Salı, Aralık 18, 2012

2012 Dizi Listesi

Yıllık kişisel listelerimin ilk ayağı diziler bu yıl. 2012'de gerçekten çok iyi diziler izledim birkaç hayal kırıklığını saymazsak ve bu yılki dizi listesinin sıralamasını oluşturmak hiç kolay olmadı. Geçen yılki dizi listemi oluşuturken bu kadar zorlanmamıştım ve bazı dizilerin sıralamasında sezonların gidişatına göre değişiklikler olduğu görülebilir. Tekrar tekrar belirtmeme gerek yok bence ama bu listeleri kendi kişisel beğenilerime göre hazırladığımı ekleyeyim yine de. Bol bol SPOILER içerdiğinden, yalnızca izlediklerinizi okumanızı öneririm.

 1 - Sherlock

BBC'nin Sherlock uyarlaması, modern bir Sherlock Holmes uyarlaması olarak başlayıp yalnızca Sherlock Holmes'e ve polisiyeye olan algıları değil, bir dizinin kurgusunun nasıl olması gerektiğine dair bakış açılarını da değiştirdi ve kısa zamanda bir fenomene dönüştü. Her bölümü 1 buçuk saatlik toplam 3 bölümlük bir mini dizi olmasıyla da belki "az ve öz" tavrının olumlu etkisinin avantajlarını iyi kullanıyor olabilir, sinemasal havası da öyle keza. Şurada da ayrıntılarıyla yazdığım gibi, gerek Irene Adler'lı A Scandal in Belgravia gerek Moriarty'li sezon finali the Reichenbach Falls şimdiden dizi tarihinin unutulmazları arasına girdi dersek abartmış olmayız. Benedict Cumberbatch'in oyunculuğu Holmes'ün sinemadaki yansıması Robert Downey Jr'a adeta bir karikatür muamelesi yapmamıza neden olurken, ilk sezonda pek kendisini gösteremeyen Moriarty'nin 2. sezonda coşmasıyla bize Holmes'e denk bir kötü adam yorumundan fazlasını sundu Andrew Scott. 2. sezonda Holmes, Irene Adler ve Moriarty aracılığıyla duygusal tarafıyla yüzleşti bol bol ve House-benzeri-süper zeka-dizi karakteri olmanın ötesinde bir Sherlock izledik Steven Moffat ve BBC ekibi sayesinde. Etki açısından da listenin 1 numarasına yerleşmesi kaçınılmaz oldu böylece.

Sherlock görselleri

 2- Breaking Bad

Geçen yılın zirvesindeki dizinin bu yıl ikinci sırada yer alması, biraz ilk sıradaki rakibinin bomba etkisinden biraz da final sezonunun ikinci yarısını beklemek istememden kaynaklanıyor. 2013'te final bölümlerinin de etkisiyle büyük ihtimalle 1.sıraya oturacaktır yine ve bu yılın, "bölümleri en iyi tasarlanmış Amerikan dizisidir" ama biz öncelikle 5.sezonun ilk yarısını kısa da olsa biraz irdeleyelim. 4. sezonun sonunda Gus Fring'i alaşağı edip giderek daha da tehlikeli bir suçlu profiline meyleden kimyager Walter White'ın karanlık tarafı daha baskın hale geldi ve ilk sezonların mülayim kimya öğretmeni tamamen kaybolurken, Jesse Pinkman ve eşi Skyler'la olan bıçak sırtı ilişkisi, Walter'ın kendini sorgulamasına meydan veren birçok bakımdan kilit anlarla doluydu. Diziyi özünde mülayim bir kimya öğretmeninin karanlık tarafa meyletmesini anlatan bir karakter dizisi olmasından çok, Walter White'ın maceraları ve akıl dolu şiddet eylemleri olarak görüp sırf aksiyon için izleyen kesim Skyler'la Walter'ın arasında geçen sahnelerde bolca sıkıldı ve suç filmlerindeki kadın karakterler ağızlarıyla kuş tutsalar bile sevilmediklerinden birçok önemli ve vicdani noktayı gözden kaçırdılar. Skyler'ın kocasının suç ve şiddet dolu eylemlerini destekleyen bir patroniçe olmasını bekleyenler hayal kırıklığına uğradılar. Oysa ki Breaking Bad'in senaryosu bu yönde gitseydi, gerçekçiliğinden çok şey yitirirdi ama gel de anlat tabii. Walter ile Mike reyisin diyalogları ve iki harika oyuncunun özellikle son karşılaştıkları sahne miydi izleyiciyi ödüllendiren yoksa Hank'in aydınlanma an'ı mıydı en etkilisi karar veremedim. Jesse Pinkman için apayrı bir yazı yazmak lazım. İlk başlarda şapşal velet olarak gördüğüm Pinkman dizinin en sevdiğim ve başına bir şey gelirse en çok üzüleceğim karakterine dönüştü. Walter White'ın dönüşümüyle Bryan Cranston'ın nasıl döktürdüğünü hepimiz görüyoruz. Aaron Paul de Jesse Pinkman karakteriyle özdeşleşip sağlam bir kariyer başlangıcı yapmış gibi görünüyor. Walter'la ilgili bilmediklerini öğrendiğinde kıyametler kopacaktır herhalde. Yalnız, koskoca Saul Goodman'ı sindirdiyse Walter, daha kimbilir neler yapar. Birilerine göre de, Breaking Bad'i bu yıl 1. sıraya yerleştirmedim diye Heisenberg her an kapıma dayanabilirmiş. Başıma bir şey gelirse oradan bilirsiniz artık.

