Salı, Aralık 19, 2017

2017 Kitap Güncesi I

Yeni başlayanlar için Sera'nın yıl sonu kitap listesine dair bir girizgah yapayım. Burada yer verdiğim kitaplar, yıl içinde sevdiğim kitaplardan oluşuyor. 2017 Kitap Güncesinin ilk bölümünde, 1 Ocak-30 Haziran 2017 arasında okuyup sevdiğim kitaplara yer verdim (genel olarak). İkinci bölümde, 1 Temmuz-31 Aralık 2017 arasında okuduklarım yer alacak. Bir yazarın birden fazla kitabını okuyup sevdiysem o yazarın kitaplarına bir arada yer verdim. Okuyup takip eden herkese teşekkürler.

Meltem Gürle - Kırmızı Kazak
Sevilen kitaplar ve edebiyat denemelerinin ötesinde, edebiyatla kişisel ilişkimizi ön plana çıkaran denemeler. Benim için 2017'ye çok güzel bir başlangıç olmuştu.

Dino Buzzati- Tanrı'yı Gören Köpek 
Yine dönüp dönüp tekrar okunacak öyküler buldum. Keşke bu dönüp dönüp tekrar okuma kısmını da daha sık gerçekleştirebilseydim ama hayat kısa, okunup izlenecekler sınırsız. Özellikle Yedi Kat öyküsünü okumadan ölmeyin. Yedi Ulak'ı da. Pelerin'i de. Tanrı'yı Gören Köpek'i de. ("Şunları yapmadan ölmeyin" klişesine naçizane katkım olsun. Şöyle kitap okuyan tiplere aşık olun demediğime şükredin!)

Stanislav Lem - Yıldız Güncesi 
Ion Tichy ve uzaydaki absürd maceralarla dünyadaki çeşitli absürdlüklere eleştirel bir bakış. Tam da Black Mirror-Philip K.Dick's Electric Dreams gibi antoloji dizilerine arkadaş olabilecek kıvamda. Hüzün ve mizah iç içe. Herkes sever mi bilemedim yine de.

Hasan Ali Toptaş - Kuşlar Yasına Gider ve Heba
Kuşlar Yasına Gider alıştığımdan farklı bir Hasan Ali Toptaş romanı. Daha yalın, daha kişisel gibi. Baba-oğul sevgisi, yaşlılık ve ölümle yüzleşme, kırsalda rastlanan şiirsellikler.
Heba, gerçeklikle düşlerin zaman zaman iç içe geçtiği, daha aşina olduğumuz Hasan Ali Toptaş romanlarından. Fakat bu gerçeklerle düşlerin iç içe oluşu, örneğin Gölgesizler'deki kadar baskın değil. Her bölüm ayrı ayrı sarsıcı. Askerliğin yıkıcı anlarını ele aldığı bölüm ve muazzam finalle yine zirvedeydi Toptaş.


Lars Saabye Christensen - Üvey Kardeş 
Kayıplar, gizemler, aile ve savaş acılarının ortasında kara mizaha da göz kırpan bir büyüme hikayesi. Unutulmayacak bir ailenin unutulmayacak karakterleri arasında özellikle anneannenin yeri ayrı. Arka planda İskandinav manzaraları ve kasabaları. Tek şikayetim, sonlara doğru biraz ivme kaybetmesi olabilir. Çok çok sevdim. Christensen'in başka kitaplarını da okuyabilsek keşke.


Paul Poissel- Kış Hakikatleri
Kitaptaki her rüya değilse de, çizimleriyle ve derlemenin güzelliğiyle kaydadeğer bir örnek. Daha çok sevdiğim bir diğer rüya derlemesine yazının devamında rastlayabilirsiniz.

Patricia Duncker - Foucault'yu Sayıklamak 
Edebiyat sevgisi olsun, tutku olsun, heyecan olsun, edebiyat dedektifliği olsun, yazar-okur ilişkilerinden yola çıkan sürükleyici bir roman olsun, başarılı bir kurgu olsun istiyorsanız doğru kitap elinizde.

Yukio Mişima - Yaz Ortasında Ölüm
Mişima yine sarsıyor, yine karanlık ve şiirsel yolculuklara çıkarıyor. Öyküleriyle de şaşırtmadı, hatta daha da etkiledi. Özellikle kitaba ismini veren öykü saygı duruşunda bulunmanıza vesile olsun.


Svetlana Aleksiyeviç - İkinci El Zaman-Kızıl İnsanın Sonu/Kadın Yok Savaşın Yüzünde/Çernobil Duası
Svetlana Aleksiyeviç benim için 2017'ye damga vuran yazar desem yeridir. Yaptığı yalnızca röportajları derlemekten ibaret değil kesinlikle. Bunca insan en mahrem anlarını, hayatlarında bir daha hatırlamak istemeyecekleri olayları kendisine anlatıyor ve Svetlana Aleksiyeviç kendine özgü duyarlı üslubuyla tüm o acıların insani haritasını çıkarıyor. Bu gerçekten de yeni bir tür olabilir. Bu söyleşilerde beklenmedik derinlikte bir edebi ruh yakalıyor.

Michel Faber - Yağmur Yağmalı 
Faber'in öykülerini George Saunders'ın öykülerine benzettim. Absürt distopya manzaraları tuhaf olduğu kadar hüzünlü ama bu hüznün tam olarak nereden geldiğini de kestiremiyorsunuz, zira kör gözüme parmak şeklinde yaklaşmıyor okura.



