Pazar, Şubat 19, 2012

Sherlock 2. Sezon

Bol sürprizbozanlı yazı

Bölüm 1: A Scandal In Belgravia

Sherlock'u 1. sezonun sonunda Moriarty'yle havuz kenarında karşılıklı bakışırken bırakmıştık. Ortada bir bomba vardı. Olan Dr. Watson'a oluyordu tabi. Olan hep Watson'a oluyor zaten ama oraya geleceğiz. Joker kılıklı, psikopat, kendine eğlence arayan Moriarty "seninle sonra uğraşırım" ile "şaka yaptım, geri geldim ben, kolay kolay bırakır mıyım hiç seni" arasında gidip gelen tepkileriyle ilerisi için ipuçları veriyordu. Sahnenin en janjanlı yerinde kendisine bir hatun kişiden telefon gelince, Sherlock'la Watson'ı birbirlerine melul melul baksınlar diye baş başa bırakıp kayıplara karıştı. "Duygular zayıflıktır" diye egoistçe sayıklayıp duran Sherlock'un hayatta değer verdiği tek kişinin Watson olduğunu gözümüze sokan, sevgi ve bol gay altmetinli bir sahne izledik sonra. Ardından kamera, telefonla Sherlock'u "kurtaran" kırbaçlı ve seksi kadının arkadan görüntüsünü verip o muhteşem jeneriğe geçti. Sherlock'un 2. sezonunun 3 bölümlük bu ilk bölümünün bomba gibi olacağının ilk işaretleri geldi böylece 5 dakika içerisindee ama bu kadarını da beklemiyorduk.

Sherlock Holmes'ü Dr.Watson'ın yazdıklarından tanıyışımızın 21. yüzyıl versiyonu olan blog yazma olayıyla Sherlock'un popüler oluşu, o meşhur şapkasıyla gazetelerde resimlerinin çıkışı, Sherlock'un bence gayet yerinde bir şekilde sıkıcı bulduğu çeşitli vakalarla uğraşıp Watson'la eğlenceli diyaloglar yaşayarak geçirdği günler pek güzel kurgulanmıştı. Sherlock'un "orta karar" bulduğu bir vaka çıktı sonra ama kendisi bu vakayı olay yerine gidip inceleme yapmaya zaman ayıracak kadar "mühim" görmediğinden, Watson'ı olay yerine gönderip webcam'le bağlantı kurmak suretiyle kabul etti bu cinayet vakasını. Pahalı takım elbiseli tiplerin Sherlock'u evde çıplak, çarşaflara sarınmış bir halde bulup, Watson'ı da olay yerinden helikopterle alıp yaka paça Buckingham Sarayı'na götürmeleriyle dedik ki, asıl şenlik şimdi başlıyor. Sherlock'un "önemli devlet adamı" triplerindeki uyuz kardeşi Mycroft da işin içine girmese olmazdı. Şantajcı ve çıkarcı bir hatun imajıyla betimlenen Irene Adler'ın elindeki kozları alma görevi verildi Sherlock'a ve sadede gelindi zira Irene Adler'ı konu almaktaydı bu bölüm.

