geri kalan filmlerde de bir numara yok sanki, izlemicem sana güveniyorum :P Bu arada Beren Saat benzetmesi süper olmuş ;)
Direk H.S.deki o durum aklıma geldi yazmadan edemedim :)
Gael demişken Almodovar'ı hatırlatmıyım bi de şimdi :p
Sadece;bir pazar sabahında elimde kahve kokusu,enfes bir yazı okudum diyeyim,başkada bir şey demim:))Kitap ve film konusunda benim için en önemli referans noktası teşekkürler:))
efe: Choke'u demiştin ama sen demeden önce de indirmiştim zaten. hazır indirmişken de aradan çıkarayım dedim.
Körlük için ise kitabı okumadığım için ayrıntılı yazmamayı tercih ettim. Sarsıcı çok yönü vardı aslında.
Hatırla Sevgiliyi yazın tekrarlarını koymuşlardı, o zaman izlemiştim büyük bir kısmını. Konudan konuya atlamak güzel oluyor bazen :))
Lock Stock'u izlemememin herhangi bir nedeni yok. Fırsat olmadı. Öncelik listemde değildi falan işte. Pitt Snatch'de iyiydi, hep öyle olsa keşke.
buraneros: Yazarken keyif aldıklarımın referans noktası şeklinde adlandırılması beni çok mutlu etti. Öyle bir iddiam falan yok halbuki. Kişisel günlüğüm olarak bakıyorum ben buraya :)
Onları güvenilir ve okunması keyifli kılanda;yalpalamayan ve tümüyle sana ait kararlı düşünceler olması zaten...Samimiyeti ve başkaları çok sevsin kaygıları taşımıyor olması:))
tekrar teşekkür ederim. ama utana utana nereye varacak bu hal bilmiyorum :))
Sayfanin yeni (morlu) renklerini cok begendim! Gerci belki de eskidir de ben yeni goruyorumdur, zira cogunlukla REader'dan okuyorum yazilarini.
Bu arada asagidaki yaziyla ilgili yorumum: Ben de Kara Kitap fanatigi olmama ragmen, Masumiyet Muzesi'ni de begendim. aslinda ilk 50 sayfasi kitabin geri kalanindan biraz farkli bence. O yuzden bir sans daha vermeyi denersin belki bir ara, nacizane onerim :-)
Morlu, düğmeli tema iki haftadır falan var. Yeni sayılır yani :)
Masumiyet Müzesini tekrar elime alacağımı sanmıyorum yine de. Elif Şafak'ın Aşk romanını da elime almayı düşünmediğim gibi. (En azından şimdilik)
Guy Ritchie ile Guy Pearce karışmış biraz galiba ;)
savage grace hakikaten de şok edici bir filmdi. julianne moore dediğin gibi filmi kurtaramamıştı. ben de gerçek bir hikayeden alıntılandığını öğrendiğimde baya şaşırmıştım. zaten öyle olmasa oturup da dayanmazdım hani hakkaten "öeh" dedirten çok sahnesi var. ;)
zamazingo: ahah evet üşenmeden bi yazı yollayım derken oluyor öyle şeyler :)
tria: izlemesi zor bir film evet.
Bunları okuyunca farkettim ki ben film bloğuma sadece beğendiklerimi yazıyorum ve o yüzden entry sayısı artamıyor. Çok seçiciyim :p
Ama böyle beğenmediklerimi de yazıp başkalarını kurtarma fikri mantıklı. Becerebilirsem deneyeyim bakalım...
bu yazıda tamamen beğenmediklerimi yazmadım. blindness mesela çarpıcıydı ama bu daha iyi olabilirdi demeyeceğim anlamına gelmiyor. bir de ben günce tipi yazılar fazla yazmadığım (ve pek de canım istemiyorum günlük yazmayı)için film yazılarında biraz geyik yapma, eğlenme fırsatı buluyorum :)
Geyik yapman iyi ya ben bu sayede izlemediğim filmleri içeren uzunlu kısalı bir çok yazını keyifle okuyabiliyorum. Böyle özet işine falan girersen okumam.:P
Yorum Gönder