Pazartesi, Şubat 01, 2010

Kişisel Mim

Kitapkurdu'ndan bir mim geldi. Kendimle ilgili ilginç birkaç madde yazacakmışım. Neye göre, kime göre "ilginç" bilemiyorum ve bu mim olmasaydı daha uzun süre yazı yazmaya niyetim yoktu hastalık, tembellik, iş güç ve diğer sebepler yüzünden ya yazalım bakalım bir şeyler.

1-İlk gittiğim film In The Mouth of Madness/Çılgınlığın Ötesinde adlı acayip bir korku-gerilim filmiydi. Nerden çıkarıp da izlemeye kalktın diyecektir çoğunuz. Orta 2'deydim. Yakın arkadaşım da ben de o zamana kadar sinemada bir film izlememiş, Parliament Sinema Kulübünün yayınladığı Batman'ler, Esaretin Bedeli, Yağmur Adam, Beter Böcek gibi göz kamaştırıcı! filmler gibi bir film bekliyorduk. Sinemaya girip rastgele bir film seçmekten ibaretti tek yaptığımız. İzlediğimiz filmse David Lynch'le Stephen King arası ucube bir şeydi ve kabuslarımıza bile girmişti. Filmle ilgili tek hatırladığım, Jurassic Park'ta oynayan adamın bir yazarı canlandırdığı ve hikayelerinden birine hapsolduğu garip bir evrende geçtiği. Şimdiki film zevkimi feci etkilediğinden şüpheleniyorum. (Meğerse John Carpenter'ın filmiymiş.)

2-İlk okuduğum romanlar -çocuk kitaplarından sonraki dönem- Jack London'ın Şampiyonu ile James Jones'un İnsanlar Yaşadıkça'sı idi. Yine ortaokuldaydım. Şampiyon'u babam vermişti beklenebileceği gibi. İnsanlar Yaşadıkça'yı da annemin eski kitapları arasında bulmuştum ve haftasonu gecelerinde alıp okurdum. Açıp açıp hep aynı kitapları okuduğum dönemdi. İnsanlar Yaşadıkça pek bi mendil ıslatıcıydı.

3-Lisede derslerde sıranın altında gizlice kitap okurdum. O gizlice okuduklarım arasında Stephen King'ler ve Agatha Christie'ler haricinde, Silahlara Veda, Gazap Üzümleri gibi klasiklerin yanı sıra Christiane F'in Eroin'i gibi gençlik kitapları! da vardı. Öğretmenlerin kimisi kızardı, kimisi görmezden gelirdi bu durumu.

4-Çocukken bebeklerle oynamak beni sıkardı. Daha doğrusu bebeklerle evcilik oynamak beni sıkardı. Bebeklerin yüzlerini karalar, saçlarını yolardım. Pek haşin bir çocuk olduğum söylenemez, gayet uslu bir çocuktum aslında!

5-Çocukken ayağıma iki kez çivi batmıştı. Annemin o anki halini görmeliydiniz. Sokaktan eve pek girmezdim çocukken.

6-Gazete okumayı çok sevmem, dergi okumayı, o kuşe kağıtları karıştırmayı, dergi kokusunu daha çok severim. Sinema dergilerinden bahsediyorum tabi, Cosmopolitan okuyan biri olmadığım açık. Sinema dergisi mi kaldı diyenlere de katılıyorum.

7-Dans etmeye bayılırım ezelden beri. Dışarıdan bakan birinin pek tahmin edebileceği bir durum değildir bu. Yılbaşı gibi belirli zamanları tepinmek için bahane olarak kullanırım.

Enteresan bilgiler çıkaracağından şüphemin olmadığı Evren'i, Ludmilla'yı, Kediler ve Kitaplar'ın Çavlan'ını ve Porco Rosso'yu mimliyorum.

3 yorum:

Çavlan dedi ki...

Dans etmekle ilgili maddeyi görmezden gelirsek, kendimle ilgili farkına varmadan yazmış olduğum bir yazıyı okuyor gibi hissettim :) In the Mouth of Madness'i ben de o yaşlarda izlemiş ve fena halde korkmuştum, bir de çok yaratıcı bulmuş, o dünyaya özenmiştim (?). Aynı şekilde derslerde sıkılınca sıramın altında kitap okur, hocalarla papaz olurdum.. Eroin, S. King ve A. Christie'ler, sonra ilk kez edebiyatla tanışma babında Jack London (bir de Hemingway)... Saçları kesilip yüzleri karalanan bebekler.. Ay!

verbumnonfacta dedi ki...

insanlar yaşadıkça' yı ya da film adıyla söylersek from here to eternity' yi izlediniz mi peki?
izlediyseniz ve oyun bozanlık saymazsanız benim sorum da şu olsun: prewitt (m. clift) ölen arkadaşının (f.sinatra)ardından trompetiyle çaldığı ağıt sırasında ne hissettiniz?

Sera dedi ki...

Çavlan: O filmin atmosferini unutmadım ben de. :) Bir de hiç Barbie'lerle oynamadım. Daha kocaman birkaç bebeğim vardı. Onları habire sömürürdüm :D

verbumnonfacta: Film versiyonunu izlemedim maalesef ama kitaptan çok etkilenmiştim. Çok hüzünlüydü gerçekten de ve filmdeki o trompeti düşünemiyorum bile.