Pazartesi, Aralık 06, 2010

Adam

Otistik bir gencin hem hayat mücadelesi hem de komşusuyla yaşadığı ya da yaşamaya çalıştığı aşk ilişkisini anlatan pek keyifli bir film Adam. Romantik komedi gibi afişine aldanmayın çünkü her ne kadar bir aşk öyküsünü de içerse, bu daha çok kişisel bir öykü.

Adam'ın zihinsel sendromu (Asperger sendromu imiş) karşısındaki insanların gerçek niyetini anlamasını zorlaştırıyor ve "normal bir hayat" arayışında olsa da hastalığı buna engel oluyor. Önce işinden kovuluyor. Patronunun ve iş arkadaşlarının mekanik ve yapmacık tepkileriyle Adam'ın doğallığı karşısında-aşırı doğallığı dememiz lazım-nasıl bir dünyada yaşadığımızı bin beş yüz kere daha görmüş oluyoruz. Adam insanların ikiyüzlülüğünü anlayamazken Hugh Dancy'nin bize gösterdiği portre klasik naif bir gençten ziyade, hastalığına rağmen çevresini anlayıp uyum sağlamaya çalışan bir genç portresi olduğundan onunla özdeşim kurmamız kolaylaşıyor. Adam'ın dertleri çoğumuzun yaşadığı dertler gibi. Ruhsuz bir dünyada nasıl ayakta kalınır veya nasıl güçlü olunur ki? Üstüne üstlük bir de böyle bir hastalığınız varsa... Sevgilisi Beth'le ilişkisini de yönetmen ağlak bir peri masalı şeklinde değil, gerçekçi bir biçimde işleyerek takdir kazanıyor ve bunu filmin finalini kast ederek değil öykünün genel akışını kast ederek söylüyorum. Kişisel algı farklılıklarıyla ilerleyen hüzünlü bir öykü Adam. Beth'in anaokulu öğretmeni olması ve çocuk kitapları yazma hayalleri ile Adam'la ilişkisinde bir kadın olarak kendi yerini sorgulaması da bahsedilmesi gereken noktalardan.

Hugh Dancy'yi daha önce Jane Austen Book Club'da izledim (gerçi orada dikkatimi çektiği söylenemez) ve çeşitli romantikkomedigillerde adına rastlayınca da, "yeni Hugh Grant mi yapacaklar acep" diye sormadım da değil. Adam'la daha fazlasını yapabileceğini gösteriyor.

Hiç yorum yok: