
Wim Wenders'a ilişkin izlediğim tek film Million Dollar Hotel'di. Filmi pek sevemesem de yönetmenin üslubu hoşuma gitmişti. Der Himmel Über Berlin'in, adını gördüğüm anda bucak bucak kaçtığım Nicolas Cage'li ve bir zamanların şirinlik imajı olarak boy gösteren Meg Ryan'lı basmakalıp romantizm anlarıyla dolu City of Angels'ın orijinal versiyonu olduğunu nicedir duyarken, neredeyse 6 aydır izlenmeyi bekleyen Wim Wenders filmini, "Amerikalıların sonradan yeniden çevrim bahanesiyle rezil ettiği bir filmin orijinalinin kötü olması imkansız" düşüncesiyle izledim sonunda ve yanılmadığımı gördüm bir kez daha. (Son olarak da Das Leben Der Anderen'in yeniden çevrim olayına girecekleri haberleri çalkalanırken, "hayır, olamaaaaz" nidaları sonuçsuz kalacak bir kez daha sanıyorum fakat amacım yeniden çevrim hadisesini tartışmak değil, filme döneyim. Yalnızca yeniden çevrimlerin nadiren iyi olduklarına dikkatinizi çekerim.)
Filmin o şiirsel havası, meleklerin gözlemleri, insan olmanın güzel ve hüzünlü anları, günlük hayatla içsel dünyaları arasında sıkışıp kalmış insanlar, çoğu siyah beyaz filmin renklendiği o unutulmaz anlar, nutkumun tutulduğu diyaloglar, cümleler, hissiyatlar, trapezci kız, çocuklar, harika çekimlerle daha da güzel görünen Berlin, ikiye bölünen kentin dokunaklı tarihine yapılan göndermeler, Nick Cave'in müzikleri, Komiser Columbo ile Peter Falk'un varlığı ve o güzel insan Bruno Ganz... Keşke filmdeki melekler gibi insanlara olan inancımızı yitirmemiş olsak... Film film değil de görsel bir şiir-roman sanki. Meleklerse en çok kütüphanelere yakışıyor gökyüzünden sonra.
"When the child was a child, it was the time of these questions. Why am I me, and why not you? Why am I here, and why not there? When did time begin, and where does space end? Isn't life under the sun just a dream? Isn't what I see, hear, and smell just the mirage of a world before the world? Does evil actually exist, and are there people who are really evil? How can it be that I, who am I, wasn't before I was, and that sometime I, the one I am, no longer will be the one I am?" Damiel.
Son bir ekleme: dümdüz gitmeyen kurgusuyla ruh gözünüz açıkken izlemezseniz yitip gider o unutulmaz anlar ve özenle izlenmesi icap ediyor filmin.
8 yorum:
Paris Teksas' izlememişsin... Şaşırdım:))
Şu Milion Dolar Hoteli bir gün başlayıp bitireceğim inşallah... Bugüne kadar başaramadım da... Oysa kaç kez denedim:))
İzledim Paris, Texas'ı. Etkileyici yönleri olan bir filmdi o da. Fakat aynı etkiyi vermedi. Hani "iyi film ama benim için başyapıt değil" diyebileceğim filmlerden. Yazasım da gelmedi ve biraz da kısa kesme isteği vs.
Million Dollar Hotel'i izlemesen de olur :))
Million Dollar Hotel çok sıkıcı bir filmdi cidden. Yalnız gösterime girdiği dönemde acayip ilgi çekmişti falan, ben bayağı sonra izleyince ve sevmeyince bende mi bozukluk var diye düşünmüştüm, neyse ki yalnız değilmişim.
Yeniden çevrimler konusunda haklısın, herhalde bir Departed bu yargının dışında kalabilir. (Ben yine de orijinalini tercih ederim uyarlama yerine, o ayrı)
Filmi de bir kenara not ettim, diyalogların vs güzelliğini söylemene şaşmadım aslında, ne de olsa Handke yazmış. :)
Sırf diyaloglar ve görüntüler için bile izlenebilir Der Himmel Uber Berlin. Seversin diye tahmin ediyorum :)
ilk defa Almanya'da izlemistim bu filmi :) Nick Cave'i gordugum sahne beni de cok etkilemisti. "Ucmak" ve gokyuzunu icinde barindiran butun filmlere oldugu gibi bu filme de oracikta asik olmustum :)
öyle çok güzel ayrıntı var ki filmle ilgili, hangi birinden bahsedeceğimi şaşırdım :) Nick Cave'in müziklerinin en çok uyduğu film sanırım Wings of Desire.
Wim Wenders'ın harika zamanlarından bir şaheseri.Fonda Nick Cave eşliğinde; bir meleğin bir ip cambazına aşık oluşu.bir kentin eş ruhunu arayışı..
Kayıp bir hazine peşinde salınan melekler dolusu bir kent. Aşk içsel arayışın mı bir sonucu yada kişisel geçmişin? kimbilir.
Aşık olunacak bir kadın var mıdır melekliklikten feragat edecek kadar değerli?
Bence vardır.
ayrıca Paris Teksas. iki kaybolmuş insanın kendilerini bulduklarında birbirlerinden vazgeçişini anlatışı ve yüzleşmesi enfes. güzel filmler, güzel zamanlar.
Meleklikten vazgeçmeye değer biri var mıdır bilmiyorum fakat yoğun içsellikle örülü bu filmi çok sevdim.
Paris Texas'ın da o yüzleşme anları tüylerimi diken diken etmişti.
Yorum Gönder