Breaking Bad görselleri

 3- Community

Son zamanların en iyi komedi dizisi demekten çekinmeyeceğim Community, ödül törenlerinde ve eleştirmenler nezdinde görmezden gelinedursun sırf Abed Nadir gibi şahane bir karakteri bize armağan ettiği için bile ilk 3'e girer. Diziyle ilgili ayrıntılı olarak konuşmuştum burada birkaç yazı önce ve bu yıl izlediğim en iyi dizilerden biriydi Community kesinlikle. Pierce karakteri en az sevdiğim karakter olduğundan, Chevy Chase'in diziden ayrılmasına üzüldüğümü söyleyemeyeceğim. Dizi için de çok büyük bir kayıp olacağını sanmıyorum. 4. sezonun Şubat 2013'te başlayacak olması çok sevindirici bir olay. Seinfeld'de George Costanza olarak tanıdığımız Jasson Alexander'ın konuk oyuncu olarak dizide yer alacak olması da merak duygumuzu daha da perçinliyor.

Community görselleri


4- Mad Men

Mad Men bazılarınca sıkıcı ve şişirilmiş bir Amerikan dönem dizisi olarak görülüyor ve genelde Revolution, Person of Interest tarzında aksiyon ve olay odaklı dizileri sevenlerce böyle düşünülmesi normal tabii. Mad Men inceliklerle dolu bir dizi ve ağırdan aldığı bölümlerin acısını çıkarıyor eninde sonunda. Çok iyi bir 5. sezon geçirdiğinden ve belki de en iyi sezonlarından birini geçirdiğinden ilk 5'ime girmekte gecikmedi benim de. Sezonun, Don Draper-Peggy Olson-Pete Campbell dışında en çok öne çıkan isimleri, Sherlock Holmes'ün sinema versiyonunda Moriarty, Fringe'de de yine kötü adam rolünde gördüğümüz Jared Harris tarafından çok iyi bir performansla canlandırılan Lane Pryce, Arya Stark'dan sonra en sevdiğim çocuk karakter olan Sally Draper (bunların ikisine de çocuk demeye bin şahit ister halbuki. Arya'lı kısma da geleceğiz birazdan) ve tartışmalı bir düşüş ve yükseliş öyküsüyle karşımıza çıkarak izleyiciyi şaşırtan Joan Harris'di. Normalde çok umurumda olmayan Roger Sterling'e ise 5. sezonda bayıldığımı, bize en sonunda tatmin edici bir Pete Campbell çelişkileri-bunalımı-çok bilmişliği üçgeniyle bu keyifli karakteri keyifli bir kompozisyonla daha ayrıntılı olarak göstermelerini takdir ettiğimi ve Don Draper'la Peggy Olson'ın doğaçlamalı çekilen, Don'un Peggy'nin elini bırakmadığı tüyleri diken diken eden duygusallıktaki an'ı ise hiç unutamayacağımı belirtmeliyim. (Don't be a stranger!). Dizide daha fazla sahnesi olsun dediğim bir diğer karakter de, yazarlıkla reklamcılık arasında sıkışan Ken Cosgrove. Don Draper ise, yeni güzel eşinden midir artık reklamcılıktan sıkıldığından mıdır nedir eski havasında değildi. 6. sezonda şimdiki evliliği de düşüşe geçecekmiş gibi görünüyor. January Jones'un yokluğunu ise şahsen pek hissetmesem de, değişen dünyadaki akıbetini merak ediyorum yine de.

