Çarşamba, Aralık 09, 2009

Şahane Klasikler Diyarı

Sinema üzerine yapılmış gördüğüm en şahane film demekten kaçınmayacağım bir film Nuovo Cinema Paradiso. Bulduğu her filmi kayıtsız şartsız izleyen, sinemadan anladığı sadece belli kalıplar olan ve pekçok yapaylık klişesi için sinema salonlarını dolduran "rastgele izleyici" kadar; izlediği her filme kusur bularak egosunu tatmin eden, film izlemeyi (kitap okumayı da aynı şekilde) at yarışı gibi gören, sinemanın ruhunu unutup saldırganlığa bürünen"entelektüel faşistlerin" de mutlaka görmesi gereken ve sinemanın gerçek anlamı ve etkisi üzerine düşünmesi gereken bir film diyeceğim Giuseppe Tornatore'nin filmi için fakat bir faydası olmayacak biliyorum. "Neden film izlemeliyiz" sorusunun yanıtlarından biri olarak gösterilebilir Tornatore'nin filmi.

Toto ve Alfredo arasındaki dostlukla sinema sevgisinin iç içeliği, Alfredo'nun Toto'nun hayatındaki yeri ve etkisi, 2.Dünya Savaşı ve sonrasının geçtiği yıllarda sinemaları dolduran insanlar, izleyicilerin film izlerkenki halleri, savaş sonrası İtalya ve İtalya'nın küçük bir kasabası, o küçük kasabanın sineması ve makinisti Alfredo, bir filmden izleyici olarak beklentilerimiz, sansürlenen öpüşme sahnelerinin yol açtığı zincirleme komedi, Toto'nun yıllara yayılan hüzünlü aşk öyküsüyle paralel ilerleyen yaşam yolculuğu, Toto'nun çocukluğuyla ortayaşlılığı arasındaki tezat, hem sade hem görkemli, hem komik hem dramatik unsurlar barındıran fakat içerdiği umut duygusundan hiçbir şey kaybetmeyen Cennet Sineması'yla ilgili daha pekçok ayrıntı sayılabilir. Alfredo'nun Toto'ya yaptığı son sürpriz ise sinema sevgisinin başka bir biçimi.

En iyi yabancı film oscarına nail olmuş bir başka film daha Ladri Di Biciclette/Bisiklet Hırsızları. Yıllar önce öyküsünü okuduğumu hatırlıyorum. Okuduğum versiyon senaryo şeklinde basılmıştı ve "mutlaka izlemeliyim bunun filmini" diye kendi kendime söz vermiştim. Sözümü tuttum geçenlerde ve Bisiklet Hırsızları'nı izlemek için dvd playerımı açtım "iyi bir film" diye anılan ve öyle olduğundan hiçbir şüphemin olmadığı bir film izleyecek olmamın sevinciyle.

1948 yapımı film savaş sonrası İtalya, toplumun o zamanki durumu, işsizlik, sefalet, İtalyan aileleri ve bir adamın işini kaybetmemek için verdiği mücadeleyi anlatıyor. Kimi yönetmenlerin "sinemaya başlama sebebim" dedikleri film olması beni şaşırtmadı Bisiklet Hırsızları'nın. Öyle çok unutulmaz an barındırıyor ki; ellerindeki parayı bir bisiklete yatıran ailesiyle ve oğluyla mücadele veren babanın bisikletini kaybettikten sonra ayrı bir mücadeleye girişmesi (şehrin çeşitli yerlerinde afişler asması için gerekli bu bisiklet ve bisikletsiz kalırsa işten çıkarılacak) ve umutsuzca bisikletini araması Roma sokaklarında, bisikletini çalan gence de yine filmde gösterilen sebeplerden dolayı kızamamamız, babanın umutsuzca filmin son anlarında bisiklet çalmaya kalkışması ve babayı oynayan ve üstelik ilk oyunculuk deneyimini gerçekleştiren Lamberto Maggiorani'nin yüzündeki o ifadeler ruhunuzu titretecek anlardan birkaçı. Tekrar tekrar izlenebilecek filmlerden birini çektiğinin farkında mıydı acaba yönetmen Vittorio De Sica?

Bir gerilim filminden çok bir çocuk yıldızın dramı şeklinde gördüğüm bir film oldu Whatever Happened to Baby Jane? Robert Aldrich'in yönettiği, unutulmaz oyuncular Bette Davis ve Joan Crawford'ın çıldırmanın eşiğindeki kız kardeşleri oynadığı enteresan bir klasik. Özellikle o çıldırma eşiğini defalarca aşan Bette Davis'in mükemmel olduğunu söylememe gerek var mı?