Çıkarım uzmanı Sherlock'un karşısına çırılçıplak çıkan Irene Adler'ı çözümleyemediği, ikisinin ilk karşılaştığı sahne televizyon tarihinin unutulmazları arasına şimdiden girdi. Bu sahnenin çekilişi, hiçbir şey göstermeyen çıplaklık içeriği usta işiydi. Sherlock'a pabucunu iki üç kez ters giydirdi Irene Adler bölüm boyunca. Irene'in öldüğünü sanan Sherlock'u nihayet elinde kemanla gördüğümüz, pek hüzünlü takıldığı sahnelere bile tanık olduk. Irene Adler Sherlock'a her bakımdan denk bir femme-fatale. Zaaflar açısından da, Sherlock'un duygusuzluğu ve bencilliği, Irene Adler'ın çıkarcılığıyla dengeleniyordu. En başta gördüğümüz cinayeti bölümün ortalarında birlikte çözdükleri sahne de kurgu açısından şahaneydi. Kasa şifresinin beden ölçüleri olması zekiceydi ama meşhur telefon şifresinin ortaya çıktığı sahne tartışmaya açık denilebilir. Gayet ortada bir SHER-LOCKED şifresi çoğu izleyeni şaşkınlığa uğratıp gülümsetti. Bence tam Irene Adler'a göre bir oyundu bu şifre. Zeka küpü Sherlock'la aslında bu denli basit bir şifreyi seçerek hem alay eden, hem de onu diğerlerinden ayrı gördüğünü ispatlayan bir şifreydi, yine de kendisini sona götüren de, Irene Adler'ın bu kibri oldu. "Nabzını ölçerek buldum bana karşı zaafını" diyerek onu yendiğini ilan eden Sherlock'la, "kadınlar ya duygularına yenik düşen zayıf yaratıklardır, ya da fettandırlar" şeklindeki o bitmek bilmeyen klişe sonuca ulaşıldığı da söylendi bu sahneyle, hatta -sanırım- Guardian'da buna benzer bir yazı da çıkmıştı. Şahsen bu tür tartışmalardan da, o seksist yapımcılar ve yazarların varlığından sıkıldığım kadar sıkıldım. Kadının duygularına yenik düşmesi zayıflık, erkeğin hormonlarına yenik düşmesi onun normal hali filan ya neyse konumuz bu değil. Yapımcı ve bölümün yazarı Steven Moffat bu suçlamaya twitterdan karşı çıkarak "Irene onu iki kez yendi, Sherlock ise bir kez" şeklinde bir yanıt verdi. Irene Adler'ın Sherlock'u kukla yerine koyduğu sahneleri hatırlayınca, Sherlock'un çoğu yerde asperger sendromlu olduğunun söylenişiyle ve özellikle Molly'den Anderson'a, kardeşi Mycroft'tan Mrs.Hudson'a herkese olan bencilce ve aşağılayıcı davranışlarını göz önünde tutarak, Irene Adler'ın tamamen eşiti gibi davrandığı iki kişiden biri olduğu sonucuna varabiliriz (diğeri Moriarty tabii ki.) Sonrasında Sherlock onu ölümden kurtarınca ödeşmiş oldular bana kalırsa ve bölüm boyunca, hatta sezon boyunca duygularıyla asıl boğuşan kişi Sherlock'tu.

Bu noktayı da açığa kavuşturduktan sonra, sonuç olarak A Scandal in Belgravia'nın genel olarak muhteşem bir bölüm olduğunu söylemekte sakınca görmüyorum. Oyun içinde oyunları, seyir zevki, karakterlerin ele alınışı, kurgusu ağzımıza bir parmak bal çaldı ve bunun ardından izlediğim her şey vasat olarak adlandırılmaya mahkumdu artık. Lara Pulvar'ın Irene Adler portresi, Sherlock Holmes'ün sinema versiyonunda Irene Adler'ı canlandıran Rachel McAdams'ı iyice komik bir hale dönüştürmüştür.

Bölüm 2: The Hounds of The Baskerville

Doyle'un Irene Adler'lı öykülerini okumadım ama Baskerville'lerin Tazısı'nı okumuştum. Doğaüstüne ve batıl inançlara karşı bilimi ve mantığı öne çıkaran bir öykü olmakla birlikte, içerdiği gizem ve korku öğeleriyle ilgi çeken bir Doyle öyküsüydü. Öykünün dizide ele alınışı ise, batıl inançlardan çok, genetik biliminin sapkınca kullanılışı şeklindeydi. Buna rağmen, Sherlock'un kocaman, kırmızı gözlü, kara köpekten korkar gibi olduğu sahnede olduğu gibi,"acaba" dedirten bir doğaüstü kuşkusu da yok değildi. Bu bölümün en çok öne çıkan yanları, Sherlock'la Watson'ın İngiltere kırsalında birbirlerine melul melul baktıkları, ikisinin gay sanılmasının yol açtığı komik anlar, Sherlock'un zavallı Watson'ı deney faresi yerine koyduğu sahne ile sisle birlikte olayın çözüldüğü sahneydi. Bunların dışında, önceki Irene Adler'lı bölümün yanında sönük kaldı bu bölüm. Belki 1. sezonda işlenseydi bu konu daha çok ilgi çekebilirdi.

