Pazartesi, Aralık 30, 2013

2013: Kitaplar


Geleneksel yıl sonu kitap bilançosuyla karşınızdayım. Okuduğum sıraya göre kısa kısa bahsetmeye çalıştım.

 5/5: En Sevdiklerim



 Arthur Conan Doyle - Sherlock Holmes 1. Cilt (Everest Yayınları)

Artık biz de şahane bir Sherlock Holmes antolojisine sahibiz. İnsan olsa olsa hayranlık duyabilir. Tüm o orijinal çizimlerle birlikte insanın aklını başından alıyor. 

 Kevin Wilson - Fang Ailesi

Bu kitaptan bahsederken, "Wes Andersonvari" ifadesini kullanmayanı dövüyorlarmış. Wes Anderson'ın dünyasına ve karakterlerine benzediği kesin de, şahsen Wes Anderson deyince ilk aklıma gelen şey melankolidir görselliğini ve egzantrik karakterlerini ayrı tutarsak. Fang Ailesi'ni anımsarken ise, nefis bir eğlence ve cümbüş geliyor aklıma. Romanın melankolik tonunu ve işlevsiz aile durumlarını da görmezden geliyor değilim ama neyse. Çok eğlendik ve bayıldık.


Barış Bıçakçı - Aramızdaki En Kısa Mesafe

Barış Bıçakçı'nın bizi her seferinde aforizma bombardımanına tutmaması iyi bir şey. En güzel çocukluk hallerinden bazıları.


Stephen King - 11/22/63

5 yıldız çünkü King'in aslında ne kadar iyi bir hikayeci ve kurgucu olduğunu bize tekrar hatırlatıyor. Stephen King'e karşı umudunu yitirenlerdendim ben de. 11/22/63 roman gibi roman. Zaten King'in "korku-gerilim" odaklı olmayan öykülerinden çok ayrı bir keyif alındığı bilinen bir gerçek. King'in kendi "Geleceğe Dönüş" romanını kaleme alması isabetli olmuş. Kennedy suikastı üzerine komplo teorileriyle prim yapmaktan da kaçınarak bize Jake ve Sadie gibi iki unutulmaz karakter armağan ediyor. Ayrıca, Kennedy'den çok Lee Oswald'u görüyoruz sıklıkla. 50'ler sonu 60'lar başının hissettirdiği masumiyet ve güven hissi gerçek mi, yoksa nostaljik bir düşünce mi; onu merak ediyorum asıl. Resimde görülen takvim için buraya alalım sizi.


Alejandro Zambra - Eve Dönmenin Yolları ve Bonzai

Benim 2013'teki okumalarımı hatırlarken ilk aklıma gelecek olan roman Eve Dönmenin Yolları. İyi bir kitaptan beklenecekleri tek bir paket içinde okura hediye eden bir roman gibi Eve Dönmenin Yolları. Her anıyla şaşırtıyor ve güzelim kurgusuyla heyecanlandırıyor okuru. Bir çocuğun ve anlatıcı yazarın bakış açılarıyla ilerlerken, geçmiş ve gelecek, diktatörlük ve aile ortamı, ilişkiler ve aşk, dostluk ve sırlar, neşe ve burukluk, kurgu ve gerçeklik iç içe geçiyor; öyle ki, "Kurgu nerede biter gerçeklik nerede başlar" sorunsalı üzerine düşündürüyor Pinochet dönemi ve sonrasında yaşananları ortaya koyarken. Değme postmodern romanlara ders verebilecek inceliklerle ve oyunlarla dolu Zambra'nın romanı fakat artık susayım. Yalnızca, o malum "yaşananların aşinalığı" hissi için bile okunmalı.
Bonzai, öykü içinde öykü kıvamında bir küçük aşk öyküsü. Sonunda edebiyat baki kalıyor.


John Cheever - Boşanma Mevsimi ve Diğer Öyküler

Her öykü yazarına "Amerika'nın Çehov'u", "İngiltere'nin Çehov'u", "Kanada'nın Çehov'u" deyip durmasalar keşke. Ne Cheever'ın ne de taze Nobelli Alice Munro'nun bu klişe tanıma ihtiyacı var. Cheever deyince yalnız evlilikler, kapitalizmdeki çarpıklıkların ironisi, banliyo sıkıntıları en çok akla gelenler arasında. Hissettirdikleri ise alabildiğine evrensel.


J.W.Ironmonger - Maximilian Ponder'ın Muteber Beyni

Yılın en şaşırtıcı romanıydı. Beyninin kataloğunu çıkarmaya kalkışan Maximilian Ponder ile en iyi dostu Adam Last - isimdeki kelime oyununa dikkat- romanın ana karakterleri, ki zaten çok da fazla karakter yok romanda. 21 yaşında kendini dünyaya kapatarak inzivaya çekilip o ana kadar yaşadığı her anı ve saniyeyi kayıtlara döküp kataloglamaya başlayan Max'in öyküsünün aslında ne denli dramatik olduğunu geri dönüşlerle ve Ironmonger'ın okuru ihya eden kurgusuyla görüyoruz. Max'in kendi yazdığı bölümlerle Max'in hayatında önce bir figüran sonrasında ise kontrolü eline geçiren yönetmen edasıyla yaşananların hakkını teslim eden arkadaşı Adam'ın anlattıklarında keskin bir var oluş sorgulaması var. Max'in inzivasının bir süre sonra dokunaklı bir hale gelmesi, bazı travmaların hiç geçmeyecek olduğu gerçeği, insan faniliğinin nafile çabaları, hafıza ve insan ruhu hakkında düşündürdükleri, "bakın ne kadar ilginç bir fikir buldum" diyen son dönemin fırsatçı romanlarından farklı bir yere koyuyor Maximilian Ponder'ın Muteber Beyni'ni.