Kardeşlerden biri çocukken çok ünlü bir performans sanatçısıyken büyüyünce aynı başarıyı sürdüremeyen ve kız kardeşinin şöhretini ve yaşamını baltalamak için elinden geleni ardına koymayan Jane (Bette Davis haliyle). Çocukken değil de büyüyünce ünlü ve başarılı bir aktris olan Blanche'nin (Joan Crawford) oyunculuk hayatı ise geçirdiği şaibeli trafik kazası yüzünden allak bullak oluyor ve kız kardeşi Jane'in eline muhtaç kalıyor. Her iki kardeşi de yaşlanmış ve bir evin içinde sürekli birbirleriyle mücadele ederken izliyoruz ve Baby Jane'in hala geçmişteki "o büyülü an"a takılı kaldığını üzülerek izliyoruz. Tekerlekli sandalyedeki kız kardeşi Blanche'ye yapmadığını bırakmayan Jane kendi dünyasında yaşayan bir tip ve Blanche'ye sürekli kök söktürmesi sonlara doğru "artık yeter" dedirtse de, o hüzünlü final bizi bambaşka düşüncelere sürüklüyor.

Ve şahane klasikler diyarından esintiler şimdilik sona eriyor.

7 yorum:

Ludmilla dedi ki...

Baby Jane, perdeden buram buram yaydığı nefretle ilginçleşen bir film. İzlerken ilgimi en çok çeken de bu olmuştu. İki kardeş arasındaki gerilimi tamamen hissedebiliyordum ve yaşananlardan ziyade bu beni daha çok gerdi. Bu arada Joan Crawford'la Bette Davis'in gerçek hayatta da kanlı bıçaklı oldukları ve Aldrich'in kardeşler için ikisini özellikle seçtiğini belirteyim. Belki gerilimi bu kadar iyi hissedebilmemizin nedeni budur. Oyunculara gelince, Crawford da iyiydi de Bette Davis sahiden bu filmde döktürmüş, bir de All about Eve'i izle, orada da hayran kalacaksın.

Diğer filmleri hala izlemediğim için yorum yapamıyorum haliyle, canım çekmedi bir türlü izlemeyi napayım. :)

Porco Rosso dedi ki...

bisiklet hırsızları italyan gerçeklik akımının öncülerindendir ve bu gerçeklik hissini en üst düzeyde verişiyle benim için önemlidir.

en iyi 10 film listemdedir.

cinema paradiso için denecek tek şey : sıcacık oluşudr.

başka bir sıcak film için : il postino.

Sera dedi ki...

ludmilla: Kimbilir ne zaman canın çekecek. neyse...
Bette Davis cidden enteresan bir kadınmış. Daha çok izlemek lazım.

porco rosso: Il Postino da aklımdaydı bunları izlerken. Sonra araya başka şeyler girdi falan. Yeni gerçekçilik akımından başka filmlerle birlikte Il Postino'yu da izlemek boynumun borcu.

Sakallis dedi ki...

eski filmlerle aramın gün geçtikçe kötüleştiğini hissediyorum. Evet güzeller, sonradan gelenleri etkilemişler, emek var, var var. Benim için sanırım o kadar. Bisiklet hırsızlarının benim için çok önemli olduğu zamanları anımsıyorum. Sanırım 10 yıl kadar önceydi =)

Sera dedi ki...

ben de yenilerden izleyecek bir şey bulamıyorum. eskilere dalmak daha hoş geliyor bu ara. ödül sezonunda belki görürüz iyi filmler önümüzdeki aylarda :)

Çavlan dedi ki...

Çok garip, bende de bir eski filmleri çekememe durumu sözkonusu... Bir ara izlerdim, hani çok da kara cahil değilim ama hiçbir zaman çok hakim olmadım 70 öncesi filmlere, hele şu son yıllarda 2000 öncesi çekilmiş filmleri izlemek zor geliyor neredeyse. Nedendir neye işarettir bu bilemiyorum ama hiç hoş değil, hm neyse. Nuovo Cinema Paradiso'yu merak şimdi ettim yazını okuyunca, utandım birazcık hem nasıl bilmem diye, üstelik 88 yapımıymış :)

Sera dedi ki...

bende eski filmleri ismen bilme fakat lütfedip de izlememe hali vardı. sıkıldım, iyi oldu, izledim, mutluyum ve tavsiye ederim :)

ben de sizin son yılların beğendiğiniz filmleri listelerinizi görünce strese girdim efendim. bir sürü izlemediğim film varmış meğerse. daha çok işimiz var desene :)