Perşembe, Eylül 15, 2011

Emma Donoghue-Oda


5 yaşında bir çocuğun bakış açısıyla anlatılan kitap, acımasız bir gerçekliğin ortasında küçük bir kıvılcım sanki. Emma Donoghue'nun Oda'sı konu itibariyle Fowles'ın Koleksiyoncusu'nu, duygusal ton ve üslup itibariyle Foer'in Aşırı Gürültülü ve İnanılmaz Yakın'ını andırıyor. Romanı okumadan önce hakkında hiçbir şey bilmiyordum ve burada da uzun uzun romanın konusundan bahsedecek değilim, yalnızca kişisel fikrim olan bahsettiğim bu iki kitapla ortak yanlarını dile getirmem yetecektir sanıyorum. Sarsıcı etkilerinin olması da cabası.

Kadın olmaya dair bir roman aslında Oda. Romandaki Anne, o karanlık dünyada ve korkunç şartlar altında elinden gelenin fazlasını yapmakta. Romanın ikinci yarısından sonra da, Anne'nin tavırlarını, Anne-çocuk ilişkisiyle diyaloglarını, değişen dünyalara uyum sağlama ve çocuk psikolojisi açısından gayet gerçekçi bulduğumu ekleyebilirim. Çocuğun Oda'daki dünyası, Televizyon'daki dünyası ve dışarıdaki dünyasına bakış açısı küçük bir tebessümle yürek burkuculuk arasındaki o ince çizgide anlatılıyor. Özgürlük kavramı sorgulanırken, insan"oğlunun" zulüm konusunda sınır tanımazlığı vurgulanıyor.

Kitabı genel olarak sevdim, yalnızca ilerledikçe Jack adlı anlatıcı çocuğun soruları vs.leri bir parça can sıkıcı gelebiliyor. Kitabın Türkçe basımındaki kapağını orijinallerinden daha çok beğendiğimi de belirteyim.

2 yorum:

pelinpembesi dedi ki...

bilgiedirmen için teşekkürler...

selen dedi ki...

Sanirim en cok 5 yasina kadar sadece annesiyle iletisime gecen bi cocugun yasadigi sosyallesme sureci etkilemisti beni. Hatta dogtooth'u izledikten hemen sonra okumaya baslamistim bu kitabi. Paralellikler kurmustum ikisi arasinda. Jack'in kurdugu ve bes yasinda bi cocugun boyunu astigini dusundugum kimi cumleler beni de rahatsiz etmisti.