Pazartesi, Ağustos 09, 2010

Inception

Bundan yaklaşık 8-9 yıl önce, daha önce adını duymadığım bir yönetmenden hakkında hiçbir şey bilmediğim bir film izlemek üzere sinemada yerimi aldığımda, çoğu izleyici gibi başıma geleceklerden habersizdim. "İsmi Memento/Akıl Defteri'ymiş, enteresan bir şeye benziyor" şeklinde gayet yüzeysel bir şekilde seçtiğim film daha önce izlediklerime -ve daha sonra da izleyeceklerime- hiç benzemiyordu. Zihinsel aldatmaca ve sondan başa ilerleyen unutulmaz kurgulu bir günümüz klasiğine imza atan Christopher Nolan'ın anında takipçisi olup, Insomnia adlı en vasat filmi olmasına rağmen yine de kötü bir film demenin pek öyle herkesin harcı olmadığı, ardından gelen Batman Begins'i de yönettiğini görünce artık iflah olmaz bir stüdyo yönetmeni olacağı konusunda endişelendiren, ne zaman ki Prestige girdi devreye, artık ne yapsa izlerim mantığının devreye girmesinin kaçınılmaz olduğu şeklindeki düşüncelerimle özetleyebilirim Nolan'la maceramı. Nolan stüdyo tipi iki film çeker gibi yapmış, Prestige'le stüdyoları pek de iplemediğini vurgulamış, Dark Knight'la ise sağ gösterip sol vurmuştur. Dark Knight'ın ardından, Radiohead'in Kid A sendromuna benzer bir yaklaşımla Memento günlerine dönmesini bekleyenlerin hayal kırıklığına uğraması olasıyken, Inception'la hem stüdyo filmi hem değil, hem karmaşık hem çok basit, hem aksiyon ve patlamalar bombardımanı serisi hem de rüya odaklı kafa karıştırıcı bir bulmaca ve benim gibi kafayı gerçeklik ve rüyalarla bozmuşları darma duman edecek bir filme imza attığı görülecektir. (bkz. profildeki Edgar Allan Poe alıntısı)

Inception James Bond ve Görevimiz Tehlike türü casus filmlerinin yapısında ilerlerken rüya içinde rüya içinde rüya şeklinde iç içe ilerleyen kurgusuyla Matrix'e benzer enteresan bir yapı kuruyor. Inception'ı saatlerce Matrix'le kıyaslamanın yararsız olduğunu söylemeden geçemeyeceğim yine de. Inception'ın çok daha dokunaklı bir felsefesi var ve tüm o hengameye rağmen kişisel bir film. Enteresandır ki, Inception'ı kaçınılmaz bir şekilde Matrix'le kıyaslama yarışına girenler, Matrix'in de köklerinin Dark City gibi filmlere dayandığını pek bilmezler ya da gözardı ederler. Dark City'yi izlediyseniz ve finalini hatırlıyorsanız yine Inception'a benzer bir akıbete rastlayabilirsiniz. Matrix sonrası, V for Vendetta haricinde, beni ciddi hayalkırıklığına uğratan Wachowski kardeşlerin aksine Christopher Nolan stüdyo filmi yapısı içinde kendi bildiğini okuyarak saygımı kazanmaya devam etmektedir ve günümüzün tartışmasız en iyi yönetmenlerinden biridir. Inception büyük bir filmdir ve büyüklüğü sanıldığı gibi gişe rekortmenliğinden, büyük bütçeli olmasından ya da çok beklenen bir film olmasından değil, rüyalarla kurulan rüya içinde rüya mantığını aksiyonla romansın içine muazzam bir kurguyla yedirebilmesindedir. Nolan'ın görkemli hayalgücü ve vizyonudur. "Filmde onlarca mantık hatası var" şeklinde "bakın ne kadar zeki ve uyanığım" tarzıyla her izlediklerine ve okuduklarına çamur atarak bu hayatı daha da zorlaştırmanın manası yoktur. Eleştiri kavramını, her izlediklerine ve okuduklarına "ne kadar kötü ve banal film" demeyle karıştıranlara acıyor, kendimi filmin gösterdiklerinin akışına bırakıyorum. Seçimlerini sırf imdb oylarına göre yapma hazırcılığına kapılanlar da bir o kadar sorgulamalılar kendilerini.

