Cuma, Ocak 22, 2010

An Education

Audrey Hepburnvari bir kız ve ona masalsı, romantik ve "kısa yoldan" pırıltılı bir yaşam vaat eden çekici bir adam. İlk bakışta "hoş" bir hikaye gibi duruyor. Seyirlik olarak da hoş vakit geçirtebilir fakat ne bu kadar parlatılacak bir film olduğu iddia edilebilir ne de yeni şeyler söylediği. Mutlaka yepyeni bir şey söylemesi gerekmiyor yönetmenlerin tabii fakat o kısa yoldan pırıltılı ve romantik yaşama kavuşmayı düşleyen liseli kızla onun "yoldan çıkmaması için" çabalayan öğretmenlerinin betimlenmesinde ve filmin öğüt veren havasında rahatsız edici anlar var. Ya ev kadını olursun ya da entel bir kız kurusu diye öğütlüyor size film. Genç kızımızın ailesinin de bakış açısı böyle. Annesiyle babasının sürekli "senden önce de bir hayatımız vardı" cümlesini sarf etmeleri, o gizemli adamdan evlenme teklifi alan kızlarının artık Oxford'a gitmesine gerek kalmadığını, ne de olsa "sığ olsaydın seni beğenir miydi" şeklinde durumu özetlemeleri filmin de özeti sayılabilir. Nihai amacının "koca bulmak" olması beklenen kadınların arada kalmışlık halini özetleyen yoğun bir filmmiş izlenimi verebilir ve seveni de olacaktır filmin. Ancak filmin sonu, o öğüt veren ahlakçı havası filmi şahsen çok ciddiye almamı engelliyor. Nick Hornby'nin yazdığı senaryo kağıt üstünde nasıldı görmek isterdim.

Filmin en güzel yanları ise Peter Sarsgaard'ı sonunda itici bir rolden uzakta izlemek ve Paris'in her zamanki güzel görüntüleri. O sıkıcı İngiltere kasabasından ve hayalleri için bir çıkış arayan kızın, ki Fransız özentiliği de had safhada olan bir kız, yetişkinliğe geçiş öyküsü sırf romantizm özlemi için çekilmiş sanki. 6,5/10

6 yorum:

pariseda dedi ki...

Yazdıklarına katılıyorum.Filmin en güzel yeri kızın "sous le ciel de paris"(bu şarkıyı çok severim)söylemesi ve paris şehri..

Sera dedi ki...

hangi şarkıydı o acaba? Kızın da öyle birçok kez aday olacak kadar güçlü bir oyunculuğu yoktu bence. Hoştu, kötü değildi, rolüne uyuyordu ama o kadar.

Porco Rosso dedi ki...

baftada 6 adaylığı var filmin.
bu yıl bir tek güzel film çıkaramayan ingliz sineması tüm adaylıkları buna yüklemiş.

duyan da birşey sanar. ne kadar kızmışım ayrıca filme. uzun zamandır ortlaamanın altı film izlememeye çalışıyordum sanırım.

Sera dedi ki...

Kısır bir yıldı filmler açısından. An Education'ı da aynı şekilde bol ödül adaylığı var diye bir şey sanıyorsun ama vasat çıkıyor. Zamanında Atonement'a laf ediyordum. Bu yıl onu da mumla aradım. Meğerse başyapıtmış o haha.

toytronica dedi ki...

Film bence de fazla abartılmıştı. Zaten bu senenin oscar adayları, en azından benim izlediklerim, birbirinden güçsüz yapımlar.
Filme gelince,çok ahlakçı ve hatta statükocu bir yapısı olmakla beraber anlatımı didaktik değildi en azından. Zaten ben bir yazar olarak Nick Hornby'nin de pek bir numarasını görmüş değilim.
Filmin bence tek güzelliği başroldeki kızdı. O kadar sıradan görünüp de kendini gülümseyişi, bakışıyla özel kılması, oyunculuğu çok iyiydi.
Ama son olarak denebilir ki izlemesek hiçbir şey kaybetmeyiz!

Sera dedi ki...

Film Carey Mulligan ve Peter Sarsgaard'a çok şey borçlu. İdare eder kıvamında bir film, yoksa her ödüle aday gösterilecek bir film değil.
2009 kısır bir yıldı gerçekten de. 2010'da daha çarpıcı filmler gelecek gibi görünüyor, göreceğiz bakalım :)