 Selçuk Baran - Bozkır Çiçekleri 

Bu yıl bende en çok iz bırakan kitap. Öyle ki, hakkında ne söylesem basite indirgeyecekmişim gibi hissediyorum. Hak ettiği kadar ilgi görememesi ise nereden baksanız büyük haksızlık olarak yazılıyor hanesine. Selçuk Baran'ın dili kullanımı, topluma ve insanlara bakışı, her biri kendi yolunu bulmaya çalışan karakterleri karşısında saygıyla eğiliyorum.

4/5: Pek Güzel Kitaplar
Agatha Christie - Three Act Tragedy

Yeni yıla Agatha Christie ile başlamıştım. Zamanında çok sayıda Poirot ve Miss Marple öyküsü okuduğum halde daha okumadığım onlarca Agatha Christie varmış meğerse.

Tim Parks - Sevgili Mimi 

Kendini çok zeki sanan ve uyanık geçinen Morris'in sınıf atlama çabaları işi cinayete kadar vardırır. Nefis bir kara mizah örneği olan Sevgili Mimi'nin Tim Parks'ın en iyi romanı olduğu söylenemese de - benim favorim bilinçakışıyla yazılmış olan Kader- psikolojik gerilimle maskelenmiş bir Avrupa eleştirisi olarak dikkate değer. Üstelik su gibi akıp gidiyor.



Jonathan Coe - The Rotters' Club & The Closed Circle

Yazarın bizde yayınlanmış olan Uyku Evi ve Yağmurdan Önce adlı romanlarından daha farklı, adını andığım bu iki roman gibi tesadüflere çok fazla bel bağlamamış bir roman The Rotters' Club. Yine var birtakım tesadüfler ama hiç değilse göze batmıyorlar bu romanda. 70'ler İngiltere'sinde geçen The Rotters' Club'da Jonathan Coe unutulmayacak karakterler armağan ediyor bizlere. Kurguda da elini korkak alıştırmayarak farklı karakterlerin bakış açısıyla yazılan bölümlerinde farklı türleri biraraya getiriyor (Bilinçakışı, mektuplar, gazete makaleleri vs.) Bir gençlik romanından fazlasını sunuyor anlayacağınız The Rotters' Club fakat yazarın bu romanın 30 yıl sonrasını anlattığı The Closed Circle adlı devam romanının tonunu ilkine göre epey ruhsuz buldum. Karakterlerin 30 yıl sonraki halleri ile İngiltere'nin milenyumdaki politikaları paralel bir şekilde anlatılıyor ikinci romanda. İlk romandaki karakterlerin akıbetlerinin hayal kırıklığı yaratacak şekilde ilerlemesini bekliyordum elbette ama yazarın gereksiz dolambaçlara başvurması eksi puandı. Olur da The Rotters' Club bizde de çevrilip yayınlanırsa mutlaka deneyin ama devamı olan The Closed Circle'ı okumanıza gerek yok. (Benjamin Trotter'daki Holden Caulfield potansiyeline dikkatinizi çekerim.)

Antonio Munoz Molina - Lizbon'da Kış

"Film noir tadında bir roman arıyorum" diyorsanız doğru yere geldiniz. Madrid ve caz, Lizbon ve kış. Gizemli kadınlar ve kovalamacalar.



Javier Cercas - Salamina Askerleri 

Ortalık faşizmle ilgili romanlardan geçilmezken farklı bir şeyler arayanlara önerilir. Zira romanın yazılış şekli de anlatımın içine girdiğinden Sanchez Mazas'ın gerçek öyküsü farklı bir boyut kazanıyor. Roberto Bolano da bu girift romanda karşımıza çıkıyor. İspanyol iç savaşının gölgesinin mecburen sindiği giriş bölümlerinden ziyade romanın ikinci bölümlerini daha çok sevdiğimi söylemem gerekir kişisel olarak.  Ayrıca, Jaguar Kitap'ın kitap kapaklarının hastasıyız.

Tolstoy - İvan İlyiç'in Ölümü, Aile Mutluluğu ve Diğer Hikayeler

Dostoyevski'yi dönüp dönüp tekrar okumaya cesaret edemeyebilirsin. Tolstoy için ise aynı durum geçerli değil sanki.

Tezer Özlü - Zaman Dışı Yaşam

"Her şeyden kaçabilirsin ama kendinden nasıl kaçacaksın?" diyor yine Tezer Özlü ve yine vurucu.

 Doris Lessing - Altın Defter

Bir manifesto olarak Altın Defter. Kurgu zaten muazzam. Deneysel yazar geçinenlerin özellikle okuması gereken "romandan öte roman." Tüm o sorgulamalar zaten tanıdıkken bu denli yoğun bir anlatımın ardından aslında uzun süre bir şey okunmasa da olur. Doris Lessing'in artık yazamayacak oluşu büyük bir kayıp.

 Carson McCullers - Küskün Kahvenin Türküsü ve Diğer Öyküler

Güney gotiği gururla sundu ve biz de nasiplendik. Sıkıcı kasabalardan ne öyküler çıkarıyor millet, kızım sen anla. Bu öykülerde, daha önce okuduğum baskın kasvet barındıran Düğünün Bir Üyesi ile o kadar da yoğun bir kasvet hakim olmasa da bir o kadar hüzünlü olan ve daha çok karakterleriyle öne çıkan romanı Yalnız Bir Avcıdır Yürek'in aksine mizah çok daha baskın. Flannery O'Connor seven Carson McCullers'ı da sevecektir biraz biraz.