Mad Men görselleri

 5- Game of Thrones

Eminim birçoğunuzca yılın en iyi dizisidir fakat benim 5.sırada yer vermem, Game of Thrones'u daha az sevdiğim anlamına da gelmiyor. Hal, gidişat ve işleniş açısından üstteki dizilerden daha alttaki bir sırada yalnızca. 2. sezon başladığında ben de 2. kitabı okuyordum ve dizi devam ederken 3. kitabı da okuyup bitirmiştim. Haliyle pek keyifli zamanlar geçirdim bu şekilde. 2.sezona dönecek olursak; en sevdiğim sahnelerin Arya Stark ve Jaqen H'ghar arasında geçen sahneler olduğunu söylemem beni tanıyanları şaşırtmayacaktır. Arya Stark'a olan sevgim diğer birçok dizi karakterinden baskındır. Pek bir karizmatik ölüm meleği Jaqen H'ghar'la karşı karşıya geldikleri anları çok özleyeceğim. Keşke bitmese dedirten diğer sahneler, Tyrion ve Cersei Lannister arasındaki sahnelerdi. Tyrion Lannister birçok izleyicinin ve okurun favorisi zaten ve en güzel diyalogları Tyrion'a yazmış George R.R.Martin belli ki. Cersei Lannister'ı izleten de Lena Headey'nin müthiş oyunculuğu; bize yalnızca bir demir leydi değil derinlikleri ve çelişkileri olan bir karakter izletmesi. İçkiliyken Sansa'ya sarf ettiği diyaloglar evlere şenlikti. İlk sezonda nefretimi kazanan, kitapları okudukça ise en hüzünlü öyküsü olan karakterlerden biri olduğunu düşünmeye başladığım ve 3. kitapta yaşadığı şok edici olaylarla beni şaşırtan Sansa Stark Cersei'yle her karşılaşmasında, ileride dönüşmemesi gereken bir kraliçe görürken, Cersei bir erkek olsaydı durumun şimdikinden çok daha farklı olacağını düşünmeden edemiyoruz. Jon Snow ve Ygritte arasındaki atışmaları da anmadan geçmemeli. Dizinin en eğlenceli bir diğer anlarına sahne oldu Ygritte'in aracılığıyla Jon Snow'un hikayesi. 1. sezonda çok sevdiğim Daenerys Targaryen'in, 2. sezonda ejderhalarından başka gözü bir şey görmeyen sıkıcı bir karaktere dönüşmesi ve 2. kitaptaki bazı önemli ayrıntıların dizide gösterilmemesi üzücüydü. 3. kitapta Daenerys çok sayıda tecrübe kazanıp insanlarla ve içine girdiği mücadeleyle ilgili çok şey öğreniyor ve umarım 2.sezondakinden daha doyurucu sahnelerini izleriz 3. sezonda. Baratheonlarla Stark'ların diğer mensuplarını çok da umursamadım açıkçası (Bran hariç ama kitapta çok daha etkiliydi Bran'in hikayesi) fakat Brienne'le Jaime Lannister'ın 2. sezonun sonlarında başlayan yolculuklarının devamını görmeyi merakla bekliyorum. Theon Greyjoy'a sövdüğüm kadar hiçbir karaktere sövmemişimdir, bunu da ekleyeyim.

Game of Thrones görselleri 

 6- Downton Abbey
 
En güzel dönem dizilerinden biri, elbette ki İngilizlerden çıkacaktı. Listemdeki dönem dizilerinin bolluğu, daha çok dönem dizilerini sevmemden kaynaklanmıyor. Dönem dizilerini daha özenli çekiyorlar ve çok kaliteli işler çıkıyor ortaya. Günümüzde geçen dizilerde biraz daha tribünlere oynama tavrını görüyoruz ve sezonları inişli çıkışlı oluyor genelde. Dönem dizilerinde daha istikrarlı bir akış var. Downton Abbey de üst sınıf İngilizlerin evlenme komedilerine odaklanacakmış gibi başladı, aşağıdakiler-yukarıdakiler temasını gerçekçi ve mizahi bir şekilde ele alarak kendini sevdirdi ve karakterlerin yıllar içindeki dönüşümünü çok iyi işleyerek yalnızca lolipop bir dönem dizisi olmadığını gösterdi. "Aşağıdakiler" grubundaki Anna ve Mr.Bates'in öyküsünü izlemek, Lady Mary ve Matthew Crawley'nin ilişkisinin gidişatını izlemek kadar keyifliydi. Sezonun ortasında en sevdiğim karakterlerden birinin hüzün dolu ve sarsıcı ölümü tüm sezona damga vururken, Maggie Smith de elbette göründüğü her sahnede tüm diğer herkesten rol çalmaya devam etti en keyifli diyalogların sahibi olarak. Gay hizmetkar Thomas'ın çelişkilerinden mi özellikle bahsetmeli, dizinin en cesur kadın karakteri Cora Crawley'nin o imkansız tutuculuktaki ortamda hiç vazgeçmediği sosyal sorumluluk projelerinden mi? Kont (yoksa Lord mu? Her neyse, banane canım İngiliz milletinin unvan merakından) Grantham ile Mr.Carson savaş sonrası değişen dünyaya ayak uydurmakta zorluk çekerlerken, sezon finalinde kimi olaylara biraz da izleyiciyi mutlu etmek adına ılımlı bir nokta koyulduğunu gördük. Umarım, köşesinde oturup hiçbir şey yapmaması beklenen Edith'in öyküsü alternatif bir biçimde ilerler.

