Sevgili kitapkurdundan yeni bir mim geldi. Yeni mim, yeni paylaşım demek. "Okuma serüveninizde unutamadığınız, hayatınızın bir dönemine, özellikle de çocukluğunuz ve ilk gençliğinizin hayal dünyasının oluşumuna etki eden yazar kim?" sorusu çıktı karşıma bu sefer. Bir benzerini daha önce yapmıştım. Bu sefer çocukluğuma ve ilkgençliğime gideyim.Okuma yolculuğu annemin dayanamayıp ben 5 yaşındayken bana okumayı öğretmesiyle başlamıştı. Bir hevesle okula başladım erken yaşta bunun üzerine. Okumanın süper bir şey olduğunu kavrayınca okulun da süper bir şey olabileceğini sanıyordum. "Çocuk aklı işte" diyebilirsiniz bu noktada durup da. Neyse konuyu dağıtmayayım; herkes hece peşinde koşarken öğretmen elime bir kitap tutuşturdu, al sen bunu oku dedi. Hangi kitap olduğunu hatırlamam çok zor şu an ama aval aval baktığımı hatırlıyorum tüm dışlanmışlığımla. Hece defterlerine özendim, ki öğretmenin hesap etmediği yazımın berbat oluşuydu ve annemin yazmayı değil sadece okumayı öğrettiğiydi. Uzun süre yazım düzelmedi tabi kitaplara bu kadar dalıp yazı yazmayı ihmal edince. Okumak güzel olsa da, herkesten önce okumak o kadar güzel bir şey değildi aslına bakarsanız ve asıl diyeceğim odur.
Hiç Cin Ali serisi okumadım. Alibik diye bi horozun maceraları vardı. Onun kümesinde Köpek Toraman vardı, kibirli hindi vardı, tavuklar, civcivler ve Alibik'in sabah ötüşü maceraları vardı. Kötü yürekli tilki vardı. Alice'ten, Peter Pan'den, Pollyanna'dan, Çizmeli Kedi'den, Karlar Kraliçesi'nden, Güzel Prenses ve Bezelye Tanesi'nden, Parmak Kız'dan, Heidi'den, Jules Verne'lerden başka bir de Alibik serileri kalmış aklımda.
Resimli bir hayvan ansiklopedisi vardı. Koca koca resimlerin altında küçük bilgiler yazardı hayvanları tanıtan. Bayılırdım o ansiklopediye. Her boş zamanımda onu açıp eğlenirdim ve isim-şehir-hayvan oyununda çok da işime yaramıştır orada gördüklerim.
Yeşil Evin Anne'i vardı. Kızıl saçıyla havuç diye habire dalga geçilen ama "hayallerini asla yitirmeyen" bu genç kızın yaşadıkları gençliğimi yemiştir.
Ortaokul-lise yıllarına gelirsem, karşılaşacağım şaheserler Küçük Prens ve Şeker Portakalı'dır. Aslında Vasconcelos'un tüm kitaplarını hatmetmiştim o dönemde. Güneşi Uyandıralım'ı çoğu kişi Şeker Portakalı kadar sevmez ama ben o kitapta ilkinden daha çok ağlamıştım. Küçük Prens ise bambaşka bir olaydı. Her yaşta eline almalı insan çiçeğinin peşindeki Küçük Prens'i.
Sonra Jack London'ın Şampiyon'u vardı. Bildiğin boks maçıydı aslında kitabın özü. Ama Jack London ayrı güzeldi. Yine de bildiğin boks maçı değildi kitap işte.
Henry Charrierre'in Kelebek'ini tutuşturmuştu babam elime lisedeyken. Elimden bırakabildiğimi hatırlamıyorum bile. Hapishane hikayelerine şimdi bile ilgimin olmasının müsebbibidir Kelebek.
Agatha Christie'ler vardı lisedeyken. Tüm bir yaz tatili boyunca 25-30 civarında kitabını okumuştum. Cinayet hikayelerine bayılmıştım, zaten komiserli, dedektifli televizyon dizilerine de zaafım varken Agatha teyzeyi es geçmek olmazdı.
Hermann Hesse kitapları da o dönemin başucu eserleri olmuştu. Narziss ve Goldmund ile Bozkırkurdu özellikle. (bu ikisini yeniden okuyasım var)
Birilerine mim göndermem gerekiyor artık yazının sonlarına gelirken. Uzun bir süre yazmamaya kararlı olsa da Ludmilla'yı, mimin ilgisini çekeceğini düşündüğüm Moonshine'ı ve eğlenceli yazısını şu an bile kafamda canlandırdığım Karanlık'ı mimliyorum.
4 yorum:
Evet, evet vereyim bu mime cevap, kitaplar hakkında yazarsam okuma hevesi oluşur belk yine ve yeniden :)
inşallah hevesin geri gelir :)
Tesekkurler Sera, evet gercekten ilginc ve guzel bir mimmis bu. Cocuklukta okudugumuz kitaplar sanki daha bir buyuluydu degil mi?
Ah, Zeze'nin maceralari, Seker Portakali.. Ve hayatimda hic bir kitapta aglamamis olan ben, Gunesi Uyandiralim'i bitirdigimde hungur hungur aglamistim.. Hala aklima kazinmis durumda kitabin en son satirlari:
"Bir cururu kurbagasi
Usudugunu soyler..."
çocukken ayrı güzeldi ve çocuklukla ilgili pekçok şey gibi büyülü hisler uyandırıyordu insanda kitaplar.
Yorum Gönder