Cumartesi, Nisan 04, 2009

metroland

Aralarında Der Baader Meinhof, The Nines, Disturbia gibi filmlerin de bulunduğu son izlediğim filmlerden bir derleme yapacaktım aslında ilk olarak Metroland'i yazmadan önce. Fakat hem üşendim, ki uzun zamandır bu blogu okuyanlar üşendiğim zamanları burada direkt itiraf ettiğimi bilirler, hem de kitabı hazır yeni bitirmişken üzerine bir şeyler söylemek istedim. (Bunun yanında sırf bıçak sırtı Der Baader Meinhof etkeni var ki, film üzerine düşündüklerimi nasıl söylemem gerektiği konusunda en ufak bir fikrim yok -ifadesiz kalınan anlardan biri- ve bu durum da tüm bunlardan kaçıp bir kitap yazısına sarılmama neden oldu.)

Metroland'e geçecek olursam, Julian Barnes'ın yazdığı ilk kitap olmasının yanında benim de okuduğum ilk Julian Barnes kitabı olduğunu söyleyebilirim ilk olarak. Julian Barnes'la ilgili ilk izlenimim ise, durağanlıkla akıcılığı birleştiren bir anlatımının olduğu. Ergenlik döneminin geçtiği ilk bölüm, eğlenceli anlarına karşın yer yer bana durağan geldi. Christopher ve Toni adlarındaki iki arkadaşın insanların kopyalaşmış yaşamlarıyla dalga geçtikleri bölümler kitabın en keyifli anlarıydı.

İkinci bölüm Christopher'ın Paris'te geçen ilkgençlik dönemini anlatıyor. Chris'in sanatla iç içe geçen Paris'teki yaşamı Annick'le karşılaşıp ona aşık olmasıyla devam ediyor. İlk aşkı Annick'le aralarında geçenler, Fransız-İngiliz, kadın-erkek, ateşli-tutuk, sıcakkanlı-soğuk şeklinde uzun uzun sıralanabilecek farklılıklarla Paris'te sonradan eşi olacak Marion'la karşılaşması ve Marion'la aralarındaki diyalogların Chris'i enteresan düşünce akışlarına kaptırması trajikomik denebilecek şekilde yer alıyor bu bölümde.

Üçüncü bölümde Metroland'e geri dönüyor Chris. Evlilikle birlikte kopyalaşmış biçimde yaşayan insanlar topluluğuna karışıp karışmadığı konusunda düşündürüyor bizleri. Eski arkadaşı Toni'nin daha özgürlükçü bir yaşam biçimini benimsemiş olması ve her karşılaştıklarında Chris'i yaşamını sorgulamaya yöneltmesi ikisi arasındaki farklılığı daha da vurguluyor. Edebiyatla ve sanatla neden ilgilenir insan? Sadakat nedir, sadece onu üzmemek için mi sadık kalınır, yoksa öyle olması gerektiği için diye mi düşünür insan ve içten içe farklı kişilere yönelmek istediği halde evliliği yıkılmasın diye mi sadakatsiz davranır, yoksa bir kaçış şekli midir insanı sadakatsiz davranmaya iten? Ya da sadakat ikiyüzlülük müdür Toni'nin dediği gibi? Ya da Chris'in savunduğu gibi seven insanın böyle şeylere pabuç bırakmasına ve başka vücutlara ihtiyaç duymasına gerek yok mudur? Şöyle de diyebiliriz; Chris'in eşine sadık kalıp kalmama nedenini neden muallakta bırakmıştır yazar? (Ya da bana öyle gelmiştir.) Asıl ikiyüzlülük sadakatsiz davranmak değil midir? Peki evlilik mutlaka tekdüzeliği mi çağrıştırmalıdır? (Bazı kadın köşe yazarlarının yazılarına benzemesin burası daha fazla isterseniz ve bitsin bu bölüm artık!)

Kitabın ilk bölümündeki çocuksu ve alaycı dil, diğer iki bölümde de hissediliyordu hissedilmesine ama çocukluk-ergenlik bölümünün anlatımında özellikle daha keyifli bir anlatım var diyeceğim yine de. Ayrıca daha önce Julian Barnes okumadığım halde romanla ilgili pekçok şey tanıdıklık hissi verdi ve sanki daha önce de karşılaşmışım, ne bileyim bir cafede oturup yazarla sohbet etmişim gibi hissettim.

"Yeni bir yetişkin tanımı: İnsanın boyun eğdiği zaman süresi." (s.193)

Kitapla ilgili bir google araştırması yaparken 1997 yapımı sinema versiyonuyla karşılaştım. (Google'da resimlerini görünce imdb linkini vermem şart oldu.) Daha çok Chris'le Marion arasındaki ilişkiye odaklanılmış vasat bir filmi andırıyor ama Christian Bale ve Emily Watson izlememi gerektiriyor.

9 yorum:

Ludmilla dedi ki...

Bende de bi Barnes romanı var ama başlamadım, o sanırım biraz daha ilişkilerden uzak. (umarım) Aslında karmaşık ilişkilerle ilgili kitap okumak istemiyorum daha fazla, Cunningham'ın meşhur romanı Dünyanın Sonundaki Ev gibi bir şahaseri okumak yetiyor. :)

Ludmilla dedi ki...

Ayrıca, o dediğin filmde Martina Gedeck oynuyormuş, Ulrike Meinhof da ilgimi çeken bir isim ne zamandır, merak ettim filmi, izlerim herhalde. Tabii önce senin görüşlerini okumak isterim. :)

Sera dedi ki...

Pek öyle karmaşık ilişkilerin olduğu söylenemez kitapta. Yazımdan öyle bir izlenim ediniliyor olabilir :)
Ama özellikle son bölümlerde o konuyla ilgili kimi ayrıntılar bunları yazmama neden oldu.

Evet Der Baader'in kadrosu şahane. Yazarım bi ara ya :)

buraneros dedi ki...

The Nines yorumunu sabırsızlıkla bekliyorum.İnan sana mesaj yazacaktım şu filmi izlemediysen de izleyip bir yorum yazarmısın diye...:))Filmi beğenmediğimden değil,üzerine ve içerdiğine saatlerce konuşabilirim.Ama ilk kez bir filme yazıp yazıp sildim.Ve peşini bıraktım:))Üstelik iki kez izledim ve sanırım bir 6-7 ay oldu,hâlâ tık yok:))

Sera dedi ki...

ne derler, bugünlerde filmler konusunda pek ilham gelmedi. böyle 6-7 film var yazmadığım. keşke sen yazsaydın the nines'ı da okusaydık :)

Adsız dedi ki...

İdefix sepetimde olan bir kitap. Cuma günü siparişimi vereceğim ve öncelikle bunu okuyacağım. Güzel ilgi çekici bir kitaba benziyor. Teşekkürler.

Sera dedi ki...

Yorumunu merak ediyorum :)

Sunthing Special dedi ki...

Madem Barnes'ı sevdin, bundan sonraki Barnes kitabı seçiminin için önerim: 10 1/2 Bölümde Dünya Tarihi, süperdir :)

Sera dedi ki...

Barnes'ın herkes başka bir kitabını öneriyor. Biri diyor Flaubert'in Papağanı, biri diyor Limon Masası, şimdi de 0 1/2 Bölümde Dünya Tarihi geldi. Sıraya koyacağız anlaşılan hepsini :)