Avustralyalı belgeselci Kim Mordaunt'un senaryosunu yazıp yönetmenliğini yaptığı The Rocket,
Berlin Film Festivali'nde 'En İyi İlk Film' ödülüne layık görülmüştü. İkiz
kardeşi doğumda ölen Ahlo’nun, ikiz doğduğu için çevresinde bulunan herkese
kötü şans getirdiğine inanılır. Baraj yapımı nedeniyle Ahlo ve ailesi
evlerinden taşınıp iktidar sahipleri tarafından kendileri için ayrılan bölgeye
taşınmak zorunda kalır. Kendileri için ayrılan bu bölgenin hiç de öyle
yaşanılası bir yer olmadığını görünce hayal kırıklığına uğrar aile. Sonrasında
yaşadıkları dramatik olayın etkisiyle, Ahlo’nun aileye uğursuzluk getirdiğini sürekli
yüzüne vurur büyükanne.
Ahlo ailesini kaybetmiş yetim kızla onun James Brown hayranı, James
Brown’ın meşhur mor kıyafetiyle bütünleşmiş, keyfine düşkün ama bir o kadar da
çevresinde olanlara vakıf sarhoş ve eksantrik amcasıyla tanışır. Nihayet kabul
gördüğü bir çevre bulabildiğini düşünürken, kaldıkları kampta yine başı beladan
kurtulamayınca ailesi ve bu iki yeni arkadaşıyla linç edilmekten son anda
kurtulur ve Laos’a taşınmak zorunda kalırlar. Çeşitli sorunlarla geçen yolculuk,
Vietnam Savaşı’nın izlerini hala taşıyan bir köyde son bulur. Ahlo’nun tek
amacı, kötü şans getirmediğini kanıtlamaya çalışmaktır. Tehlikeli ve heyecan
verici Roket Festivali'ne katılması da hem bunun için hem de evsiz ve parasız
kalan ailesine kendince katkı sağlamak içindir.
Son yarım saate damgasını vuran roket yarışması, filmi sıkça rastladığımız
umuda yolculuk öykülerinden birine dönüştürüyor. Bir noktadan sonra tahmin
edebiliyoruz bu öykünün nasıl sonlanacağını ama sürekli uğursuzlukla suçlanan
bir çocuğun öyküsünde çok da yadırgamıyoruz bu sonucu. Ahlo bu yarışmayı
kazanırsa, kötü şansı yeneceğine ve bu damgadan kurtulacağına inanıyor. Bir tür
yağmur duası işlevi gören roket yarışması filmde fişek gibi bir etki yaratıyor
ve heyecan doruğa çıkıyor.
Arka planında çeşitli sosyal dramlar sergileyen ve bunu yaparken ana
karakterine bir çocuğu yerleştiren filmler şeklinde bir kategori oluşturursak,
The Rocket’in bu kategoriye cuk oturduğunu söyleyebiliriz. Doğanın ve
insanlığın iktidar ve menfaat çatışmalarına kurban edildiğini bir çocuğun
hikâyesiyle gösteren ne ilk ne son film belki The Rocket. Yine de, belki sonu
hariç, klişe olduğunu söyleyemeyiz. Filmde duygusal ve mizahi sahneler
başarıyla harmanlanıyor bu tarz filmlerden bekleneceği gibi. Oyunculuk ve
görsellik de filmin artıları arasında. Savaşın gölgesinin hala hissedilebildiği
bu coğrafya, Vietnam Savaşı’nı konu alan Amerikan filmleri dışında pek fazla
yansıtılmıyor perdeye. En eleştirel ve sert tonlu Vietnam Savaşı konulu
filmlerde bile bölgenin insanını genellikle figüran olarak izlemeye alışık
olduğumuzdan, The Rocket’ta izlediğimiz yaşama aç ve sahici insanlara minnet
duyabiliriz olsa olsa.
Yönetmenin baraj yapımı nedeniyle evlerinden edilen insanların hikâyesiyle
Vietnam Savaşı etkisini biraz daha vurgulamak yerine, Ahlo ve ailesinin
hikâyesine odaklandığını görüyoruz daha çok. Sonuçta, hala patlamamış
bombalarla dolu bir coğrafya söz konusu olan. İki çocuğun birbirinden keyifli
sahneleri ve James Brown hastası amcanın filme kattığı eğlence evlere şenlik
olsa da, mor amcanın savaş geçmişiyle ilgili biraz daha bilgi sahibi olmak
isterdik ama ne yazık ki havada kalıyor mor amcanın filme kattıkları bir süre
sonra.
Tüm talihsizliklere rağmen sıcak ve eğlenceli, dramatize edilmeye müsait
olsa da insan ve doğa sevgisini ön plana çıkaran bir film The Rocket.
Görselliği, anlatımı ve özellikle çocuk oyunculukların performansıyla seyri
yüksek, kimi eksikliklerine karşın kendini sevdirmesini bilen bir film.
*ParalelSinema'da yayınlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder