Cumartesi, Kasım 22, 2014

2014 Film Güncesi 1

 Locke

Hayatındaki ilişkilerine formüle çözümlerle yaklaşmaya çalışan bir mühendisin duygularıyla ve saplantılarıyla yüzleşmek zorunda kalışı, soğukkanlı başlayıp epey duygusal anlara dönüşen psikolojik sorgulamaların yolculuğu, izleyicinin karaktere hem kızıp hem üzüleceği şekilde ilerleyen diyaloglar. Bir içebakış filminin bu denli dinamik olması ve telefon konuşmalarının kurguya zekice yedirilmesi takdir edilesi. Tom Hardy'nin başarısı ortadayken, telefondaki seslerin Ruth Wilson, Olivia Colman ve Andrew Scott'a ait olduğunu da eklemeden geçmemeli.

 Albatross

Daha çok manzaraların ve oyuncuların güzelliği için izlenebilecek bir İngiliz filmi. Hayatı hayat okulundan öğrenen hoppa tavırlı kızla içine kapanık çalışkan okullu kızın karşılaşması, havai kızın çekingen kızın babasıyla ilişkiye girmesi, çekingen kızımızın diğer kızın etkisiyle rahatsız edici bir karikatürize tavırla "kabuğundan sıyrılması" şeklinde özetlenebilir hikaye. Aslında havai görünen Emelia'nın karakteri filmde bir nebze daha iyi işleniyor. Emelia'nın arkadaşının babasıyla ilişkiye giren kızdan öte özelliklerini görebiliyoruz yer yer ama yeterli değil ve karaktere yazık ediliyor birçok sahnede. Filmin bir başka sorunlu ve klişe tavrı da, gıcık ailesine üniversiteye gidene kadar katlanmak zorunda olan çekingen ve kitap kurdu Beth'in yansıtılmasında. Çünkü sinemacılara göre, kitap kurdu ve derslerine düşkün bir kız olmak tam da böyle bir şey. Sonuç olarak, pek çok derinlikli an yakalanabilecekken kolaya kaçan bir senaryo var karşımızda. Amerikan benzerlerinden çok da farklı değil anlayacağınız. Orta yaş krizine girmiş tek atımlık barut kimliğindeki yazar baba tipini de binlerce kez görmüşüzdür. Daha çok yapımda görmek istediğimiz Jessica Brown Findlay'in yeteneğine yazık oluyor. Felicity Jones ise patlamak üzere.


Ida

Rahibe adayı Ida'nın ailesini ve köklerini ararken karşılaştığı tek yakını olan teyzesinin de etkisiyle yaşamı sorgulayışını izliyoruz Pawel Pawlikowski'nin övgüye değer sinema diliyle. Her karenin özenli bir kompozisyonla yansıtıldığı filmde, Ida'nın geçmişiyle ve "gerçek dünyayla" yüzleşmesinden çok, bu nefis sinemasal anlatım çekiyor ilgimi. Sinematografi hayati. Ida'nın teyzesi Wanda'nın filmdeki kilit varlığı ve filme kattıkları, bana Ida'nın mesafeli kişiliğinden daha çok dokundu. Son kertede teyzesinin tavsiyesiyle inzivadan önce gerçek dünyayı deneyimliyor deneyimlemesine Ida fakat filmin bu son bölümlerinde daha klasik bir yöne sapıyor yönetmen Ida'nun yolculuğunda. Din odaklı bir yaşamla sekülerlik arasında siyah-beyaz şeklinde bir ayrım görüyor izlenimi veriyor yönetmen. Nasıl bitmesini bekliyordum filmin bilmiyorum ama Ida'nın başka dünyevilikleri de deneyimlemesini isterdim. 

 White Bird In A Blizzard

Gregg Araki'nin başrollerine Shailene Woodley ve Eva Green'i koyduğu son filminde Mysterious Skin kadar çarpıcı bir sosyal dokundurma hissi yok maalesef. Sürpriz sona meyleden bir büyüme öyküsü ve dram var karşımızda. Problemli anne-kız ilişkisi yüzeysel bir şekilde havada kalırken, Eva Green popüler femme fatale personası yüzünden karakterine inandırıcılık katamıyor fazla maalesef. Bunda Araki'nin şaşırtıcı sonlu bir hikaye anlatımı seçmesinin ve sondaki twistin öne çıkmasının da payı olabilir. Seyirciyle dalga geçtiği o son sahneyi filmin tamamında görebilmeyi isterdim. Ben zaten Todd Solondz'u daha çok severim.


The One I Love

Yılın en şaşırtıcı keşiflerindendi benim için. Romantik komedi değil, bir tür kara mizah. İlişkilerinde çeşitli sorunlar yaşayan bir çiftin terapistlerinin yönlendirmesiyle inzivaya çekilmesi ve sonrasında yaşadıkları sürprizlerde yönetmen Charlie McDowell, çiftin yaşadığı fantastik durumlardan keskin gerçekçi sonuçlar çıkarııp sunuyor önümüze. Mark Duplass ve Elisabeth Moss'un çıkardığı inandırıcı portrelerin de filmdeki yeri hayati. Gittikleri inziva evinde birbirlerinin "ideal" halleriyle karşılaşan çiftimiz elbette film boyunca kendilerini ve ilişkilerini sorguluyorlar. Bazı diyalogların doğaçlamayla çekildiğini öğrenince şaşırmadım. Bilimkurgu, kara mizah, sonlara doğru ayyuka çıkan gerilim bir arada. Finalinde ise oldu bittiye getirildiği hissinden kurtulamayabilir bazılarımız ama nereden baksanız yılın en enteresan filmlerinden biri. Bayık bir ilişki dramı beklerken çok eğlenip sarsıldığım bir film oldu kısacası The One I Love.

Hiç yorum yok: