Çarşamba, Mart 23, 2011

Güney Kore Filmlerinin Ters köşeye Yatırma Oranının Yüksekliği: Bölüm 1


Madeo/Ana

Gwoemul/Yaratık ve Salinui Chueok/Cinayet Hatıraları filmlerinin yönetmeni Joon-ho Bong'un 2010 tarihli filmi, bir annenin zihinsel engelli oğlunun suçsuzluğunu kanıtlama çabalarını anlatırken, sistemin bozukluğunu, adaleti ve suç kavramını sorgulayan ve izleyici olarak başlıkta yazdığım olaya maruz kalmamıza neden olan çarpıcı Güney Kore filmlerinden biri. Ana-oğul ilişkisi, kişisel intikam isteğinin sonuçları, işbilmez memurlarla polislerin trajikomikliği, dram-komedi-polisiye unsurlarıyla bir arada işleniyor ve türden türe atlıyor. Madeo/Ana, Cinayet Hatıraları kadar kasvetli bir film değil. Mizahi öğeler de çoğunlukta. Duygusal yönleri de unutmamalı. Filmdeki anneyi canlandıran oyuncu ile bildiğin ters köşeye doğru ilerleyen kurgusu, filmin etkisini daha da artırıyor. Görüntü yönetiminin çarpıcılığı da cabası. Her anıyla şaşırtıcı ve düşündüren filmlere çok sık rastlamadığımız için kıymetini bilmemiz gereken Güney Kore filmlerinden biri.


Ajeossi/The Man From Nowhere

Doludizgin bir film var karşımızda. Gizemli bir rehinci ile küçük bir kız var bir yanda. Diğer yanda ise, organ mafyasıyla uyuşturucu mafyası bir arada. Sırları yavaş yavaş, müthiş bir kurgu eşliğinde açığa çıkan rehinci rolündeki Bin Won, Madeo'daki zihinsel engelli oğul rolündeydi aynı zamanda ve birbirinden bu kadar farklı iki rolde de döktürmesi, oyunculuk kavramını sorgulatabilir size. Başkarakterin hikayesi Hollywood'u bırakın, Yeşilçam'da da sıkça karşımıza çıkan bir "tek adam" hikayesi olabilir. Fakat bunun işleniş biçimi, senaryo ve yönetmenlikte bitiyor iş ve gayet sömürüye açık bir hikaye bir ustalık eserine dönüşüyor Güney Koreli yönetmen Jeong-beom Lee'nin elinde. Duygusallık da barındıran iyi bir aksiyon izlemek isteyenlere ilaç gibi gelecektir. A Bittersweet Life'ı seven, bunu da sever.


Akmareul Boattda/I Saw The Devil

En yıkıcı filme geldi sıra. Unutulmaz Old Boy Min-sik Choi'nin şimdiye kadarki tüm kötü adam tiplemelerini çizgi film karakteri düzeyinde bırakan bir seri katil karakteri var karşımızda. Güney Kore'nin Brad Pitt'i diye anılan, A Bittersweet Life ve The, Good, The Bad, The Weird filmlerinden hatırlayabileceğimiz Byung-hun Lee intikamcı rolünde. Yönetmen de, bu saydığım iki filme ek olarak, A Tale of Two Sisters adlı nev-i şahsına münhasır korku filminin de yönetmeni olan Jee-woon Kim. Sırf şiddet dozu en uç düzeyde olduğu için değil, izleyicide, özellikle kadın izleyicilerde, zamanın Jaws'unun yarattığı etkiyi yaratabilecek, filmi izledikten sonra evden dışarı çıkıp sokakta yalnız başınıza ıssız sokaklardan geçerken paranoya üstüne paranoyaya kapılmanıza tuz biber ekebilecek bir film bu. Bu filmden bahsederken kişisel bir yorum yapmamaya çalışmak gerçekten zor. "Acaba izlemesem daha mı iyi olurdu" dediğim doğrudur. Bildiğin psikopat ve vahşet dolu bir film var karşımızda. Bu kadar şiddet insanın üstüne üstüne geliyor, boğuyor bir süre sonra. Enteresan bir film; bir yandan bitsin artık diyorsun, bir yandan da, bir bakmışsın iki buçuk saat sürükleyici ve başdöndürücü bir şekilde geçivermiş. Kendimi çok iyi ifade edemediğimin farkındayım. Filmin süresinden çok, filmde yaşananlar uzun geldi bana dersem belki açıklayıcı olur.

İntikam peşindeki bir insanın da, eninde sonunda peşine düştüğü şeytana dönüşeceği sonucuna varıyor I Saw The Devil. Bir yandan da, intikamcı da gayet sert bir şiddet uyguladığı halde, biz kızmış izleyiciler bunu yetersiz buluyoruz. Ne yapsa fayda etmez dememizi istiyor yönetmen. Bana kalırsa, intikam temasını Chan-Wook Park çok daha özgün ve etkili bir biçimde işlemişti. Onun filmleri de son derece şiddetliydi fakat vahşetten bunaltıp küfürleri sıralamamıza neden olmuyor, intikamın sonuçları üzerine düşündürüyordu Chan-wook Park. Bu film ise, saf korkuyu körüklüyor. Asıl kaybedenin kim olduğuna ilişkin o son sözler hariç. Sırf finali için izletiyor yönetmen.

2 yorum:

Unknown dedi ki...

merhaba Sera, "Acaba izlemesem daha mı iyi olurdu?" demişsin ya, aynı sözleri benim de sarfettiğimi söylesem. Fransız yapımı "Martyrs" İşkence Odası adlı filmde de aynı hisse kapılmıştım. İkisi de rahatsız edici filmler. Şeytanı Gördüm'de ana karakterin sırf intikam hissi yüzünden çok insan ölüyor. Ve nerede duracağını merak ettiğimden sonuna kadar izledim filmi. Hadi katil zaten psikopat, adam zevk için öldürüyor ama kendisi de bir psikopata dönüşüyor av ve avcı oyunu yüzünden.
Film kendini izlettiriyor ama izleyiciyi de çok rahatsız ediyor buna paralel.

sevgiler...

Sera dedi ki...

merhaba. intikamcının da avcıya dönüştüğü gerçeği yüzünden şiddet bu kadar abartılmamalıydı diye düşünüyorum ben de. bir süre sonra film, şiddet pornosuna dönüşüyor. oyuncular ise süperdi.
sevgiler.