
Son zamanlarda Up haricinde dikkate değer ve "unutamayacağım bir film" diyebileceğim bir film izlemedim. Düşlerini ertelemek-düşlerinin peşinden koşmak-düşlerin için her şeyi göze almak... şeklinde uzatılabilecek şahane anlar, o iki güzel insanın filmin ilk 15 dakikasına sığdırılan öyküsü, yaşlı adam Fredericksen'le karısı Ellie'nin ve tombik çocuğun paylaşımları, macera kavramı, balonlar, bulutlar, çılgın köpekler ve rengarenk kuşlar... Filmin ilk 15 dakikasını geri kalanından daha çok sevmemi engellemiyor tüm bunlar. Şahane bir seyirlikti, her an'ı unutulmazlar listeme girdi, hem bu yılın hem de son 10 yılın en iyi filmlerinden diyenlerdenim ben de. Fakat Wall-E bambaşkaydı. "Neden böyle karşılaştırma klişesine takılıp kalıyorsun?" diyenleriniz çıkabilir. Bana garip gelen, imdb'de son 10 yılın en iyi 15 filmi listesinde Wall-E'yi sollayıp 5. sıraya yerleşmesiydi. En büyük kriterim imdb değil fakat garipsedim yine de; örneğin bi Ice Age de en az Up kadar unutulmaz bir animasyondu benim için. Belki de, Up'taki o klasik kötü adam bana bu cümleleri kurduruyor. Ya da Wall-E'nin gerçek anlamıyla günümüzü ve olası geleceğimizi özetleyen o distopik havası.
Sonuçta söylemek istediğim Up'ı çok sevdim ama Wall-E'yi daha çok sevmiştim ve kişisel listemde Wall-E daha yüksekte yer almakta.
Yol filmlerini hep sevmişimdir. Away We Go da bir nevi yol filmi. Çocuk sahibi olmak üzere olan bir çiftin tanıdıkları insanların bulunduğu şehirleri turladıkları, kendilerini, yaşamlarını ve umutlarını sorguladıkları kendi halinde öyküsü. Yol boyunca uğradıkları tanıdıklarından Maggie Gyllenhaal'un oynadığı çatlak bohem kadın ve çatlak ailesi ile o bebek arabası sahnesi filmin en komik sahnelerini oluşturmakta. (Maggie Gyllenhaal'un filmde oynadığından bihaber bir şekilde karşıma çıkması, o çatlak kadın rolüyle hoş bir sürpriz oldu.)American Beauty'yle tanıyıp son olarak zevcesi Kate Winslet ile Leonardo Di Caprio'yu yönettiği Revolutionary Road'unu izlediğimiz yönetmen Sam Mendes'in bağımsız film havasındaki hoş bir filmi Away We Go. Mendes'in en iyilerinden diyemesem de bağımsız film havası solumak isteyenlerin izleyince pişman olacaklarını sanmadığım bir film.
Bu iki filmin dışına izlediklerim birkaç korku filminden oluşmakta ve çok fazla korku filmi hayranı olmadığımdan bolca gülüp geçtiğim filmler oldu. Zombieland zaten daha çok komedi-macera havasında bir eğlencelikti. Bill Murray'nin pat diye çıktığı sahne en güzeliydi. Son yarım saati ise o kadar bilindikti ki... Bir "ShaunOfTheDeadseverseniz" Zombieland'deki zombilere ve "zoraki ortaklar" kıvamındaki karakterlere çocuk oyuncağı gözüyle bakabilirsiniz.
Drag Me To Hell ve Paranormal Activity adlı o çok büyütülen korku filmleri beni tatmin etmekten daha da uzaktı. Drag Me To Hell'in o pat diye ürküten anlarına bir şey demiyorum ama bir karakter bu kadar da iğrenç gösterilmez ki kardeşim diye bolca söylendiğimden emin olabilirsiniz filmi izlerken. Gore öğeleri de sevdiğim söylenemez filmlerde. Film izlerken kimi zaman gerilmeyi severim fakat iğrenmeyi hayır. O çok övülen ruh çağırma sahnesine ise korkunç komik diyebilirim ancak. Gördüğüm birkaç mantık hatası da filmi övmemi engelliyor. Sam Raimi yönetti diye de ikiyüzlülük yapacak değilim. Misal ölüm kalım savaşı veren kızın, hayatının bağlı olduğu zarftaki düğme için o kadar mücadele etmesi ve lütfedip de o zarfı açıp içine bakmaması gibi. Fakat finalinde, "iyi ki sonu böyle olmuş" dedim, korku filmlerinin selameti adına.
Paranormal Activity adlı amatör ve dijital kamerayla çekilmiş korku filmini ise baştan sona itici buldum. Özellikle bir (Rec)'i izleyip sarsıldıktan sonra. Evin içinde yalnız kalınan anların, karanlığın insanda yol açtığı o kabusumsu imgelerin ve karanlıkta at koşturan hayalgücünün verdiği birkaç korku an'ı var ve bol bol geriliyor insan bu bölümlerde. Fakat o gereksiz ilk yarım saat, kızın o kadar korktuğu halde yatağın kapıya dönük tarafında yatmaya devam etmesi ve sevgilisinin onun arkasına saklanıyormuş gibi görünen garip anları gibi sahnelere takılan sadece ben miyim acaba? Kapı niye ısrarla açık diye tırnaklarını yiyen arkadaşlarımı biliyorum gerçi. Kızın o itici erkek arkadaşının akıbetinin ise gayet tahmin edilebilir olduğuna şüpheniz olmasın. "İlle de gerilcem" diyenler bu düşük bütçeli korku filmi için sinemaları doldurmuşlar ve hasılat rekorları kırdırmışlar filme. Şehir efsanelerine bayılıyor insanlar.
Yetimhane ve Rec dışında sevdim diyebileceğim bir korku filmine rastlamadım hala.
2 yorum:
rec çok güzeldi gerçekten de, geril geril iyi oluyor bazen.
yine rec gibi bir film seversin belki; http://www.imdb.com/title/tt0089013/
bunda da sinemada tıkılı kalıyorlar :)
teşekkürler ama uzun bir süre korku filmi izlemem sanırım :)
Yorum Gönder