Çarşamba, Haziran 10, 2009

Woodygiller

Son izlediğim filmlerin bazıları Woody Allen'a aitti. Son zamanlarda çektiği filmleri, sırf eğlenceden ibaret gördüğüm Vicky Christina Barcelona olsun, insanların niye övüp durduklarını anlayamadığım Match Point olsun, çok iç açıcı bulmamıştım. Çok öyle Woody hayranlığım yoktur ama filmlerindeki kimi küçük anları etkileyici ve eğlenceli bulurum. Aynen kendi gibi filmler çekmesi, çok büyük laflar söyleme gereği duymaması, çok geveze bir hava verse de unutulmaz diyaloglar sarf etmesi, kadın oyuncu seçimleri, karakterlerinin evlerinden eksik olmayan kitaplıklar ve arka planda hep kitaplıkların görünmesi filmlerinin sevdiğim yanlarından aklıma gelenlerdir ve son izlediğim 5 filmden çıkardıklarım kısaca bunlardı. Manhattan Murder Mystery, Anything Else, Everyone Says I Love You gibi filmlerini daha önceden izlediğimde, Allen'ın fazla kendi dünyasında takıldığını, etliye sütlüye hiç karışmadığını, (aslında kimi diyaloglarında doğrudan etliye sütlüye karıştığını söyleyebiliriz), kafayı ilişkilere taktığını ve fazla geveze filmler çektiğini düşünmüştüm. Halbuki birileri entelektüel insanları da anlatan filmler yapmalıydı. "Entelektüel insanlar için filmler" değil, "entelektüel insanları anlatan filmler" demek istediğim evet. Ya da entelektüel kelimesi yerine ne koyarsanız artık.


Eskilere yol aldığımda izlediklerimden en çok Annie Hall'u beğenmem şaşırtıcı olmayacaktır. Woody'nin en ünlü, en sevilen ve en unutulmaz filmi olarak birçok kişi tarafından mimlenmiş bir film Annie Hall ve bunda Diane Keaton'ın etkisi çok bariz. Woody'nin her karakteri kendisini oynuyormuş izlenimi verir zaten. Burada Diane Keaton'ın doğallığını görünce de aynı şeyi söyleyebiliriz. İki oyuncunun kendi yaşadıkları ilişkiden esinlenerek çektikleri bir film olduğunu öğrenince şaşırmıyor insan. Arada bir kameraya bakıp seyirciyle konuştuğunu görüyoruz zaman zaman. Ayrıca güldürüp güldürüp en sonunda insanı hüzünlendirmesi yok mu, o noktada susup kalıyorum. Tekrar tekrar izlenir.


Zelig bir diğer hoşuma giden Woody filmi oldu. Bir çeşit görünmez adam olan Zelig'in yanında olduğu kişinin görünüşüne ve karakterine bürünmesi, egzantrik kişiliğiyle popülerlik rüzgarları estirmesi ve fotoğraflı eski film havasıyla diğer Woody filmlerinden farklı bir hikayesi var filmin. Enteresan bir medya ve psikanaliz taşlaması olarak da izlenebilir film ayrıca. Mia Farrow eşlik ediyor bu kez Woody'ye.


Manhattan öyle her anını sevdiğim bir film olmadı. Parça parça sevdim diyebilirim. Filmi sevdiğime de son sahnelerinde karar verdim hatta.
Yalnızlık ve ilişkiler öyküsü Manhattan. Diane Keaton'ı bu filmde de izliyoruz ama Mariel Hemingway parlıyor burada masumiyetiyle. Genel olarak, egoları şişkin entelektüeller nasibini alıyor Manhattan'da Woody'nin senaryosu aracılığıyla. Özellikle Diane Keaton'la Woody'nin karakterlerinin tartıştıkları bir sahne var ki, bazı insanların edebiyata ve filmlere bakışlarının ne kadar tatsız ve burnu büyük olduğunu vurguladığı için insanın teşekkür edesi geliyor Woody'ye. "Yalnızlık ve ilişkiler öyküsü" demiştim film için. Filmi asıl sevdiren ve etkileyici olan kısmı da o yalnızlığa vurgu yapması. Siyah beyaz New York görüntüleri de renkli New York görüntülerinden hep daha güzel oluyor bir de nedense. Pek bi romantik sahneleri var ayrıca. Üstteki resim de onlardan biriydi.


Deconstructing Harry buhranlı ve karamsar bir film. Sorunlu ilişkiler daha çok vurgulanıyor bu ünlüler geçidi filmde. Yazar krizine giren bir adamın geçmişiyle hesaplaşması ve yarattığı karakterlerle iç içe geçen hayatından kesitlerle ilginç bir de kurgusu var. Oyunculardan özellikle Judy Davis ve Elizabeth Shue'yu anmadan geçemeyeceğim. Elizabeth Shue zamanında Back To The Future'da bile oynamıştı ama artık göremiyoruz filmlerde kendisini. Dadılı bir film hatırlıyorum bir de çocukluğumdan. (Bebek Bakıcısının Maceraları diye gösterilirdi televizyonlarda. O yaşlarda izlemesi oldukça keyifli bir filmdi.) Bu filmde öyle bariz etkileyici bir oyunculuğunun olduğu söylenemese de, eski günlerin hatırına izleniyor daha çok. Kristie Alley Woody'nin histerik eski karısı rolündeyken yine psikanaliz taşlamalarından taşlama beğeniyoruz onun sahnelerinde. Kristie Alley karakterinin histerikliğini abartmış diye düşünüyorum. Demi Moore ve Robin Williams bile var filmde ama Demi Moore daha çok bacaklarıyla öne çıkmış. Özetle, fazla buhranlı ve takıntılı geldi bana bu film ama en çok güldüğüm sahneleri ve diyalogları barındıran Woody filmlerinden biriydi öte yandan.