 Julie Otsuka - Tavan Arasındaki Buda

Bir romandan ve öyküden ziyade belgeselvari bir bakış açısının hakim olduğu Tavan Arasındaki Buda'da, Japonya'dan Amerika'ya göç eden kadınların dramı kolektif olarak anlatılıyor. "Belgeselvari" dedim ancak bu yıl okuduğum en şiirsel anlatıma sahip kitaplardan biri aynı zamanda Tavan Arasındaki Buda. Minimalist ve yalın cümlelerle çok çok büyük dramları etkili bir şekilde ortaya koyuyor Julie Otsuka. Amerikan rüyasının yerle bir edildiği onlarca hikaye barındırıyor içinde.



Haruki Murakami - Zemberekkuşu'nun Güncesi

Murakami dünyasının en güzel kitabı şimdilik benim için.


Haruki Murakami - Sahilde Kafka ve 1Q84

Evet Murakami'nin dünyası pek sevilesi ama tüm bu hayal dünyası absürdlüğe doğru yol aldığında rahatsızlık duymuyor da değilim. Keşke bizim de, Sahilde Kafka'daki gibi kaçabileceğimiz gizli bir kulübe ve o kulübeden ilerleyebileceğimiz düşsel patikalar olsa.
1Q84'ü üstte andığım diğer iki kitap kadar benimsemedim ve eleştirilere bakılırsa da bu konuda yalnız değilim. Aomame en sevdiğim kitap karakterlerinden biri oldu buna rağmen. Tengo ile karşılaşma öyküsü de, ucuz tesadüf numaralarına rağmen güzeldi. Uşikawa işin içine girdiğinde çok daha alengirli ve enteresan bir yola saptı roman.


Yukio Mişima - Bahar Karları

Bahar Karları'nın üslubundan ve Mişima'nın hikayeciliğinden çok etkilenip Bereket Denizi dörtlemesinin diğer kitaplarını da bir hevesle almıştım fakat ilkinde kendini sevdiren üslup, tutkulu haller, karakterlerin içselliği, batılılaşmayla geleneksellik arasındaki toplumun didaktik olmayan yolculuğu ve tüm o melankoli, Kaçak Atlar ve Şafak Tapınağı'nda can sıkıcı bir yolculuğa dönüştü. Zira Bahar Karları'ndakinin aksine, karakterlerin yaşadıklarına ve akıbetlerine uzaktan bakan bir yabancı konumunda yaklaşabiliyor okur ancak sonraki iki romanda. Dördüncü roman Meleğin Çürüyüşü'nü henüz okumadım ve okumak istediğimden de emin değilim. Bir de, bir yazarın biyografisiyle karşılaşmadan önceki okur bakış açısıyla sonraki okur bakış açısının farklı olma ihtimalinin yüksekliği durumu var. Oysa yazarlara sempati beslemek zorunda değiliz kitaplarını seviyoruz diye ama yine de...

 J.D.Salinger - Yükseltin Tavan Kirişini Ustalar ve Seymour Bir Giriş

İlkinin ne denli güzel bir Salinger harikası olduğunu söylememe gerek var mı? Bin beş yüz kere okuyabilirim. Seymour'un deneyselliği için ise aynı sevgiyi besleyemedim, üzgünüm. 

Anita Brookner - A Start in Life

İlk kez okuduğum yazarın ilk romanı. Edebiyatla hayat arasında bocalayan Ruth'un öyküsü yer yer tökezlese de, yazarın diğer romanlarına karşı merak uyandırdı bile.

Jonathan Franzen - Düzeltmeler

Özgürlük romanındaki gibi işlevsiz bir aile var Düzeltmeler'de de. Amerikan yaşam tarzına ve ikiyüzlü politikalarına giydirme hususunda Özgürlük daha üstün bence.

Philip Roth - Nemesis

Daha önce Portnoy'un Feryadı'nı okumuştum. Nemesis o denli coşkulu ve satirik bir roman değil. Keskin dönüşlere ve alabildiğine trajediye dayalı bir roman. Çocuk felci aşısı henüz yokken yaşanan salgında bir öğretmenin hikayesi yer alıyor romanda. İkiye bölünen romanda iki farklı karakterin öyküsünü okuyormuş gibi hissediyoruz kendimizi kitap bitince. Pişmanlık ve geçmişe olan takıntı ve özellikle de korku iyi işleniyor.  

 Raymond Carver - Aşk Konuştuğumuzda Ne Konuşuruz

Daha önceki basımın başlığı "Aşktan Sözettiğimizde Sözünü Ettiklerimiz" korunsaydı ve bu yanlış başlık seçilmeseydi keşke. Orijinal başlıktakine benzer bir kafiye/kelime oyununu çeviride de beklerken kast ettiğimiz bu değildi. Öykülere gelirsek, Carver'ın minimalizmindeki sertlik etkileyici. Bazı öyküleri ise epey korkutucu bile denebilir. Günlük hayatın tekinsizliğine devam.

 
Kim Edwards - Diğer Yarım (The Memory Keeper's Daughter)

Ben İngilizcesini bulup okudum hiç aklımda olmadığı halde. The Memory Keeper's Daughter olan asıl adı daha manidar ve etkili. Aile sırları ve yanlış seçimler üzerine kurulu bir roman. Yer yer ağlak bulabilirsiniz ama ben sevdim. Ağlak değil de dokunaklı buldum. Toplumumuzun engellilere olan güdük ve çarpık bakış açısına sahip şahısları için de ufuk açıcı bir roman olarak görülebilir.

 Julian Barnes - Bir Son Duygusu

Metroland'den sonra okuduğum ikinci Julian Barnes romanı. Kurgu çok iyi. Roman anlatıcısının yanlı bakış açısını en iyi vurgulayan romanlar arasında da gösterebiliriz Bir Son Duygusu'nu. Barnes'ın üslubuna karşı ise hala şüphelerim var. Ya seversiniz ya da nefret edersiniz gibi.

 Benjamin Stein - Beyaz Tuval

"Kitabı istediğiniz yerden açıp okuyun" diyen bir yazara ve romana pek sık rastlamıyoruz. Beyaz Tuval bu yıl okuduğum en farklı kurguya sahip roman (belki de romanlar demeli). İki ayrı kapağa bakacak olursak, ister önce Jan Wechsler'in öyküsünü ister Zichroni'nin öyküsünü okuyun, her şekilde farklı bir okuma deneyimiyle karşılaşıyorsunuz. Yeniden okumak istediğim romanlar arasında sayabilirim Beyaz Tuval'ı rahatlıkla çünkü iki öyküyü de bölüm bölüm kitabı ters çevirip paralel olarak okuma deneyimini de yaşamak isterim.


 Donna Tartt - Gizli Tarih

Antik Yunan, mitoloji ve edebiyatla iç içe bir gençlik-gerilim romanı. Esasında bu mitoloji ve edebiyat kısmını romanının özellikle ikinci yarısında daha fazla işlemeliydi diye düşünüyorum. Bir süre sonra aksiyon öne çıkıyor. Sonuçta gizemle ve edebiyatla örülü tekinsiz denebilecek bir cinayet romanından, psikolojik bir cinayet öyküsüne dönüşerek gençlik buhranlarına yöneliyor bir süre sonra. Soğuk ve ukala elit gruba girmeye çalışan taşralı Richard'ın kendini bulma öyküsü de denilebilir Gizli Tarih için. Donna Tartt epey iyi ve sürükleyici yazıyor. Umarım yeni romanı The Goldfinch'i de yakın zamanda okuyabiliriz.



Daniel Pennac - Roman Gibi

Sırf 10 maddelik okur manifestosu için bile okunmalı. Ve uygulanmalı da.



Juan Pablo Villalobos - Tavşan Deliğinde Fiesta

Villalobos kendi Küçük Prens'ini yazmış adeta. Bir çocuğun dilinden anlatılan bir kitabın kötü olması neredeyse imkansızken, çocuğun uyuşturucu taciri babasının yüksek güvenlikli evindeki tüm o korumaların arasındaki yalnızlığını dile getirirken aşırı duygusallık tuzağına düşmüyor yazar. Şapkalı bölüm, takma adlar ve siyasi altmetin de haliyle dikkatinizi çekecektir.


 David Vann - Bir İntihar Efsanesi

"Daddy issues" denilen baba sorunları kitaptaki öykülerin temelini oluşturuyor. Her öyküde tek bir romanın farklı parçalarını okuduğumuz izlenimine kapılmakta haklıyız, zira babasının intiharının öncesinin ve sonrasının bir adamın yaşamına etkileri yer alıyor Bir İntihar Efsanesi'nde. İster istemez "sarsıcı" diye niteleyeceğim öyküleri. En sarsıcı olanı ise, tek başına bir roman kıvamındaki uzun öykü Sukkwan Adası. Gereksiz dolambaçlara kaymadan yalın bir öfkeyi dile getiriyor Vann ve takip edilesi bir yazarmış gibi görünüyor.


Juan Gabriel Vasquez - Düşen Şeylerin Gürültüsü

Kolombiya'ya ilişkin tarihi gerçekler, yaşamını sorgulayan karakterler, sırlarla dolu hayatlar nefis bir kurguyla anlatılıyor. Okur olarak gerçek bir edebi yolculuğa çıktığımızı daha ilk sayfalarda hissediyoruz. Das Leben Der Anderen filmindekine benzer bir etki yaratıyor. En azından ben böyle hissettim. Bir başkasının hayatının peşine düşerken kendi hayatını "askıya alan" bir adamın öyküsü. Kapağın güzelliğine de dikkatinizi çektim mi?



 Juli Zeh - Serbest Düşüş ve Temize Havale

Bu yıl tanıştığım en iyi yazarlardan biri Juli Zeh. Okuru düşünmeye davet ederken sarsan yazarlar kategorisinde yer alıyor. Serbest Düşüş'te iki fizikçi ve felsefeye meraklı bir dedektifle şaşırtıcı bir biçimde ilerleyen bir öykü anlatılıyor. Yedi bölüme ayrılan romanda akıl dolu bir yolculuğa çıkıyoruz. Düşünsel yanı güçlü bir cinayet öyküsü anlatırken, felsefe ve metafizik tartışmalarının kurgunun önüne geçmesini engelliyor Zeh. Karakterlerin kendi sorgulamalarının ekseninde ilerliyor tüm tartışmalar ve olaylar. Temize Havale'de ise, temizlik takıntılı bir gelecek dünyası tasviri var. İnsanların hijyenlerinin kontrol altında tutulduğu, sağlıklı olmanın "hastalıklı" bir tutuma yöneldiği bu ortam kulağa garip gelse de, kişisel özgürlükler ve basının manipüle edilebilirliğinin sınırsız kapasitesi göz önünde tutulduğunda hiç de tuhaf gelmiyor okuduklarımız. Juli Zeh bize unutulmayacak iki karakter armağan etmeyi de ihmal etmiyor: Mia ve kardeşi Moritz. Bol bol altı çizilesi cümleler içeren romanlar ikisi de.