Downton Abbey görselleri

 7- Boardwalk Empire 

Genel olarak 3. sezonu 2. sezondan daha çok beğendim. 2. sezonda James Darmody ile Nucky Thompson arasındaki sidik yarışından sıkılmıştım. 3. sezon da sonu karakterine yakışan çiğlikte olan Gyp Rosetti ile Nucky arasındaki sidik yarışına sahne oldu evet ama sezon başındaki Nucky ile sezon sonundaki Nucky arasındaki farkı düşünecek olursak, bundan sonra biraz daha farklı bir Nucky'nin bizi beklediği sonucuna varabiliriz. Metresine olanlardan ve tüm diğer kayıplarından sonra Nucky için her şey artık biraz daha farklı olacaktır. 3. sezonda Margaret'ın hiç değilse doğum kontrolü ve kadın hakları gibi daha dişe dokunur işlere yöneldiğini görmek de güzeldi. Owen'ın ölümüne de Jimmy'nin ölümünden daha çok üzüldüm ne yalan söyleyim. Hiç değilse Owen, eğlenceli bir karakterdi ve Charlie Cox sağolsun, patronunun karısına göz diken itin teki olmasına rağmen kendisini izlemek keyifliydi. "Owen-Margaret kaçıp gitsin ve sonsuza dek mutlu yaşasınlar" şeklinde romantik bir beklenti içinde değildim ve her iki karakterin kişiliğini göz önünde bulundurursak yürümezdi bu iş ve nasıl ki Nucky bir türlü tek eşli olamıyorsa, Margaret da Nucky ile mutlu olabilecek bir kadın olmadığından, Owen'a yaklaşması biraz fiziksel çekim, biraz da depresyondandı. Margaret'a bayılıyor değilim, yeni sezonda olmasa da olur diye düşünmekteyim ve aksanından da çok sıkıldım fakat insanların erkek karakterlerin yediği her halta "yürü ya koçum" yaklaşımını benimseyip, Gillian Darmody ve Margaret'a ağızlarını geleni söylemeleri de nereden baksanız haksızlık. Yalnızca erkeklerin oyununu izlemek isteyenlere, dizinin aynı zamanda bir dönem dizisi olduğunu, kadınların o dönemlerdeki tek seçeneklerinin saygın (görünümlü) erkeklerle evlenmeleri ya da birlikte olmaları olduğunu hatırlatırım. Esasında, Jimmy'nin eşi Angela Darmody'den sonraki en sağlam kadın karakter olan savcı hanımın sahnelerini çoğaltsalar çok daha iyi olacak bence. Nucky'le savcı hanımın cafedeki sahnesi çok iyiydi ama geri planda kaldı maalesef. Dizide sağlam bir kadın karakter eksikliği olduğunu kabul ediyorum.
Moonface Richard Harrow'a ayrı bir parantez açmam şart. Bariz bir şekilde lanetli olduğundan sessiz ve derinden giden halleri ve hüzünlü duruşuyla diğer karakterlerden çok farklı bir yerde duruyor ve en sevdiğim karakter dizide. Richard Harrow'un koca sezon boyunca nefretlik Gillian'a ve genelevine katlanmasının tek nedeni, Angela ve Jimmy Darmody'e olan bağlılığı ve oğullarını korumak istemesiydi. Sezon finalindeki "girişkenliğinin" temelinde de bu vardı, Gillian'ı ya da Rosetti'yi iplediğinden değil. Gerek Richard Harrow, gerek Michael Stuhlbarg'ın eğlenceli yorumuyla izlediğimiz Arnold Rothstein, 4.sezonda akıbetlerini merakla beklediğim karakterler olacaktır. Al Capone ve Chalky White da cabası. Eski FBI ajanı Van Alden'ın hali ise içler acısıydı 3. sezonda. 3. sezonda tüm oyuncular çok iyi performanslar sergilediler ve gönül isterdi ki, Steve Buscemi ve Kelly MacDonald dışındaki diğer oyuncular da ödüllere aday gösterilselerdi, özellikle Gretchen Mol ve Bobby Cannavale.

Boardwalk Empire görselleri

 8- Supernatural

Supernatural'ın en iyi bölümleri artık Castiel ve Crowley'nin dahil olduğu bölümler oluyor. (Lucifer'imiz var tabii bir de ama artık kimbilir ne zaman görünür dizide.) 7. sezonun yalnızca ilk iki üç bölümüyle son beş bölümünü beğenmiştim. 8. sezon, 6 ve 7'den daha tatmin edici bir şekilde ilerliyor an itibariyle ve artık her konuyu harcadılar derken durup durup bizi şaşırtmaya devam ediyor dizi. Çizgi film dünyasının korku-gerilim atmosferine yedirildiği bölüm özellikle güzeldi. Dean'in öteki alemde gitmediği bir tek Araf kalmıştı ve Araf'ı da görmüş olduk böylelikle. Sam'in normal hayata tutunma çabaları, dizinin ilk sezonlarındaki hallerini hatırlattı. "İblis kanıyla mücadele eden Sam" konusundan çok sıkıldığımdan, artık bu doğaüstü mücadelelerden bezmiş bir Sam görmek karakteri açısından daha gerçekçi olmuş diye düşünüyorum, ister katılın ister katılmayın Buna rağmen, yaşadığı aşk ilişkisini de biraz fazla uzattılar ve farklı bir yöne gitmeli artık Sam'in durumu. Yeni karakter vampir Benny, True Blood'daki zevzek vampirlerden çok daha dişe dokunur ve sağlam bir vampir izlememizi sağlayarak takdirimizi kazandı. Umarım saçma sapan bir akıbeti olmaz. Crowley'nin durup durup geri geldiği bölümlerin güzelliği bir yana, Castiel'in olmadığı bölümlerde sürekli Castiel sayıklamamız, en güzel repliklerin ve sahnelerin kendisine yazılmış olmasından ve Dean'le ikisinin bir araya geldiği anların evlere şenlik olmasındandır.