Televizyondan sürpriz yumurta gibi çıktı Mighty Aphrodite ve hazır önüme çıkmışken izleyim dedim. Yine entelektüel ve sorunlu bir çift yer alsa da, ana akıma daha yakın bir çizgisi var filmin. Evlatlık aldığı çocuğun annesini merak edip kafayı takarak araştıran bir adamın, çocuğun annesinin hayat kadını olduğunu öğrenmesi ve onunla tanışarak hayatına çekidüzen vermeye çalışmasını anlatıyor özetle. Woody'nin eşi rolünde Helena Bonham Carter var fakat öne çıkan tabii ki buradaki hayat kadını rolüyle oscar da kazanan Mira Sorvino. Eğlencelik, çerezlik bir film tadında olduğunu söyleyebiliriz Mighty Aphrodite'ın.

Kısa kısa yazacağım derken yine uzadı yazı ama herhalde uzun bir süre Woody filmi izlemem.

14 yorum:

Çağdaş Yılmaz dedi ki...

güzel Yazı ...

divadeiwob dedi ki...

Maç Sayısı, Cassandra'nın Rüyası ve Barselona Barselone filmleri benim en sevdiğim woody allen filmleri. eski filmleri çok daha iyidir ancak belki de benim ait olmadığım zamanları anlatıyor. Yeni filmini sabırsızlıkla bekliyorum. İçimden bir his Whatever Works'ün Maç Sayısı'nı tahtından edeceğini söylüyor. Barça Barça çok yaklaşmıştı ama olmamıştı.

Larry David (yeni filmdeki başrol oyuncusu) Woody Allen'a bazı açılardan çok benziyor özellikle karamsarlık, umutsuzluk ve hayatın anlamsızlığı konularında. Her ne kadar Allen olaya çok daha geniş bakarken "Curb Your Enthusiasm" dizisinde kendisini oynayan David ise bunları gündelik hayatının her tarafına yaymayı başarabilen(!) biri olarak çok iyi bir ikili olabileceklerini düşünüyorum.

Sera dedi ki...

ziverbey: teşekkür ederim.

divadeiwob: demek son filmlerini çok seviyorsun Woody'nin. ben son filmlerini sevmesem de yeni filmi merakımı çeldi. kadro da yine enteresan görünüyor.

buraneros dedi ki...

Ben yine şahane bir yazıydı diyeceğim.:)) Kahirenin Mor Gülü'nü izlemelisin eğer izlemediysen...ve Radyo Günleri...Melinda Melinda'da sinema dünyasına bir bakış ve çıkar ilşkilerinin insanları soktuğu haller anlamında aynı oyuncuları farklı karakterlere dağıtarak, biraz the nines havasındaki ilginç anlatım biçimiyle farklı bir film özelliğinden dolayı(uzun bir süre sonra ama:)) izlenmeli..

Sera dedi ki...

o dediklerini izlemedim ama biraz zaman geçmesi lazım zaten izlemem için :)

kibrit kutusu dedi ki...

gerçekten çok akıcı, kapsamlı ve doyurucu bir yazı olmuş. yeni filmleriyle ilgili yorumlarınıza katıldığımı da söylemeden geçemeyeceğim. evet gerçekten de eğlenceliler ama bir o kadar da uçucu...

Sera dedi ki...

hepsini art arda izleyince böyle bir yazı çıktı işte :)

Ludmilla dedi ki...

Sonunda izlemişsin Woodyciğimi, sevindim. Ben en çok Deconstructing Harry ile Annie Hall'u severim, Manhattan'ı izlemedim, Zelig'se en çok güldüğüm filmlerden. Woody'nin yeni filmleri, eskisi kadar dolu değil Cassandra's Dream ve Scoop bence pek iyi değildi mesela,hele Scoop yani. Match Point konusunda Divad'la hemfikirim, Barca'yı son dönem filmleri içinde iyi görsem de yine de ne varsa eskide var azizim. :) Ama yeni filminin gayet iyi olaağını düşünüyorum okuduklarımdan yola çıkarak, hayal kırıklığına uğramam umarım. :)

beste dedi ki...

Merhaba,
Zelig çok ama çok komik ha tabi ben bir çeşit Zelig'le evliyim o da ayrı. Everything You Always Wanted to Know About Sex adlı filmde Woody bir koyuna aşık ve psikanalize koyunla beraber gidiyor ilginizi çeker kimbiliri en yakın zamanla değiştirin isterseniz:)

Sera dedi ki...

şu an için woody filmlerine yeterince doymuş durumdayım ama bir gün mutlaka izlemek isterim o filmi de :)

Çağdaş Yılmaz dedi ki...

allen diyince hep aklıma Small Time Crooks gelir nedense ... onun izlediğim ilk filmi olduğu için midir nedir pek severim bu filmini ..

Sera dedi ki...

small time crooks'u izlediğimi hatırlıyorum ama çok uzun süre geçmiş aradan.

Günün Notları dedi ki...

woody allen'a, düşünce biçimine, kitaplarına ve filmlerine hayranım. Neredeyse tüm filmlerini izledim. Hepsinin özel olduğu bir nokta vardır benim için. İzlemediklerin dışında tavsiye edebileceğim ( kabul edersen ) birkaç filmi olacaktır ; öncelikle kahire'nin mor gülü, hollywood ending, radio günleri, manhattan murder mystery ve hannah and her sisters. kitaplarının ise tamamını tavsiye ederim :)

Sera dedi ki...

Diğerlerini de izlemeyi istiyorum bir gün. Radio Days, Hollywood Ending ve Hannah and Her Sisters'ı özellikle merak ediyorum.