Franz Kafka - Milena'ya Mektuplar

Böyle yazar mektuplarını okumak beni üzüyor ve daha da umutsuz kılıyor. Öte yandan, okur kendini yazarla daha da yakınlaşmış hissediyor. O zaman yazar mektuplarını okumaya devam. Ah Milena.
"Koca deniz dibindeki küçücük taşı nasıl severse, benim de sevgim öylesine yığılıyor üstüne. Tanrı isterse o küçük taş ben olurum bir gün."


Heinrich Böll - Palyaço

Çevresinde olan bitenlere, burjuvaziye ve duyarsızlığa başkaldırmak için bilinçli olarak palyaço olmayı seçen bir karakterimiz var. Bu karakterin kırık bir aşk öyküsü var. Bir palyaçonun yalnızlığı var. Heinrich Böll'ün faşizm eleştirileri var. Yani nereden baksanız kaçmaz bu kitap.


Annejet van der Zijl - Sonny Boy

Kurgu değil gerçek bir hikaye. İkinci Dünya Savaşı'nın öncesinde siyahi bir erkekle evlenen Hollandalı Rika'nın gerçek öyküsü adaletsizlikler, ayrımcılıklar ve acılarla dolu.

Arnon Grünberg - İliğine Kadar

Çarpıcı Tirza romanından sonra, kendi alaycılığının kurbanı olma yolunda ilerleyen Roland Oberstein'ın düşündürücü, komik ve bir o kadar da rahatsız edici öyküsü. Romanları ve kurguyu küçümseyen duygusuz ekonomist Roland'ın tüm iticiliğine ve soğukluğuna rağmen kendisine kapılan onca kadının varlığı da enteresan. Romandaki kadınların her biri nev-i şahsına münhasır tipler. Grünberg'in toplum eleştirisi yine zehir zemberek. Şaşırtan vuruşlar ise Tirza'daki kadar inandırıcı gelmeyebilir.

Milan Kundera - Ayrılık Valsi

Epeydir okumadığım Kundera'yı yeniden ziyaret etme zamanı gelmişti. Enteresan karakterlerle komedi gibi başlayıp çok başka yönlere gidiyor. Yine de, Yavaşlık, Kimlik, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği kadar iz bırakmadı.



Andrey Platonov - Can

Çok iyi roman. Bozkırın hüzünlü şiiri baskıcı düzene meydan okuyor. İnsan ruhunun yolculuğu umudun ve acının yolculuğuyla harmanlanıyor. Ayrı bir dünyadan gelen bir kalem sanki Platonov.

 Stephen King - Mahşer ve Doktor Uyku 

Bu yıl üç King romanı okudum. İlkinden yukarıda bahsettim. Mahşer ve Medyum'un Danny Torrance'ının yetişkin halini gözler önüne seren Doktor Uyku Stephen Amca'dan seçtiğim diğer kitaplardı. 1000 küsür sayfalık Mahşer'in en kötü yanı, ilk 200-300 sayfasının kitabın dünyasına ve karakterlerine alışmaya çalışmakla geçmesiydi. İsimlerin ve karakterlerin bolluğuna alıştıktan sonra ise kitaptan alınan keyif katsayısı artarak ilerliyordu. King'in en iyi kurguya sahip romanlarından biri Mahşer. Kimileri aksiyonlu bölümlerden daha çok hoşnut kalacaktır. Ben daha çok, karakterlerin iç çatışmalarının öne çıktığı bölümleri sevdim. King'in post-apokaliptik dünya tasvirinin başka birçok kitabı, filmi, diziyi etkilediği de kesin. Mahşer'i okuyunca Revolution dizisi çocuk oyuncağı gibi kalıyor örneğin. King'in kitabın sonunda takındığı tavır da kendi dünya görüşümle paralel olduğundan daha etkili bir hale büründü gözümde roman.
Doktor Uyku etki ve kurgu açısından Medyum'un gölgesinde kalmaya mahkum muydu? Bazı okurlar ister istemez böyle düşüneceklerdir. Doktor Uyku'nun Medyum kadar karanlık bir dünyası yok. İblisler yine cirit atıyor,  kitabı özellikle gece vakti okuyorsanız hayaletler oturduğunuz yerde sinip kalmanıza neden oluyor, macera dolu dizgin akıp gidiyor ve bu kez alkolle boğuşan Danny Torrance oluyor. Overlook Otel'e göndermeler yapmayı da ihmal etmiyor. Bir Stephen King romanından beklediğimiz birçok unsur mevcut yani. Yeni karakter Abra sayesinde sevgi ve bağlılık da öne çıkıyor bu kez ve Doktor Uyku'yu özellikle bu yanıyla daha çok hatırlayacak gibiyim.


 Ursula Le Guin - Karanlığın Sol Eli

Durup durup Ursula Le Guin okuma sezonunun bu yılki temsilcisi, Karanlığın Sol Eli oldu. Bizim dünyamızda da herkesin androjen olmasını bekleyip hayal edersek daha çoooook bekleriz. Ursula'nın başka bir dünyadan geliyormuş gibi bir bakış açısının olması çeşitli fantastik dünyalar yaratma becerisinden değil, bu fantastik dünyaların kisvesinde somut dünyamıza olan bakış açısının farklılığından ileri geliyor. Evet çok sık bilimkurgu-fantastik roman okuyan biri değilim ama iyi bir bilimkurgu-fantastik roman yazarından beklediğim tam da bu. Yolculuk bölümü favorim.