Supernatural görselleri

 9- Weeds

Weeds 2012'de veda etti. En son 6. sezonda veda etmeliydi bana kalırsa, zira Nancy Botwin'in hiç değişmeyen tavırları bir yerden sonra kabak tadı vermişti artık. Final sezonu olduğundan mıdır nedir, 8. sezon oldukça buruktu. Nancy'nin Shane ve Silas'la olan ilişkilerini toparlama ve küçük oğluyla farklı bir anneliğe yönelme çabaları, uyuşturucu odaklı bir sezondan çok duygusallığı ağır basan bir sezon izlememiz ve en sevdiğim dizi karakterlerinden biri olan Andy'e veda etmek hüzünlüydü. Nancy'nin hataları, tıpkı Breaking Bad'in Walter White'ı gibi sevdiklerini kendisinden uzaklaştırırken, dizideki mizah unsurunun da azaldığını gördük final sezonunda. Final bölümü ise, olması gerektiği gibiydi fakat Shane'in eski haliyle son halini görünce üzülüyor insan en çok. Gönül isterdi ki, Celia Rhodes'u da görelim finalde ama göremedik maalesef.

Weeds görselleri


10- Hunted

İngilizlerin ana karakteri kadın olan ajan dizisi Hunted'da, In Treatment ve Alias dizilerinden anımsayabileceğiniz Melissa George rol alıyor. Özellikle şahane sinematografisiyle öne çıkan bir dizi Hunted. Çok iyi başlayıp sonlara doğru tökezlemiş olsa da hala umut var gibi. Ajan Sam Hunter'ın hikayesinde yarım kalan noktaları yeni sezonda yeni kanalında bakalım nasıl ele alacaklar. Batı emperyalizminin arka bahçe olarak kullandıkları ülkelere yönelik projeleri ve ihalelerine kıyısından köşesinden dokundurarak, birçok Amerikan casus dizisinin yapamadığını yapıyor ve izleyiciyi hop oturup hop kaldırmayı da ihmal etmiyor düşmeyen temposuyla. 8 bölümlük ilk sezon türünün iyi örneklerinden sayılabilir ama devamını da görmek lazım tabii. Stephen Dillane'in buradaki karizmasının Game of Thrones'da Stannis Baratheon'a olan algılarımı değiştirdiğini de itiraf etmeliyim. Keşke daha fazla sahnesi olsaydı dedirtti. Animasyonlu şu güzel bölümü de anmadan geçmemeli.

Hunted görselleri

 11- House M.D.

2012'de veda eden bir diğer dizi olan House M.D'nin final bölümünün biraz daha farklı olmasını beklerdim. En sevdiğim sezon finali 4. sezon finaliydi ve bir daha aynı vurucukta bir sezon finali yapamayacak olsalar bile, böyle de olmamalıydı sanki. Tüm karakterleri gördüğümüz final bölümünde asıl mühim olan Wilson ve House'tı elbette. Tüm karakterleri gördük dedim ama Cuddy'siz bir final izlediğimizi hatırladım sonradan. Nereden baksanız eksik bir final değil mi böylesi?  Sonuçta, çok hayal ettiğim gibi olmasa da, final gibi bir finaldi işte. Motoruna atlayıp giden House ve ona eşlik eden Wilson buruk bir tebessüm ettirdiler. Hugh Laurie'yi bir daha asla bu denli dolu dolu izleyebileceğimizi sanmıyorum.

House görselleri
 


12- Fringe

Fringe 4. sezonda çok kötü gidiyordu ve bırakıp izlememeye karar vermiştim. 5. sezonun final sezonu olacağını açıklamalarından sonra, hiç değilse sonuna bakayım diyerek yeniden döndüğüm bir dizi oldu. 5. sezonun gelecekte geçmesi, garip sınırbilim olaylarını ve paralel evrenleri bir yana bırakıp gözcülerin yönetimindeki bir distopya atmosferine yönelmeleri, Peter ve Olivia'nın kızları Etta ve Walter rolünde John Noble'ın bir bilimkurgu dizisinde oynadığından hakkı yeterince teslim edilmeyen muazzam performansı 5. sezonun kaydadeğer anlarından sayılabilir. Diziyi bir yerden sonra sırf Walter Bishop karakteri nedeniyle izledim zaten. Birkaç bölümde Observer olarak gördüğümüz Peter Bishop da, Joshua Jackson'ın oyunculuğu zaten robot gibi olduğundan kendisine cuk oturmuştu. Yapımcıların dizinin sonuyu nereye bağlayacakları merak konusu şu noktada. Dizinin tonunun değişmesi ve karakterlerin distopyayla mücadele etmesi şeklinde bir temaya yönelmesinde, biraz da dizinin sonunu bir yerlere bağlama çabası olduğu kesin.

Fringe görselleri 


 13- Don't Trust the B----- in Apartment 23

Çok fazla beklentim olmadan açıp izlediğim bu komedi dizisinde birçok sürprizle karşılaştım. Breaking Bad'de Jesse Pinkman'ın kız arkadaşı rolünde gördüğümüz Krysten Ritter'ın sırtında götürdüğü bir kız komedisi olduğu da söylenebilirdi eğer Dawson's Creek'in Dawson'ı James Van Der Beek'in kendisini oynadığı ve tek atımlık şöhretleri de eğlenceli bir şekilde işleyen bir komedi dizisi olmasaydı. Dizide Van Der Beek, People dergisinin en seksiler listesine yeniden girebilmek için her tür maymuluğu yapıp Dancing with the Stars'la şöhretini yeniden hortlatmaya çalışırken, bir zamanlar çok daha ünlüyken sonrasında tek bir rol üstüne yapışıp kalmış "one hit wonder" kavramını çok eğlenceli bir biçimde ele alıyor dizi. Dawson's Creek izleyip sevmeseniz de sevebileceğiniz bir dizi yani Apartment 23, ki ben de izlemezdim. Krysten Ritter da sürtük Chloe rolünde çok eğleniyor belli ki. Oda arkadaşı June'a yapmadığı kalmıyor ama enteresan bir şekilde birbirlerini dengeliyorlar ve Chloe'nin vicdan muhasebesi yaptığı anları da duygu sömürüsüne ve chick flick klişelerine yenilmeden işliyor dizi. Keşke June rolünde yalnızca şaşkın şaşkın bakmaktan başka bir şey yapmayan Dreama Walker yerine başka bir oyuncuyu seçselerdi. Halen 2. sezonu devam eden dizi umarım sonradan kabak tadı vermeye başlamaz.
Apartment 23 görselleri 

 14- American Horror Story

American Horror Story'nin ilk sezonu olan Murder House, bazı klişelerine rağmen çok iyi çekilmiş bir korku-gerilim-dram dizisiydi. 2. sezon Asylum'un sezon başlamadan önceki teaserları çok şey vaat ediyordu ve aynı oyuncuları bu kez farklı karakterlerde görmek de güzeldi. Herkeslerce çok beğenilen Asylum'ın kendi ilk 10'uma girememesinin nedeni, korku unsurlarını kullanmasındaki aşırılıklar ve her şeye aynı anda yer vermeye çabalayarak, her şeyi çok fazla gözümüze sokmaları oldu. Ryan Murphy'nin abartıyı sevdiğini biliyoruz ama belli ki Nip Tuck gibi keskin bir dizi çıkaramayacak bir daha. İlk 2 bölümde eteğindeki tüm taşları ortaya dökmeye çalışması ve benim de zaten korku türüne çok bayılmamam, diziyi bırakmama neden oldu. Jessica Lange'in abartılı oyunculuğu da pek yardımcı olmadı ama Sarah Paulson'a nihayet hakkının teslim edilmesi dizinin artılarından. 

AHS görselleri 

 15- Misfits

Neredeyse tüm dişe dokunur karakterler çıktı diziden ve en son Kelly'nin yokluğuyla "bana müsaade" diyerek diziyi terk ettim. Geçen yıl ilk 3'teydi oysa Misfits. Rudy rolündeki Joseph Gilgun elinden geleni yapsa da, yetmiyor. Eski esprilerini kaybedip zorla güldürmeye çalışıyor havası verdi. Belki benim bıraktığım yerden sonraki bölümlerde toparlamıştır ama sinema versiyonunu bekleyeceğim artık şahsen. (Tabii dedikleri gibi gerçekten çekerlerse filmini.) Yeni bir İngiliz komedisi bulmanın vakti geldi de geçiyor.

Misfits görselleri

Suçlu Zevkler Köşesi

True Blood: Yalnızca Eric Northman, Alcide ve La Fayette'in hatırına devam ettim. Jason'ı pek sevmezdim ama son iki sezondaki hallerini ve gidişatını izlemek, bürokrasiyi unutup canavarlık yanlarını ön plana çıkaran vampirlerle kurt adamların abuk subuk mücadelelerini izlemekten daha keyifliydi (Alcide'ye laf yok ama :p) Güzelim Jessica'ya düzgün bir hikaye akışı sağlayamadılar ve Bill'e de yazık ettiler ne diyeyim.

Gossip Girl: Bu yazıyı yazdığımda final bölümü yayınlanmış Amerika'da. Artık Kristen Bell'i görebilir miyiz lütfen! Ivy kadar gereksiz bir tip de olamaz ayrıca.