Filmde beni hayalkırıklığına uğratan tek kişi Ellen Page'dir. Filmin turisti Ken Watanabe değil de, Ellen Page'di sanki. Yabancılık ve eğretilik halini üzerinden atamamış hissi verdi. Onun dışında pek hazetmediğim pörtlek gözlü Cillian Murphy'nin bile rolüne cuk oturduğunu, Di Caprio'dan Joseph Gordon Levitt'e, Michael Caine'in her zamanki kısa olmasına rağmen etkileyici varlığıyla Tom Hardy'e sağlam ve tebessümle izlediğim bir kadroya sahip bir film için başka neler söylemeli? Marion Cotillard'ın gölgesinin filmin her anına sindiğini, rahatsız edicilikle dokunaklılığı birleştirerek bir femme fatale'den fazlasını sunduğunu ve filmin en unutulmaz sahnelerinin sahibi olduğunu belki. Ariadne'nin filmin ilk yarısında kurduğu rüya atmosferleri filmin en güzel görsellik anları. Açılıştaki rüya sahnelerinden belliydi her şey zira. Cobb'un kafa karıştırıcı rüyaları, eşi Mal'la ilişkisi ve rüyalar içindeki kıstırılmışlık, Mal'un tercihinin ve varlığının düşündürdükleri feci yaralayıcıdır ve bunu spoiler vermeden daha nasıl ifade ederim bilemedim. Christopher Nolan'ın aslında Dark Knight'la hak ettiği ödül heykelciklerine bu yıl kavuşması yüksek ihtimal dahilinde.

"Dreams feel real when we're in them.
Only when we wake up we realize that something was actually strange."

8 yorum:

Erhan dedi ki...

Sağlam blog takipçisi fakat yorum bırakma özürlüsü biri olarak bu sefer yazmazsam kendimi eksik hissedecektim.

Aylar önce sormuştun ya bana Nolan mı Burton mı diye, ben de Inception'dan sonra karar vereceğim demiştim. Bu coşkumdan cevabımın ne olduğunu anlamışsındır artık. (:

Aynen ben de Memento ve Insomnia ikilisi ile kaptırmıştım kendimi. 14-15'tim o ara ve filmlere ilgim yönetmeni kimmiş, kim oynuyormuş çok da dikkat etmeyecek kadardı. Ardından Prestige ve Batmanler gelince Nolan'ı fark etmemem imkansızdı. Inception ise tam benim tarzım olmuş. Matrix'le kıyaslamak saçma ama durup durup Matrix izleyebilen biri olaraktan Inception'ı izleme sayımın zamanla Matrix'i geçeceğini düşünüyorum diyebilirim. Daha mı iyi? Büyük ihtimalle hayır. Ama çok daha vurucu. Çok daha sürükleyici.

Bu kadar sanırım. Dolmuşum yalnız, iyi ki yazmışsın da geldim döküldüm. Dayanamazsam gelirim yine buraya hehe. (:

Sera dedi ki...

iyi ki sen de gelmişsin, yorum bırakmışsın :) bu film olmasa blog yazmaya niyetim olmayacaktı. sırf kitaplara yönelecektim ya da.

dediğin gibi matrix'ten daha iyi olup olmadığı tartışılır ama vuruculuğu daha fazla oldu bende de. belki de matrix'in bir kısmının farklı bir dünyada geçmesi, inception'ın ise kendi dünyamızda, kendi rüyalarımızla ilgili olmasındandı bu durum.

Moonshine dedi ki...

Kesinlikle Christopher Nolan hakkında söylediklerine katılıyorum, artık bundan sonra ne yapsa izlerim! En son Prestige ile kalbimi çalmıştı kendisi.

Inception'ı izlerken benim de aklıma direk Poe quote'u geldi.

Bu arada Poe demişken, sana gönderdiğim kartpostallar geldi mi yoksa Türk Posta sisteminde kayboldular mı :( Çok merak etmiştim, çünkü göndereli bir aydan fazla zaman oluyor.

Sevgiler

Moonie

Sera dedi ki...

dediğin gibi türk posta sistemine kurban gitmiş olabilir kartpostallar. henüz almadım çünkü :(

filmin soundtracki de bir rüya albümü gibi. Dream is collapsing, dream within a dream adındaki parçalar insanın aklını başından alıyor.

verbumnonfacta dedi ki...

nolan' in iyi is cikarttigi suphe goturmez. ama fikrinin pek de ozgun olmadigini unutmamak gerek. sadece dark city degil nerdeyse iskeleti aldigi bir anime vardir. firsatini bulunca izleyin derim. kesinlikle tadindan yenmez: http://www.imdb.com/title/tt0851578/

Sera dedi ki...

Paprika'yı izlediğimde Inception gösterime girmek üzereydi ve o zaman bile Inception üzerine duyduklarımla Paprika arasında birçok benzerlik kurmuştum ben de. Dark City de keza öyleydi. Yine de bu tür filmler hep etkiliyor beni işte. Nolan'ın en klişe denebilecek filmi bile muazzam oluyor.

efe dedi ki...

nolan hakkaten iyi iş çıkarmış bence de çok yaratıcı bir tabanı olmasa bile detaylarda ve filmin sürükleyiciliğinde oldukça yaratıcı bir iş çıkarmış.

dicaprio ama ne yaparsa yapsın batıyor bana.

Sera dedi ki...

di caprio bana da batardı eskiden ama son yıllarda iyi işler çıkardı. seviyoruz artık kendisini :D