Bölüm 3: Reicheinbach Falls

Sezon finalinin Moriarty'le yapılması kaçınılmazdı. Yine müthiş bir kurgu örneği vardı karşımızda. Sherlock'un ölümünün ardından psikoloğuna ağıt yakan bir Watson görünce açılışta, başımıza gelecekleri anlamalıydık aslında. Sherlock'un ölümü!

1. sezonda kıyısından köşesinden gördüğümüz Moriarty'yi canlandıran oyuncu Andrew Scott acaba doğru bir seçim miydi, daha inandırıcı bir kötü adam olabilir miydi ki şeklindeki şüphelere nanik yaparak, coştukça coştu bu bölümde. Moriarty Sherlock'un dengi kötü adam olmanın ötesine geçerek, "ben senim, sen de bensin" muhabbetini yaptı beklendiği gibi. King Moriarty'nin eğlenceli soygun sahnesinin yanında, mahkeme salonundaki diken üstü havaya rağmen o komik bakışmalar ve atışmalar da evlere şenlikti. Sherlock Holmes'ün bir sahtekar olduğunu ispatlama peşindeki Moriarty, kendisinin bir aktör olduğunu iddia ettiği sahnedeki hinliğiyle, kimseleri beğenmeyen Sherlock'un takdirini kazandığını belli eden bir bakışla aldı yanıtını karşılığında. Sherlock Holmes bölüm boyunca kendisini ispatlamaya çalışmak zorunda kaldı, imajını çok iplemese de. Moriarty'nin amacı, Sherlock'u haksız yere suçlanan adam konumuna düşürüp yalnızlığa ve intihara sürüklemekti. Sherlock'un en duygusal takıldığı bölüm de buydu, Watson'ı en çok aşağıladığı bölüm de. Watson, House'ın Wilson'ı gibi her eve lazım ve bu yüzden de çekmediği kalmıyor. Son kertede ise, Sherlock'a olan sadakati gözlerimizi yaşartıyor.

Çatı sahnesi. Moriarty'nin Sherlock'la ip cambazı gibi oynayışının ayyuka çıktığı anlar. Sherlock'la Watson'ın telefonla konuşup vedalaştığı sahne sizin de yüreğinizi sızlatmadıysa, duygularınızdan şüphe edin derim. Bu arada Moriarty silahı dayar şakağına. Ve Sherlock'un düşüşü. Sherlock nasıl bir oyun yaptı da ölmedi şeklinde teoriler sıralamayacağım buraya.  Dileyen bu siteyi inceleyebilir ama Molly'den yardım istediği ve düştükten sonra herkes düşen cesede bakarken arkadan bir motorsikletin (bisiklet miydi yoksa? Bahaneyle tekrar izlerim sezon finalini) geçtiği malumumuz.

Senaryo harikası bir finaldi kesinlikle ve İngiliz televizyonlarının insanı süründüren dizi anlayışının en büyük örneklerinden biri olarak, yeni sezonu en az 1 yıl bekleyeceğimizi düşündükçe insan sövmeden duramıyor. Evet kısa ve öz diziler ama fazla kısalar ve sezon araları da gereğinden fazla uzun. Benedict Cumberbatch'in adını daha da sık duymaya hala hazır değilseniz, daha ne desem bilemedim.

Sherlock görselleri

3 yorum:

negatif dedi ki...

Severek izledim bu diziyi. Yazınızı da oldukça beğendim. Teşekkürler.

Judy Abbott dedi ki...

Babamla nefesimiz kesilerek izledik bu sezonu. Irene Adler'ın çıplak sahnesinin koreografisi sanat eseriydi gerçekten.

O değil de Moriarty gerçekten öldü mü? Ölmeyeydi iyidi.

Sera dedi ki...

Öldü gibi görünüyor. Beklemekten başka çaremiz yok.