İzleseydim kesin listeye girerdi dediklerim ve 2013'te izlemeyi planladıklarım:

Homeland: Biraz başlamıştım. 1.sezon "eh işte" dedirtiyor gibiydi ama duyduklarıma göre 2. sezon çok iyiymiş. Toplu halde izlerim artık.

The Hour: Mad Men seven bunu da sever, diyorlar. Romola Garai ve Ben Whishaw aynı dizide, daha ne olsun.

Modern Family: Dedikleri kadar eğlenceli mi, yoksa gidip Married with Children'ın eski bölümlerini izlesem daha mı iyi olacak göreceğiz.

Parks and Recreation: An itibariyle ilk 2 sezonu bitirdim ve kalan bölümlerini de 2012'de izleyip tamamlamış olsaydım ilk 10'daki yeri hazırdı. Amy Poehler beklediğimden iyi çıktı.

Bana göre şişirilmiş olanlar:

The Newsroom: İki ana karakterinin ve oyuncularının iticiliğinden kaybediyor en başta. Eminim habercilik ve gazeteciliğe ilişkin cesur göndermelerle doludur ama yıldızımız barışmadı bir kere.

Girls: Lena Dunham'ın tek yaptığı, Sex and the City'deki tiplerden daha "normal" tipler yaratması. Onun dışında bir esprisi yok. Karakterleri de itici bulunca (İngiliz kız hariç), izlemesem de olur dedirtti.

Once Upon A Time: Tam olarak şişirilmiş olduğunu söyleyemem. Yalnızca, masallar bana göre değil belli ki. Eğer masal dünyasındaki karakterlerin gerçek dünyadaki yansımalarından yola çıkıp keskin bir diziye dönüşseydi sevebilirdim bile.

Buraya kadar geldikten sonra, daha önce yaptığım en sevdiğim dizi karakterleri yazısına yeni eklemeler yaparak, yeni favoriler için bir liste yapmak da şart olmuş görünüyor.

8 yorum:

Adsız dedi ki...

Bunca dizi arasından bir tek Sherlock'u izlemişim!
Aah, sen beni gençken görecektin. :))

PS: Sherlock'u ilk sıraya koymanı çok takdir ettim :P

October Swimmer dedi ki...

öncelikle ilk 3'e tamamen katılıyorum. O kadar dilendiğim Community'i burada görmek bildiğin sevindirdi beni. Abed son zamanlarda izlediğim en ilginç karakter.

Game of thrones'tan, özellikle 5. kitabu bitirip 2. sezon sonunu da izledikten sonra hafiften uyuz olmaya başladım. Stark ailesinden ve bütün gerizekalı üyelerinden nefret ediyorum. her geçen gün lannisterları daha çok seviyorum...

Cıvımadan şunu söyleyeyim. Winds of winter için tahmini bir çıkış tarihi henüz yok, G.R.R Martin yaşlı ve tembel, hatta para sıcak gelmiş ki tasarladığı sonu yapımcılara söylemiş... Hoş bana soracak olursan her şeyi o kadar karıştırdı ki, kendisi bile şu an hikaye nasıl bitecek bilmiyor. İşin ilginç yanı 5. kitap sonu itibariyle hala rahat durmuyor karıştırmaya devam ediyor... Özetle ilk zamanlardaki game of thrones heyecanım yok artık.

Bu listeye ne eklerdim?

The office, Newsroom(bana clooney'nin goodnight and goodluck tadını veriyor, seviyorum) Dexter, the walking dead(neden izlediğimi bazen ben de unutuyorum ama bu sezon iyi)ve elbette The Mentalist.

P.S 1- Battlestar galactica izlediysen Blood and Chrome iyi bir çerezlik olabilir.

2- Mikhail Bulgakov'dan uyarlama ingiliz miniserisi A young doctor's notebook'u duymadıysan şiddetle öneriyorum. Eminim seveceksin.

Sera dedi ki...

misal: Sherlock hak ediyordu elbette:)
Size bir sürü tavsiye çıkmıştır o zaman bu liste aracılığıyla :)

October Swimmer: Lannisterlar konusunda söylediklerine katılıyorum. "Ay Lannisterlar ne korkunç, şıllık Cersei bla bla" şeklindeki klişe yorumlardan çok sıkıldım. En istikrarlı hanedan. Kitaplara gelince, 4. ve 5. kitabın çok iyi olmadığını duymuştum zaten. En son 3 çok iyiydi ama sanırım gerisini okumayıp diziden takip edeceğim.

Blood and Chrome'u izledim. Yalnızca son parçası kaldı. Gönül isterdi ki, şöyle hiç değilse 7-8 bölüm yapsınlar, Starbuck'ın babasını falan da görelim ama olmayacak belli ki. Bu tek bölümlük hali yalnızca çerezlikti. Beşinci sınıf bir Hollywood filminden farksızdı.