Mark Hodder - Yaylı Bacak Jack

Okuduğum ilk Steampunk romanı ve pek bir hoşuma gittiğine göre devamı da gelecek demektir. Tabii, bir üçleme olduğu söylenen bu romanın devamının da basılmasını beklememiz gerekecek öncelikle. Özellikle Oscar Wilde adını taşıyan İrlandalı gazeteci çocuktan beklentilerim yüksek! Victoria Dönemi, makineleşmenin getirdiği egzantriklikler, biraz çatlakça ama zeki, karizmatik ve çok yönlü bir dedektif, onun kendisinden pek de aşağı kalmayan egzantriklikteki şair ortağı, gerçek tarihsel kişiliklerin kurguda yol açtıkları enteresanlıklar derken uçar gibi ilerliyoruz romanın dünyasında. Kitap sonlara doğru çok başka yönlere ilerliyor, zaman yolculuğu bile giriyor işin içine. Neyse ki, korktuğum gibi absürdleşen bir fantazyaya dönüşmüyor.



J.M.Coetzee - Yavaş Adam ve Demir Çağı

Güney Afrika'da geçen romanlarında yalnızca, kendisinden beklenen o toplumdaki ayrımcılığı ve sömürgeciliği aktardığından değil, aynı zamanda insana dair evrensel gerçekleri, kaygıları ve bunalımları da kaleme aldığı için etkileyici Coetzee'nin romanları. Bir kaza sonucu sakat kalan 60 yaşındaki Paul'ün "normal" yaşama alışma çabalarını anlatan Yavaş Adam ile yaşlılık çağında beyaz bir kadının istemeden sertleşmek zorunda kalan siyahların yaşadıkları karşısındaki yaşam sorgulamalarının vurgulandığı Demir Çağı, gerçek ustalık örnekleri.

Karin Karakaşlı - Müsait Bir Yerde İnebilir miyim?

Seviyorum Karin Karakaşlı'nın öykülerini. Bu denli etkileyici cümleler yazarken ve kimi öyküledikleriyle içimizi acıtırken, keşke daha çok yazsa dedirtenlerden.

Ahmet Hamdi Tanpınar - Saatleri Ayarlama Enstitüsü 

Gereksiz işler müdürlerinin gudubet dünyasından herkes bu denli büyülü bir dünya yaratamaz.


Tayfun Pirselimoğlu - Harry Lime'ın En Yeni Hayatları ya da Üçüncü Adam'a Övgü

The Third Man filmini sevenlerin muhakkak bu öykülere başvurması lazım.

Virginia Woolf - Yıllar

"Dingin bir bilinçakışı romanı" dersem belki koşarak uzaklaşacak çok kişi çıkar. Halbuki Woolf'un bence en kolay okunan romanlarından. Karakterlerin akıbetlerinden ziyade teknik ve gözlem gücünün ön plana çıktığı bir Woolf romanı olarak pürdikkat olmaya davet ediyor okurları.

 Siegfried Lenz - Almanca Dersi

Sorgusuz sualsiz görev takıntısının faşizm ve diktatörlüğün elinde ne kadar tehlikeli bir oyuncak olduğu düşünüldüğünde, romanın neden bu kadar etkili olduğu daha iyi anlaşılacaktır.  Romanın, "roman içinde roman" havası ve girift yapısı okura zorlu bir okuma deneyimi yaşatabilir. Mesafeli tavrı ise anlatılanlar karşısında beklenen bir tutumdu.


George Orwell - Kitaplar ve Sigaralar

Orwell'in kitap satın almak ve kitap eleştirileri hakkındaki denemeleri bir yana, kitabın ikinci bölümünde yer verilen çocukluk dönemine dair anlattıklarının ilerideki yapıtlarına olan etkileri de bariz bir şekilde görülebiliyor.


John Irving - The World According to Garp

Ünlü bir feministin oğlu olan Garp'ın kendi yazarlık serüveni ve yaşamdaki hayal kırıklıkları okuru hem güldüren hem ağlatan bir şekilde anlatılıyor. Irving'in iyi bir karakter yaratıcısı olduğunu keşfetmek güzel. Sinemaya da aktarılmış ve maalesef Robin Williams'ı oynatmışlar Garp rolünde. Romanı okurken John Cusack gibi bir tip geliyor halbuki insanın aklına. Yazarlık üzerine de kaydadeğer şeyler söyleyen bu romanın Türkçe basımını görememek üzücü.

Machado de Assis - Mezarımdan Yazıyorum

Özellikle baştaki oyunbazlığı ve olay örgüsünün ilerleyişiyle keyifli bir okuma. O oyunbazlık bir noktadan sonra azalıyor sanki.
Alan Bradley - Bir Tuhaf Turta Davası

İşte huzurlarınızda 11 yaşındaki kimyager adayı ve yepyeni dedektifimiz Flavia de Luce. Flavia yeni Veronica Mars veya Nancy Drew olmaya aday. İronik ve eğlenceli bir bakış açısıyla yazılmış bir dönem romanı aynı zamanda Bir Tuhaf Turta Davası. Diğer cinayet romanlarının arasından sevimli ve keyifli tonuyla ayrılıyor.

Diğerleri

Elsa Triolet - Gün Doğarken Bülbül Susar

Jean Rhys havası var ya da bana öyle geldi. Asıl favorim Beyaz At adlı romanı.

Vladimir Nabokov - Pnin

Nabokov mizahını seviyorum ama Pnin çok yer etmedi kişisel okuma tarihimde. Solgun Ateş'ten umutluyum.

Hasan Ali Toptaş - Uykuların Doğusu

Bir Hasan Ali Toptaşsever olmama rağmen tüm bu soyutluk artık fazla geldi. Heba 2014'e kaldı. 

