Cumartesi, Kasım 10, 2012
2012'den Gişe Manzaraları
Nolan'ın son Batman'i
Batman deyince akan sular duruyordu. Tim Burton'ın Batman filmlerini izleyerek büyümüş ve Joel Schumacher'in karikatür tipler geçidiyle dalga geçerek lise yıllarını tamamlamış bir nesil için ise Nolan'ın üçlemesinin izleyicileri ikiye bölmesi garipti. Bir yanda, "Memento dışında iyi filmi yok, dünyanın en şişirilmiş yönetmeni, zaten gişede çok fazla izleyeni olduğu için ağzıyla kuş tutsa yaranamaz benim kutsal entelektüel görüşüme" diyenler, diğer yanda Christopher Nolan'a tanrı gözüyle bakanlar, en ufak bir eleştiriye tahammül edemeyenler, hayranlıklarını abarttıkça abartanlar. Bir de, filmi sinemada bayıla bayıla izleyip iş internette yorum yazmaya gelince havalı ve entelektüel sinefil imajı çizmek için ağzına geleni söyleyen ikiyüzlüler var. Bu kadar keskin ayrımlara yol açacak bir seri değil halbuki Batman üçlemesi. Bunu görmek için diğer süper kahraman filmlerine bakmanız yeterli.
Batman Begins'le hiç fena olmayan ve diğer zottirik süper kahraman filmlerinin aksine karakteri ön plana çıkaran bir yaklaşım sergileyen Nolan, The Dark Knight ile hiç beklemediği bir ilgiyle karşılaştı. Harvey Dent ve Joker nezdinde sorgulanan kahramanlık kavramı sarsıcıydı. Gerek aksiyon, gerek politika, gerek duygusal enstantaneler dengeli bir biçimde işlenmişti. Batman ve Bruce Wayne'in geri planda kaldığı TDK'tan sonra, Batman/Bruce Wayne'in düşüşü ve yükselişini izlediğimiz The Dark Knight Rises'a geldi sıra. Batman'in (şaka gibi, holivudun eşek şakası) reboot'u gündemdeyken Christian Bale'in Batman/Bruce Wayne performansını daha çok takdir etmeliyiz.
Film olarak The Dark Knight Rises'ı çok kötü bulmasam da, karakter sayısının fazlalığının, hayal kırıklığı yaratan ve daha cesur olmasını beklediğim Wall Street sahnesinin ve gereksiz yere başvurulan sürpriz son yaklaşımının olumsuz etkilerini görmemek elde değildi. Filmin kişisel olarak en sevdiğim yanları ise, herkesi şaşırtarak kariyerinde yeni bir sayfa açan Anne Hathaway'in şahane Selina Kyle/Catwoman yorumu, Deshi Basara ve Hans Zimmer'in müzikleri. Gordon'ın eylemlerinin düşündürücülüğü de cabası. Kötü yazılmış ve belli ki Marion Cotillard'ın da çok inanarak oynamadığı ve yalnızca Batman ve Nolan hayranı olduğu için kabul ettiği her halinden belli olan Talia Al Ghul karakteri yerine Selina Kyle'a daha çok yer verilseymiş diye hayıflandım sürekli. Michelle Pfeiffer'ın ikonik Catwoman'ına odaklanmak yerine bambaşka bir Catwoman karakteri çizmek doğru bir seçim olmuş. Hans Zimmer'in müziklerinin de zaman zaman filmin önüne geçtiği söylenebilir. Bir kötü adam olarak Bane filmin finalinde olanlar yüzünden etkisini sıfıra indirdi maalesef ama Tom Hardy iyidir, iyi.
Üç filmin benim açımdan sıralaması: The Dark Knight > The Dark Knight Rises > Batman Begins. Bazı eksikliklerine rağmen, bir gişe filmi ve süper kahraman serisi olarak böyle kısır bir sinematik dönemde hep bağrıma basacağım bir üçleme olacak Nolan'ın üçlemesi.
The Avengers
Süper kahraman mı dediniz? Bu tür filmlerin hastası olmadığım belli ve "Hadi toplanıp dünyayı kurtaralım" tarzındaki filmlerin de pek bana göre olmadığını daha iyi anlamış oldum Avengers'ı izleyince. (Gerçi geçen yılki X-Men: First Class bu temayı çok iyi işleyen, alt yapısı güçlü bir filmdi ama belli ki istisnaydı.) Açıkçası, bu kadar çok süper kahramanı bir arada görünce, tüm bu egoların bir araya gelmesinin etkisiyle kimbilir ne komik ve eğlenceli sahneler vardır, diye düşünmüştüm; yanılmışım. Kendini beğenmişliği artık sinir bozucu bir hale gelen Tony Stark ile her zamanki Robert Downey Jr, sıkıcı Captain America, itici Mark Ruffalo'nun çok daha etkileyici bir karakter olarak yansıtılabilecek Hulk yorumu, karikatür gibi çizilmiş ve oynanmış kötü adam Loki (cidden bu Tom Hiddleston'da nasıl bir yetenek var da ben göremiyorum) hiç de yardımcı olmadı şahsen. Natasha Romanoff'la Jeremy Renner'ın sahneleri uzatılsa ne güzel olurdu diyeceğim, halbuki pek de Scarlet hayranı sayılmam. İçlerinden bir tek Thor'u beğendim ama yetmedi Joss Whedon.