Walking Dead'i zombileri sevmediğim için, Dexter'ı Michael C.Hall'u sevmeme rağmen seri katiller ve kanlı cinayetler görmek istemediğim için ve Dexter dışında izlemeye değer bir karakter de bulamadığımdan izlemiyorum. Newsroom seviyorsan, The Hour'ı da sevebilirsin. Gerçi The Hour dönem dizisi ama habercilik ve gazetecilikle ilgili, oyuncuları da çok iyi olan bir İngiliz dizisi olduğundan bir bakmanı öneririm. Ben gerçi ilk 2 bölümünü izledim henüz ama seneye kesin ilk 10'da olacak gibi görünüyor izlediğim kadarıyla.

A Young Doctor's Notebook'u bayağıdır bekliyorum. İzlerim onu da yakında. :)

divadeiwob dedi ki...

1-Sherlock

Severek, bekleyerek izledik. Çok sevdik. Yapımcıları coupling'den sever sayarız. Diziyle ilgili tek kötü özellik bence Moriarty. Andrew Scott'ı başka dizilerde hiç gördün mü bilmiyorum ama hep aynı oyunu oynuyor. (bizdeki karşılığı engin günaydın)

2-Breaking Bad

Breaking Bad anlatıldığı zaman çok sönük kalıyor ister istemez. Onu fark ettim okurken. Harika karakterler, oyunculuk, hikaye anlatımı ve özellikle görüntüler. Görsel kısmını bence vurgulamak lazım. 35 mm'ye boşuna çekmiyorlar.
(Tabi bence tartışma götürmez BrBa'in birinciliği:))Tek kötü tarafı troubled wife (aynı şey mad men için de geçerli)

4- Mad Men bence diğer sezonlardan daha iyiydi. Bir de dizinin en güzel özelliği aynı bölümü tekrar tekrar izlemek mümkün. İlk bir kaç seferde yakalanmayan bir çok şey kendini açığa çıkarıyor.

5- Game of Thrones her hafta sabırsızlıkla bekleyip her seferinde yarım bırakılmış hissiyatı vermekte bir numara. Çok lokasyon, çok karakter, 50 dakika ve 12 bölüm pek yetmiyor maalesef.

7-Boardwalk Empire bu dizinin son bölümünde hep don corleone'nin eşzamanlı suikastlerine benzer olaylar olup Nucky'yi düzlüğe çıkarıyorlar ya MacGyver'ı izliyorum sanıyorum. (bir troubled wife da burada)

100- Homeland ikinci sezon çok daha duygusal. Bir troubled wife da burada.

buradan bütün yapımcı ve senaristlere sesleniyorum lütfen troubled wife karakterlerini azalarak yok etsinler. Pls.

Sera dedi ki...

Breaking Bad'i anlatmaya çalışırken ne desem yeterli gelmeyeceğini biliyordum. Senin gibi hardcore BB hastasından bunu duymak beni şaşırtmadı. Aynı hissi House'tan bahsederken de yaşadım. Buraya diziden 500 tane görsel koysam belki daha etkili olurdu ama bunu tumblrda yapıyorum zaten.

Bunca orijinal karakterler ve diziler yaratan yapımcılar iş kadın karakterlere gelince ya huzursuz eşler ya da aksiyoncu hatunlar çıkarabiliyorlar ortaya maalesef. Mad Men'de Draper'ın son eşiyle olan sorunlarını izleyip dururuz artık 6. sezonda. Draper'ın son halinden bu anlaşılıyor. 4 ve 5.sezonlar benim de en sevdiklerim oldu.

Boardwalk'ta Nucky'nin çoktan safdışı bırakılması gerekiyormuş kitaba göre ama Buscemi'ye veda etmemek için senaryo da bu yönde gelişiyor gibi görünüyor. Daha uzun yıllar devam edebilecek bir dizi Al Capone'u ve vs.leriyle.

Sherlock'ta hikayenin gidişatı gereği artık Moriarty çıkmayacağına göre muradına erebilirsin. :p

KadirBey dedi ki...

Game of thrones için fena bir sezon değildi.4.kitabı daha okuyamadım sıkıcı diyorlar biraz hevesim kaçtı ama 3. kitap çok iyiydi umarım 3. sezon da öyle olur.
American Horror Story bence harika! Asylum daha bile iyi bence :) ama ben korku dizisi yerine gizem dizisi olarak bakıyorum.Şu son 4-5 bölüm çok iyiydi ama konu ya ellerinde patlar ya da harika olur gibi geliyor.Once upon a time ise biraz daha zayıf bulduğum 2. sezonuna rağmen sevdiğim bir dizi.Bence Modern Family çok komik.İlk bölümleri biraz sönük ama sonradan başını alıp gidiyor. Bence bir şans ver ama sever misin bilemem :)

efe dedi ki...

sherlock acayip diyorsan acık da doctor who 5. sezondan itibaren izlemen tavsiye edilir. moffat gücü :)

Sera dedi ki...

Dr.Who'yla yıldızımız barışmadı bir türlü.