Natsume Soseki - Kokoro

Kokoro için, "Şiirsel ve yoğun anlatımlı bir Japon klasiği" demiş olsalar da, beni pek ikna edemedi böyle olduğuna. Bir insana olan kendi bakış açımızla o insanın gerçek kişiliğinin çatıştığı durumların öne çıktığı bölümler iyiydi.


David Mitchell - The Thousand Autumns of Jacob de Zoet

Keşke bu kadar çok gereksiz patikalara dalmasaydın sömürgecilik, ayrımcılık ve bir de aşk öyküsü barındıran bu romanında sayın yazar. Siyah Kuğu Parkı'ndaki samimiyetini diğer hiçbir romanında bulamadım. Ayrıca, her ne kadar kitap kapaklarına karşı takıntılı olsam da, bir kitabın kapağının kitabın kendisinden güzel olmamasını tercih ederim.

John Scalzi - Yaşlı Adamın Savaşı

Umut vaat edici bir başlangıç bölümü vardı. Askeri bilimkurgu başlayınca ilgimi yitirdim maalesef.  Başlangıçtaki insani sorgulamaların yerini kahramanlık hikayesinin alması ve diğer gezegenler hakkındaki betimlemeler sanırım benim için çok aşırıydı. Fakat ben zaten çok fazla bilimkurgu okumadığım için beni dikkate almasanız da olur. Seveni ve vaat ettikleri çok olan bir seri.

Andrew Crumey - Mobius Dick

Kurgu güzel. Enteresan karakterler de var. Kuantuma ilgi duyanların daha çok seveceğini düşünüyorum yine de.

J.K.Rowling - Boş Koltuk

Rowling bu kez sihir dünyasının en ufak bir esamesinin bile okunmadığı, epey sert ve gerçekçi bir roman yazmış. Belli ki, milletin beklentilerine değil de kendi yapmak istediği şeye odaklanmak istemiş. Fakat insan Rowling'in kendini okura sevdiren o eğlenceli ve kendine özgü ironi barındıran bakış açısını arıyor. Bu dramatik ve sert romanda aramamız gereken şeyler değil bunlar belki ama üstüne bir de akıcılıktan yoksun ve durağan olması, romanı doğrudan "hayalkırıklığı" olarak yaftalamak zorunda bırakıyor bizleri. Bu romanı Rowling değil de adı bilinmeyen başka bir yazar yazmış olsaydı, kimse yayınlamazdı. Kesin bilgi. Rowling en hakim olduğu sihir dünyasına geri dönmeli mutlaka.

Jorge Amado - Kızgın Toprak

Jorge Amado'nun şiirsellikle gerçekçiliği birleştiren tarzından hoşlanmıyor değilim. Mizah da cabası. Brezilyalı toprak ağalarıyla rantçıların hikayeleri bizim topraklara da oldukça tanıdık geliyor. Yine de, halk destanı havasını benimseyemedim.


Marguerite Duras - Mavi Gözler Siyah Saçlar

Hala Parkta kadar içime işleyen bir Marguerite Duras romanı çıkmadı karşıma. Belki de Hiroşima Sevgilim'i okuyup izlemeliyim.  Yine "Parkta"ya benzer tiyatrovari bir anlatım var fakat buradaki kadınla erkeğin arasında geçenler sayfalar ilerledikçe itici geldi. Benzer bir tema ve çok daha dolu dolu bir anlatım için Altın Defter'e başvurulmalı.

Gillian Flynn - Kayıp Kız

En iyi yanı kurgusu. Bir de, okurla dalga geçmesi. Daha doğrusu,  ikinci bölümünde yüz seksen derece dönüş yaparak okuru afallatması. Bir de, benzer romanlardaki ağlak ve ağdalı tavırlara haddini bildirmesi. Eh, tek bir iyi yanı yokmuş demek ki. Romans ve gerilimi bir arada seviyorsanız Kayıp Kız'a da bayılabilirsiniz. Kitabı elinizden bırakmanız da biraz zor mümkün oluyor. Benimse, bu itici karakterlerin getirdiği sinir harbiyle uğraşacak halim kalmadı ve kendimi yıpranmış hissettim kitabın sonunda. İspiyon vermeden de başka ne desem bilemedim şimdi. Filmi çekildiğinde uzun uzun sövgü dolu bir yazı yazarım belki.

Eduardo Mendoza - Büyülü Ada

Bence de, "Yaşanmaya değer tek düş kafamızın içindeki düştür" ama vaat ettiklerini veremeyen romanlardan biri olarak hatırlayacağım Büyülü Ada'yı.

Jun'ichiro Tanizaki - Naomi

Saplantılı aşkı yüzünden kendi kendini bitiren erkeğin hikayesi bana çok hitap etmedi.

Raymond Chandler - Farewell, My Lovely 

Philip Marlowe'u sinemada daha çok seviyorum.

Chinua Achebe - Parçalanma (Things Fall Apart) 

Achebe'nin romanının Afrika'nın gerçeklerini sergilediği ve beyazların sinsi yöntemlerini kıyasıya eleştirdiği kısımlar elbette çok çarpıcı. Sorun, Achebe'nin karakterini ele alma biçimi ve kurgudaki seçimleriydi. Achebe romanı kendi dilinde yazsaydı belki edebi açıdan da daha etkili olurdu ama tabii ki önceliği yaşananları duyurmaktı belli ki.

