Çarşamba, Şubat 03, 2010

Revanche, Hurt Locker, Brothers

Dostoyevski film çekse, sanırım böyle bir film ortaya çıkardı. Yalnızca dolaylı bir intikamın gerçekleşmesi değil, intikam alan-alınan kişilerin de klasik intikam öykülerinden farklı bir derinlikte işlendiği bir film Revanche. "Artık öcümü aldım, dünya benim" filmlerinden değil kesinlikle Revanche. Yönetmen Götz Spielmann izleyiciye farklı bir sorgulamanın, "rövanşın" kapısını açıyor. Aynı zamanda bir "yalnız karakterler" filmi olan Revanche'ın ilk yarısının temposuyla ikinci yarısının dinginliği, ilk yarıdaki umut havasıyla ikinci yarıdaki kasvet ve hüzün, hesaplaşmalar, pişmanlıklar, yönetmenin anlatımı, karakter yönetimi, öykünün ilerleyişi, atmosfer kullanımı filmin sağlam bir zeminde ilerlemesini sağlıyor.

Sevmediğim türler aşk filmleri, bilim kurgu filmleri ve savaş filmleridir ve eğer bu türlerden birini içeren bir film izleyeceksem de, sağlam bir film olmasını beklerim. Genelde izlediğimde "sağlam film" diyebileceğim şekilde o türden beni uzaklaştırmayan bir türdür savaş filmleri diğer türlerin aksine. Mutlaka savaş filmi olacaksa izleyeceğim film, Full Metal Jacket'tan geçen yıl izlediğim Das Boot'a, iyi bir film olarak nam salmış bir film izlemenin peşine düşerim. The Hurt Locker da video oyunu ile aksiyon filmi arasındaki havası, izleyiciye savaş ortamını resmen solutması, nev-i şahsına münhasır ana karakteri, intihar bombacısı, Amerikan askerlerinin karşı karşıya geldiği sahneleriyle şimdiden unutulmaz savaş filmlerinin arasına girecek gibi görünüyor. Suçlu zevklerden Point Break ile ismi kadar garip Strange Days'in yönetmeni Kathryn Bigelow'un yönetmenliğinde beklemediğim kadar etkili bir savaş filmi çıkmış ortaya. Bir askerin gözünden anlatılan o dramatik bakış açısından kendini arındırmış bir film olması filmin artısı benim gözümde çünkü artık bunalıma giren eski asker filmlerinden gerçekten sıkıldım. Filmin eksisi olarak gördüğüm özelliği ise savaş endüstrisine ve Irak Savaşı'na beklediğim kadar eleştirel gözle bakamaması. Sert bir politik söylem beklenebilecek filmlerden değil The Hurt Locker. Filmin başrol oyuncusu Jeremy Renner'a dikkat. Ralph Fiennes'tan Evangeline Lily'ye ünlüler geçidine sahne olması da enteresandı.

Brothers daha çok ünlü oyuncularıyla adından söz ettiren, dram gibi başlayıp gerilim filmi olarak devam eden, o sıkıldığım "eski askerin bunalıma girmesi ve ev ortamına uyum sağlayamaması" filmlerinden ve üstelik de yeni hiçbir şey söylemeyen bir film. Filmin boğuk havası ile iki erkek kardeşin tipik denebilecek biçimde işlenmesi yılın hayal kırıklıklarından biri haline getiriyor Brothers'ı. İyi kardeş-kötü kardeş kavramı biraz daha açılabilirmiş. Natalie Portman-Jake Gyllenhaal-Toby Maguire üçlüsünden oyunculuk açısından en güçlü olanı, o eski askeri canlandıran Örümcek Adam Toby Maguire isteyince oynayabildiğini gösteriyor. Diğer ikisinin ise yeni bir şey yaptıkları söylenemez. Natalie Portman artık anne rollerine çıkıyor ve nedense yakıştıramıyor, yadırgıyorum. Jake Gyllenhaal da kötü değil ama bildiğimiz gibi ve Ocak 2010'da izlediklerimden bazıları bunlardı. Devamı sonra belki...

Hiç yorum yok: