Cumartesi, Mayıs 16, 2009

son birkaç film

Towelhead (Nothing Is Private)

Unutulmaz dizi Six Feet Under'ın ve şimdilerin vampir macerası True Blood'ın yapımcısı Alan Ball'un kendi yazıp yönettiği filmi merak ediyordum. Merakımı giderdim ama beklentilerimin karşılanıp karşılanmadığını soracak olursanız, pek de olumlu yanıt veremem.

Kültürel, etnik farklılıklara ya da cinsel tercih farklılıklarına kafayı takmış Alan Ball'un oldukça keskin gözlemleri ve söylemleri vardır. Sözünü hiçbir şekilde sakınmaz ve her anlamda mualiftir. Ayrıca genelde 13 ila 18 artı şeklinde derecelendirilen dizilerinde ya da yine yazarı olduğu American Beauty gibi filmlerinde karakterlerinin cinselliklerini uluorta sergilemekten ve bu konunun da üstüne gitmekten çekinmez.

Yazının konusu olan filmde Ortadoğu asıllı olan ama esasında Müslüman olmayan bir genç kızın karşılaştığı önyargılar ve "büyüme serüveni" anlatılıyor. Etnik farklılıkların günlük hayattaki faşizme nasıl yansıdığını bu genç kız ile aslında kendisinin de kızına ve kendisine önyargıyla yaklaşıp ırkçı tavırlar sergileyen diğer Amerikan moronlarından pek farkı olmayan cins babasının yaşadıklarını keskinliğinden bir şey kaybetmeyecek şekilde gösteriyor bize Alan Ball. (baba rolünde Six Feet Under izleyenlerin hatırlayabileceği tanıdık bir isim var. Orada da "cins" bir rolde karşımıza çıkan Peter Macdissi -namı diğer Olivier.) Ne var ki, genç kızın "büyüme serüvenine" sarkıyor konu ve filmin sorunu da bu konuya çok fazla sarkması. Ortadoğulular söz konusu olunca, söz konusu kişiler Müslüman kökenli olmasa bile, önyargıların nasıl da havada uçuştuğuna tanık oluyoruz filmde evet ama genç kızın "fazla" kişisel sorunlarına "fazla" odaklanıyor yönetmen ve bir süre sonra can sıkıcı olmaya başlıyor film. (Film değil yeni başlayanlar için cinsellik dersi sanki.) Ayrıca yardımsever melek demokrat çiftle tacizci cumhuriyetçi eski asker karakterleri de klişeler diyarının farklı bir kapısı olmuyor mu?

I've Loved You So Long (Il y a Longtemps que je t'aime)

Hapisten yeni çıkan bir kadının uzun zamandır görüşmediği kız kardeşinin yardımıyla hayata tutunma ve uyum sağlama çabaları konu ediliyor filmde. Filmin iki kadın oyuncusu Kristin Scott Thomas ve Elsa Zylberstein etkileyici diyebiliriz, özellikle Kristin Scott Thomas. Aile ve bağlılık üzerine duygusal bir film şeklinde tanımlanabilecek filmin diğer bir derdi de önyargılar. Uzak diyarlardan, Vietnam'dan çocuk evlat edinen entelektüel bir kadın olan Lea ve onun o anlayışlı kocasıyla entelektüel arkadaşlarının bile, konu hapisten yeni çıkan bir kadın olunca tavırlarının nasıl da değiştiğini görüyoruz.

Evet çok özgün bir konusu yok filmin ama etkiliyor işte bazı noktalarda. İki kız kardeşin ilişkisinde özellikle ve yine özgün diyemeyeceğimiz final bölümünde bile.

Wendy & Lucy

Benim pek tarzım olmayan bu ağır tabiatlı filmde Michelle Williams'ın bazı halleri öyle içe dokunuyor ki, az da olsa söz etmemek imkansız hale geliyor filmden.

Alaska'ya doğru köpeğiyle yola çıkan Wendy'nin önce arabasının bozulmasını, sonra tek varlığı olan köpeğinin kaybolmasını ve yaşadığı hüzünleri izliyoruz film boyunca ve filmin tek konusu Wendy'nin ailesinden bile daha bağlı olduğu köpeğiyle olan duygudaşlığı diyesi geliyor insanın. Ama kıyamıyorum. Wendy'nin yaşadığı o yalnızlık, telefonla aradığı ailesinin hiç de aile gibi olmayan tavırları, Wendy'nin yeni bir hayat kurma hayalleri içime dokunuyor. İzliyorum ben de sonuna kadar melul melul, ağır ağır ve hüzünle. Filmi sevip sevmediğime karar veremiyorum ama Wendy'nin o hallerinden etkilendiğim kesin.

Hiç yorum yok: