Utopia’nın ilk bölümünde, fazla bilinmeyen Utopia adlı bir
kült çizgi romanın bir grup okuru bir forum aracılığıyla tanışırlar ve bu çizgi
romanın yalnızca bir çizgi roman olmadığını fark ederler. Çeşitli komplo
teorilerine yelken açan bu çizgi roman yüzünden kendi hayatlarında da garip
komplolarla yüzleşen ve hayatları altüst olan karakterleri görünce, ilk başta
vasat ve “e ne bu şimdi, ne olacak yani” şeklindeki tepkilerle izlenip bir süre
sonra unutulacak herhangi bir komplo teorisi dizisi izleyeceğimizi sanıyoruz.
Bir süre sonra ise, Utopia’nın yaşadığımız dünyayla ilgili çok yerinde
sorgulayıcı tespitler ve eleştiriler sunan bir dizi olduğu ortaya çıkıyor.
Utopia çizgi romanının ikinci taslağını ele geçirmek için
her yol mubahtır tavrını benimseyen otoritelerden kaçan karakterlerin
hiçbirinin birbirine benzememesi diziyi şenlikli bir hale getiriyor. Sert
münzevi Jessica Hyde, “Where is Jessica Hyde?” diye sayıklaya sayıklaya kendi
hayran kitlesini oluşturan sözde psikopat Arby, kesinlikle sırf aksandan ibaret
olmayan Becky, gitgide daha çok şaşırtan Wilson Wilson, çocuk yaşına bakmadan
büyük işlere kalkışan Grant, dizinin en sıradan karakteriymiş hissi veren Ian,
hükümetin oyuncağı olmaktan kurtulacak mı acaba dediğimiz Michael ve her şeyin
merkezindeki Mr.Rabbit. Öylesine izlenip geçilecek bir karakterler serisi değil
anlayacağınız. Flashbackli bölümün de tadı damağımızda kaldı.
Kendi görsel dilini yaratan dizinin görüntü yönetimi ve
renk seçimi için ayrı bir parantez açmak boynumuzun borcu. Hemen hemen her
sahnede yer verilen sarı renk, onun hemen ardından gelen yeşiller, zaman zaman
vurgulanan soluk maviler ve kırmızılar. Sahne seçimleri ve detaylar konusunda
kendine hayran bırakan bir işçilik söz konusu. Tabii sarı renkle, hele cart
sarı diye tabir edilecek kullanımıyla, aranız hiç hoş değilse abartılı da
gelebilir tüm bu sarılar.
Bir distopyanın içinde yaşadığımızı her geçen gün daha
keskin bir şekilde hissettiğimiz bu dünyada, çözüm arayışı olarak ortaya çıkan
ütopyaların faşizme meyletme olasılığının yüksekliğini görünce, önümüze epey
karanlık bir tablo çıkıyor. Bir İngiliz dizisi olan Utopia tavır olarak Black
Mirror’ın izinden giderken, yer yer geyik ve eğlenceli bölümlere de yer veriyor
aslında. Fakat böyle bir ortamda olsa olsa kara mizah denilebilir böyle anlara.
Rahatsız edici bazı şiddet sahneleri ve pek de sakınılmadan gösterilen seks
sahneleri sizi yanıltmasın yine de. Amerikan versiyonunun çekilmesi planlanan
Utopia’nın birçok İngiliz dizisinde de bariz bir şekilde hissedilen rahat
tavrını Amerikan versiyonunda bulup bulamayacağımız şüpheli. (Bu yazının yazıldığı tarihte, HBO’ya
uyarlanması planlanan dizi için David Fincher ile Gillian Flynn’in adları geçiyordu.)
Dizinin asıl derdi bir sonuca varmaktan ziyade,
post-apokaliptik ortamı ve çözüm diye sunulan ve dayatılan yöntemleri sorgula(t)mak.
Burada yazamayacağım ispiyonlar düşünüldüğünde de, ister istemez sarsıcı bir
sonuç çıkıyor ortaya ve izleyici de bir nevi sınava tabi tutuluyor. Perdenin
arkasındakilerin kullandığı yöntemler hiç de imkânsız gelmiyor, özellikle
virüsler ve yiyeceklerle ilgili olanlar. (Bkz: Deli Dana hastalığı.) Keşke sırf,
“Komplo teorisi işte” deyip geçebilseydik izlediklerimize.
6’şar bölümden oluşan 2 kıymetli
sezonu var dizinin. 3. sezonunu beklerken İngiliz televizyon kanalının azizliğine
uğradık ve iptal haberi geldi. Şimdiyse yeni dizilere yer açma bahanesiyle
diziyi küt diye sonlandıran Chanel 4’a bol bol sövebilir, dizinin iptaline
ilişkin komplo teorileri üretebilir, hiç yoktan iyidir diyerek Amerikan
versiyonunu bekleyebiliriz.
Where is Jessica Hyde?
*ParalelSinema'da yayınlanmıştır.
1 yorum:
İzlenmesi gerekenler listemize ekliyoruz hemen efendim :)
Yorum Gönder