Salı, Nisan 26, 2011

Metropolis

Bu filmi yapan insan olamaz ve bu cümleyi de öyle herkes kurduramaz. Üstelik 1920'lerde çekilmiş olması, Fritz Lang'a ve filme katkısı olan herkese daha da çok saygı ve hayranlık duymanıza neden oluyor. Şimdilerde, tüm o gürültü patırtının ve teknolojinin ortasında bile, hala eşi benzeri olmayan bir film Metropolis. Benzerleri çok yapılmış olabilir ama bir eşi daha hala yok. Filmdeki onlarca Babil Kulesi dokumaları görsel eşsizlik kavramına en güzel örnek olarak gösterilebilecek büyüleyici sahneler ve her bir sahne sinematik birer ders gibi. Klasik tabirle, zamana meydan okuyan dışavurumcu bir sessiz film.

Distopyadan devrime, birer dişli çark olmak için var olan insanların özgürlüğe yol alışında, yalnızca bilek gücü yetmiyor. Bilek gücü beyin gücü olmadan bir işe yaramıyor. Beyin gücü de yürek gücü olmazsa, kişi yüreğini ortaya koymazsa salt mekanik bir robota dönüşüyor. Erkeklerin dişilere bakış açısıyla absürd sahnelerde alay etmesi filmin komedi unsurlarını oluşturuyor. Hem vaiz kadını hem robot kadını aynı inandırıcılıkla, unutulmaz mimiklerle oynayan Brigitte Helm'in bu iki karakteri aracılığıyla kitlelerin yönlendirilişi üzerine uzun uzadıya düşünülebilir. Her ideolojinin sorunlu yanları üzerine beyin fırtınası yapılabilir. Filmi çok ağır bulanlara da şaşkınlıkla baktım açıkçası.

Hitler'in sevdiği bir film olduğu söylenen Metropolis'in yönetmeni Fritz Lang'ın, Nazi Almanyası'na karşı liberal tutumunu göstererek ülkeyi terk ettiği ve filmin birçok kereler kesildiği yazıyor birçok kaynakta. Benim izlediğim 2001 yapımı düzenleme, filmin yaklaşık yüzde 79'unu kapsıyordu. Filmde yaklaşık 36.000 figüran kullanılmış ve 5 milyon mark (günümüzün para değeriyle 200 milyon civarında) para harcanmış. Sinema tarihinde robot figürünü ilk kez kullanan ve ilk bilimkurgu olduğu söylenen bir film Metropolis. Filmin İstanbul'da da gösterilme girecekken, o zamanlar komünizm ve ateizm propogandası yaptığı gerekçesiyle yasaklandığı yazıyor wikipediada. Komünizm eleştirisi de kapitalizm eleştirisiyle birlikte ele alınıyor halbuki Metropolis'te ama tüm o yasaklar hiç şaşırtıcı değil, ne de Nazilerin filmi sevmesi. Distopya eserlerin, bir süre sonra eleştirdiği sistemler tarafından birer yöntem ve sistematik araç olarak kullanılması üzerine çeşitli tezler yazılabilir. Ateizm propogandası gerekçesiyse, 1920'lerin Türkiye'sinde de etkili bir gerekçeydi, 2000'lerin Türkiye'sinde de etkili bir bahane olarak kullanılmaya devam ediyor, hem de çok daha sinsi bir biçimde.

2 yorum:

N.Narda dedi ki...

METROPOLİS'İ HEP MREAK ETMİŞİMDİR, HEP. SANIRIM BAHSETTİĞİNİZ YENİ BİR DVD'Sİ.

pelinpembesi dedi ki...

evet seyretmiştim, gerçekten iyi...