Pazartesi, Ağustos 24, 2009

Public Enemies, yine aşık olunan bir Depp ve nedeni iyi işlenmemiş aşık olunası bir suçlu karakteri

Küçük bir güney kentinde yaşıyorsanız, insanların daha çok popüler Türk filmlerine ya da özel efekt saçmalıklarıyla dolu filmlere koştukları bir sinemaya muhtaçsanız, büyük bir şevkle beklediğiniz filmleri 2-3 ay sonra izlemek, bazen de hiç izleyememek kanıksanmış bir durum oluyor. Public Enemies söz konusu olunca da, sonunda izleyebildiğinize şükretmek farz oluyor. Kabul edelim, böyle kelimenin tüm anlamlarıyla büyük ve sağlam diyebileceğimiz suç filmleri her zaman çekilmiyor. Çekilse de, Scorsese'nin The Departed'ı gibi Uzakdoğu kökenli oluyor.

Public Enemies Michael Mann'in en hareketli ve akıcı filmi unvanını şimdiden almış durumda. Michael Mann deyince benim aklıma Al Pacino'lu Robert De Niro'lu meşhur Heat ile Russell Crowe'un kendisinden yaşlı bir adamı canlandırdığı ve yine Al Pacino'lu The Insider gelir. Diğer Miami Vice'lar, Collateral'lar pek bana hitap etmemiştir. Heat'i karakter odaklı olduğu için, The Insider'ı da sigara şirketlerien karşı cesur sözler söyleyebildiği için sevmiştim. Public Enemies Johnny Depp'i ayrı tutarsak (mecbur ayrı tutulacak o tabi) tüm o tanıdık yüzlerle dolu oyuncu kadrosuyla, soluksuz bırakan soygun, kaçış ve çatışma sahneleriyle ve tüm o gürültü patırtının ortasındaki aşk öyküsüyle benim için bu yıl izlediğim en iyi filmlerden biriydi. Eğer ki Michael Mann ünlü "halk düşmanı" John Dilinger dönemindeki ortamı biraz daha ayrıntılı gösterebilseydi, Dilinger'ın halk nezdindeki imajı aracılığıyla bir toplum portresi çıkarabilseydi, "halk düşmanları" tanımının içini açabilseydi, Dilinger'ın niye halk tarafından sevildiğini çoğu Amerikan tarihinden bihaber izleyiciye anlatabilseydi, polis Melvin Purvis'i robotik Christian Bale aracılığıyla robotik bir karakter gibi göstermeseydi, hadi odak noktasının Dilinger olması dolayısıyla böyle olduğunu kabul edelim ama diğer Michael Mann filmlerindeki ikili karakterlerde durumun böyle olmadığını hatırlayacak olursak film başyapıt olabilirdi. Depp'in gölgesinde kalmış geyiklerini bir yana bırakırsak ve Christian Bale'in daha önce iyi oynadığına tanık olmasak neyse diyeceğiz yani (bkz. El Machinist, Prestige, Batman serisi, Rescue Dawn). Bu haliyle filme "iyi bir seyirlik", "süper oyuncular geçidi", "akıcı bir suç filmi" tanımlarından ötesi gözüyle bakamıyoruz.

Yazının ikinci "kabul edelim ki" bölümüne gelelim. Johnny Depp olmasa bu filmi izler miydim diye sordum kendime ve izler miydiniz diye soruyorum size. Evet sürükleyici bir film, evet oyuncu kadrosu da etkili falan filan ama John Dilinger'a bürünmüş bir Johnny Depp ya da Johnny Depp suretinde bir John Dilinger, kendisini en aşmış halleriyle ve karakterinin en çok içine girdiği rollerinden birinde izlemek, tüm o şaşaanın ötesinde filmi sırtlayan bir isim olduğu gerçeği freylsooulu yine soluksuz bıraktı ve Johnny Depp'i sevmemizin zilyonuncu sebebi konulu bir enstantaneye daha imza attı. Mart'ta izleyeceğiniz bir turuncu saçlı, turuncu kaşlı Depp'e, en azından görüntü itibariyle, hayran olamayacağımıza göre uzun süre John Dilinger'la idare etmemiz gerekecek.

Marion Cotillard'ın oyunculuğu, şahaneliği ve dengeli işlenmiş aşk hikayesi de filmi akıcı hale getiren unsurlardı. Dilinger'ın "dünya bir yana, Billie bir yana" halleriyle Billie'nin yaşamındaki tek heyecan verici şeyin Dilinger olması, diğer tüm olaylardan ve polisiye-suç gerilimlerinden daha iyi işlenmişti, ki mendillere sarılası geliyordu insanın.

Stephen Dorff'tan Leelee Sobieski'ye, Emily De Ravin'den David Wenham'a daha birçok tanıdık yüzü gördüğümüz filmin diğer karakterleri bir görünüp bir kayboldukları için pek akılda kalıcı olmayacaklardır. Yan rollerin en akılda kalıcısı olmaya aday isim ise, Im Juli'den de hatırlayabilecğeimiz Romanyalı oyuncu Branca Katic olabilir.

Aksiyon filmi görüntüsünde bir aşk filmi miydi neydi yoksa izlediğim...

3 yorum:

efe dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Moonshine dedi ki...

ben de Heat'i de Insider'i da cok sevmistim.. Bu filmi de merak etmem icin bir cok sebep var: Icinde Johnny Depp olmasi ve burada Chicago'da cekilmis olmasi en basta gelenler :))

Sera dedi ki...

efe: o kadar iyi gelmeyebilir herkese ama zaman kaybı hiç değil.

moonshine: Chicago küçükken izlediğim Hayat Ağacı dizisinden beri ilgimi çekmiştir benim de :)