Skyfall
Yepyeni, taptaze James Bond filmi Skyfall'un Adele'li açılışındaki fantastik görüntüler, James Bond'un Hogwarts'taki maceralarını anlatacakmış gibiydi. Öyle olmadı tabii (keh keh). James Bond'un karizmatik olduğunu kabul etsem de, daha çok erkeklere hitap eden bir casus-aksiyon serisi olduğundan çok da ciddiye alarak izlememişimdir çoğu Bond filmini. Hep aynı soğuk savaş teranesi ve Bond'un yatağından geçmesi dışında pek de bir şey ifade etmeyen Bond kızları da tuz biber ekmiştir hep. Sean Connery'den sonraki Bondları zaten hiç ciddiye almadım, ta ki Daniel Craig'e kadar. "Sarışın Bond mu olur" şeklindeki yüzeysel yorumları bir kenara bırakırsak, Daniel Craig'in soğukkanlı karizmasının tam da soğukkanlı ve çapkın bir İngiliz centilmenine ve ajanına uyacak kıvamda olduğunu görürüz. Fakat ne zaman ki siyahi bir Bond seçerler de Idris Elba'yı Bond yaparlar, ancak o zaman yenilik derim ben buna.
Skyfall'a dönecek olursak, Casino Royale'i aşamasa da izlenebilirliği ve keyif verme kapasitesi yüksek bir James Bond filmi olduğunu söyleyebiliriz. Bir Bond kızı olarak Eva Green'in Vesper Lynd'inin farklılığının yanında, Skyfall'daki Bond kızının onun kötü bir taklidi olmaktan öteye gidemediğini gördük. Skyfall'daki gerçek Bond kızı Naomie Harris olmuştur. Bond'la aralarındaki atışmalar filmin en eğlenceli yanlarından. Q olarak Ben Whishaw cuk oturmuş olsa da, Javier Bardem'in kötü adamının Joker'in hallerine olan benzerliği gözden kaçmıyor. Bardem harika bir oyuncu fakat birilerinin kendisine, kötü adam=kötü saç olmadığını söylemesi lazım. Skyfall'un iyi bir diğer yanı, Bond-M ilişkisine odaklanmasıydı. Gerisi bildiğimiz aksiyon. İstanbul'daki sahnelerin de, hele o bıkmadıkları trenin üzerinde koşup dövüşme ve bunu yaparken de karizmasından bir şey yitirmeme vs. gibi klişeler çoğunluğu hayal kırıklığına uğratabilir. Yine de, Sam Mendes'in katkısının birçok detayda etkili olduğu ve başka biri yönetse bu kadar ilgi çekmeyip yalnızca Bond hayranlarına hitap edeceği de kesin gibi.
The Raven
Edgar Allan Poe ile bir geçmişiniz varsa benim gibi veya Poe'yu çok seven bir okursanız, Poe'yu konu alan bir film çekildiğini duyunca ya sevince ya endişeye boğulursunuz. John Cusack'in Poe rolü için seçildiğini duyunca endişelenmiştim şahsen ve maalesef bu endişemde haklı çıktım. John Cusack'in kendine özgü tarzıyla sevdiğim performansları olsa da, Poe olarak sırıttığını gördük The Raven'da. Cusack'in Poe yorumu ne melankolik, ne trajik, ne de komik olabilmiş ve karikatüre meyletmiş birçok sahnede. Evet Poe'nun absürd bir yanı da vardır, yalnızca korku öyküleri yazmamış olup absürd komedi içeren öyküleri de mevcuttur fakat Cusack'in ve yönetmen James McTeigue'in belli ki kafası karışmış ve nasıl bir Poe filmi çekecekleri konusunda kararsız kalmışlar.
The Raven, Poe öykülerinin ele alınışı ve tüm o göndermeler açısından, bir Poe okuru açısından hazine sayılabilir. Bir cinayetin ortasında kalan Poe ve From Hell benzeri atmosfer etkileyici görünse de, From Hell'in yarattığı etkiyi yaratamıyor The Raven. Cusack'in Poe parodisi olmasaydı bazı kusurları da görmezden gelebilirdik ama Poe'nun kötü bir taklidi izlenimi veren Cusack'in performansı filmi aşağı çekiyor, tabii buna yönetmenin kararsızlığı da neden olmuş olabilir.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

3 yorum:
Skyfall'u oldukça sıkıcı buldum. Diyaloglar karakterleri karizmatik göstermek için genelde tek cümlelik yazılmıştı. Film, karanlık karakterler modasını iyice benimseyerek Bond'un yetimliğine ve acı dolu geçmişine vurgu yapıyor. Alkol bağımlılığını da esgeçmiyor. Sanırım ben bu klişelerden bıktım biraz. Bunun yanında Bond müziği neredeyse hiç kullanılmamıştı. Artık süper zeki bilgisayar dahilerinden de gerçekten gına geldi. Evet hiçbir şeyini sevemedim galiba basındaki kısa İstanbul sahneleri hariç.
Batman serisi ve The Raven hakkında söylediklerine katılıyorum. Skyfall'u henüz izlemedim, onun için yazının o kısmını okumadım.
Ama Joss Whedon'a ayıp ediyorsun, kalbimizi kırıyorsun. Haberin olsun. :)
Berna Aslan: Bond müziği çok azdı gerçekten. Sinemada bangır bangır Adele dinlemek iyiydi yine de :)
Mshn: Firefly ayrıdır ama bak :))
Yorum Gönder