 Ralph Ellison - Görülmeyen Adam

Romanın ilk yarısı siyahi bir gencin yaşamda karşılaştığı olumsuzlukları ve adaletsizlikleri ele alırken, ikinci yarısı bir toplum mücadelesine odaklanıyor daha çok. Örgüt içindeki çatışmalar kendisini yalnızlığa itiyor. Toplumsal ikiyüzlülük dizboyu olsa da en çok yakınındakiler zarar veriyor insana. Edebi açıdan ve akıcılık olarak ilk bölümü daha çok sevdim. Ellison keşke daha çok yazsaymış.

Leyla Erbil - Gecede 

İlk okuduğum Leyla Erbil kitabı. Buradaki öykülerde gördüğümüz bilinçakışı tekniği bu tekniğin Türkçe'ye de ne çok yakıştığını gösteriyor. Her öykü aynı etkiyi yaratmıyor ve kapalı anlatım bana göre değil fakat Leyla Erbil daha çok okunacak tabii.

Heinrich Böll - Dokuz Buçukta Bilardo

Heinrich Böll'ü severim ve bilinçakışı havası ile farklı karakterlerin bakış açısıyla yazılmış olması da hoşuma gitti ama bir noktadan sonra giderek boğucu bir hale geldi.

Bertolt Brecht - Beş Paralık Roman

Hiciv göz kamaştırıcı ve rezil sermaye ilişkilerinin günümüzden pek bir farkı yok fakat her ne kadar mutlaka herhangi bir duygu uyandırması gerekmiyorduysa da, bir ruhsuzluk hissi hakim romana ve bu his yalnızca ekonomiyi odağına almasından da değil.

Junot Diaz - İşte Onu Böyle Kaybedersin

Oscar Wao'nun Tuhaf Kısa Yaşamı gibi eğlenceli ve sevgi dolu bir romandan sonra bu ruhsuz öykülerle dolu kitabı beklemiyordum Diaz'dan. Kolaya kaçmış izlenimi uyandırdı.

Okumasam İyiydi

Marianne Robinson - Gilead

Bu yıl okuduğum en bayık ve gereksiz romandı. Bir mektup şeklinde ilerliyor (ya da ilerleyemiyor demeliyim kendi adıma.) Sayıklamalı üslupları seviyor ve İç Savaş'a ilgi duyuyorsanız seversiniz belki.

Barbara Kingsolver - The Bean Trees

Pek övülen yazarını merak ettiğimden sahafta görünce alıp okumuştum. Yazarın ilk romanı olmasının etkisinden midir nedir vaat ettiklerini veremiyor. Çocuk istismarı ve mültecilerin hikayesinin daha etkili anlatılmasını bekliyor insan.

Geçen Yıllar: 
2012: Kitaplar
2011: Kitaplar 

6 yorum:

Mshn dedi ki...

İşte bence bu yazıları ayda bir yazsan en azından, hem sen böyle yorulmazsın hem blog şenlenir diyerek seviyesiz bir giriş yapayım. :)

Gene çok değişik ve güzel kitaplar okumuşsun Sera, imrendim. Sherlock Holmes, ah o Sherlock Holmes...

Mişima adını çok sık duyar oldum son zamanlarda. Murakami'yle değil de Mişima'yla mı girsem Uzakdoğu'ya acaba?

Daha nice kitaplar okumanı diliyorum bu arada, 2014'te kitaptan başını kaldırama. :))

serpil dedi ki...

Bu güzel yazı için teşekkürler.
John Irving en sevdiğim yazarlardan biri, galiba ilk defa bir blogda adı geçiyor.
The Cider House Rules da güzel, filmi de ödül aldı ama filmin kitapla ilgisi yok.
Yine Irving'in My Movie Business adlı kitabı da hoşuma gitmişti, belki onu da seversin.
Mutlu yıllar.

Sera dedi ki...

Mshn: Gayet doğru bir laf etmişsin seviyesizlik olur mu yahu :D Öyle yapayım en iyisi :p
Uzakdoğu'ya girmek için hangisi en doğru seçim olur bilemem. Murakami daha fantastik. Mişima daha alengirli. Zaten yazıda da dediğim gibi Bahar Karları en güzeli.

Son cümleye amin der, aynı şeyi sana da temenni ederim :)

serpil: Bulursam onları da okurum. Teşekkürler. Mutlu yıllar :)

Selin dedi ki...

Kitapmış, filmmiş, diziymiş hiç fark etmiyor. Şu blog aleminde en çok senin değerlendirmelerini seviyorum :)

Gelecek yıl neler okusam derdine düşmüşken bu yazı pek güzel oldu :)

mutlu keçi dedi ki...

Merhaba, yazınızı çok faydalı buldum. Not defterime hemen iliştirdim merak ettiklerimi de. Bir şey soracağım bu arada goodreads'te epey yeniyim çözmeye çalışıyorum acaba bu 2013'e özel listeyi kendiniz mi özel olarak oluşturdunuz? Yani favori kitaplarımız dışında ayrı liste yapabiliyor muyuz bu şekilde? :)

Sera dedi ki...

Selin: Canım çok teşekkür ederim, mutlu ettin :***

Mutlu Keçi: Merhaba. Goodreads'de her yıl reading challenge diye bir seçenek oluyor. O yıl kaç kitap okumayı planlıyorsanız oraya 50-60-70-80 işte her neyse onu yazıyorsunuz. Onun dışında "Ben şimdi bu kitapları okuyacağım" diye kesin bir liste yapmıyorum. Yalnızca, okumayı planladıklarımı "to read" diye işaretliyorum. Oraya "okundu-read" seçeneği ile birlikte favoriler dışındakileri de işaretleyebilirsiniz "add shelf" seçeneğini tıklamak suretiyle.
Umarım yardımcı olabilmişimdir. İyi okumalar dilerim :)