Jun'ichiro Tanizaki - Nazlı Kar
Bir erkek yazarın bir dönemin portresini kadın karakterlere odaklanan bir bakış açısıyla aktardığı bir örnek Nazlı Kar. Kiraz çiçeklerinin beyaz çiçeklerini açması için kullanılan tabir olan "Nazlı Kar," isminin hakkını verecek kadar şiirsel, anlattığı dönemi ve kız kardeşlerin günlük yaşamlarındaki var oluş mücadelelerini layıkıyla ele alacak kadar gerçekçi. Çevirinin güzelliği de nasıl olduğunu anlamadan akıp gitmesini sağlıyor ve elimizdeki romanın dev bir roman olduğunu unutturuyor.



Osamu Dazai - Batan Güneş/İnsanlığımı Yitirirken
Osamu Dazai denince akla yabancılaşma, toplum içindeki yalnızlık ve son zamanlarda okuduğum diğer Japon yazarlarda gördüğüm gibi değişen toplumda bocalayan Japonya insanı geliyor. Toplum hayatının anlamsızlığını vurgulamasıyla Camus gibi yazarları anımsatıyor. İntihar düşüncesi de hep baki. Savaş sonrası parçalanan soylu aileler Batan Güneş'in ana ekseninde yer alıyor. Karakterlerin hikayelerinden ziyade, döneme karşı karamsar bakış açısıyla öne çıkan bir roman. İnsanlığımı Yitirirken Dazai'nin kendi yaşamından yola çıkarak yazdığı, bir gencin topluma ve kendine yabancılaşmasını konu alan bir roman. Kişisel açıdan daha etkileyici olsa da, çeviri ve basımın aynı özenle karşımıza çıktığını söyleyemeyiz.

Mo Yan - Saydam Turp 
Çin'de komünizmin taşrada yansımaları fantastik ve eğlenceli öykülerle karşımıza çıkıyor. Mo Yan bunu hep yapıyor zaten. Sistemi eleştirirken eğleniyor ve eğlendiriyor. Bu kez çocuk bakış açısı daha çok ön planda.

Dubravka Ugresic - Okumadığınız İçin Teşekkürler
Kitap sektörü ve batı dünyasında Amerikalı ya da İngiliz olmayan bir yazar olmaya ilişkin yazıları, romantik sürgün imajını yerle bir edişi ve küreselleşmeye ilişkin denemeleri etkili. Edebiyat ve okumakla ilgili denemelerden oluşan bu tür kitaplarda sıkça rastlanan, tespitlerinin çoğu doğru bile olsa çeşitli okur tiplerine yönelik kategorizeleştirmeye meyleden alaycı bir yaklaşımdan öteye gidemeyen tutumdan fazlası var. Yazar popüler kültür üzerine düşüncelerinde, herkesin kendini ifade etmesinin önemine dikkat çekerken çokluk içinde bireyin kaybolacağına dair internetin ve sosyal medyanın yaygınlaşmasından önce dile getirdiği öngörüleri de dikkat çekici.

Eleanor Catton - Ay ve Işıklar  
Tam olarak beklediğimi bulamasam da, kurgu ve gizemin çözülüşü konusunda başarılı bir genç yazarla karşılaştığımızı söyleyebilirim. Astrolojiye gönderme yapan kurgusuyla Yeni Zelanda'da western havası solumak isteyenler hemen buyursun. Yazarın başlarda gizemi çözecek bir ana karakter sunuyormuş gibi yapıp sonra bu karakteri unutturması biraz tuhaf gelebilir. Çeviri iyi. Dizisi yapılsa eğlenceli olur.

Susanna Clarke - Grace Adieu Hanımları ve Diğer Öyküler
Jonathan Strange ve Mr.Norrell'i seven otomatikman bunu da sevdi. Öykülerin birinde Strange'in ta kendisi teşrif ediyor. Karanlık gizemli ormanlarda tekinsiz periler, huysuz prensesler ve soylular, unutulmayan ve aslında yeterince hakkı verilmeyen Kuzgun Kral bu öykülerde karşınıza çıkacak sürprizlerden bazıları. Susanna Clarke'ın fantastik dünyası mutlu ediyor.

Natsuo Kirino - Tanrıça Günlüğü
Grotesk adlı romanındaki gibi toplumun ikiyüzlülüğünü vurgulayan bir suç hikayesi yok bu kez karşımızda. Tanrıça Günlüğü, kaynağını efsanelerden alan fantastik bir roman. Herkese tavsiye edemem; daha çok "Sevdim gibi ama sevmedim gibi de" kategorisinde benim için. İntikamseverlikten yine ödün vermediği kesin.

John Cheever - Wapshot Kayıtları 
Cheever, romanıyla da öykülerindeki kadar mutlu etti. Goodreads'de, "Philip Roth mastürbasyona kafayı bu kadar takmamış olsaydı, tam da Roth'un yazabileceği bir roman olabilirdi" diye bir yorum gördüm. Katılıyorum ama Cheever, Roth gibi coşkuyla etkileyen bir yazar değil de, daha çok sessiz ve derinden etkileyen yazarlardan. Benim için sırada Bullet Park var. Güncelerini de yayımlayın da okuyalım. Cheever'ın güncelerinin güzelliğinden Vila-Matas'ın Montano Hastalığı'nda da bahsediliyor (Oraya daha sonra- ikinci yazıda- geleceğiz.)


Oliver Sacks - Benim Periyodik Tablom/Hareket Halinde Bir Hayat 
Oliver Sacks ölmeden önce yazdığı hayata dair yazılarından oluşan kısa ama her daim başucu mahiyetindeki Benim Periyodik Tablom'la perişan ederken, Hareket Halinde Bir Hayat otobiyografisiyle bu dünyadan ne kadar özel bir insanın gelip geçtiğini gösteriyor. Motoruyla Amerika turu yaparken yazdığı günlüklerin geri kalanını da okumak isterdim.

"Her şeyden önemlisi, bu güzelim gezegende duyarlı bir varlık, düşünen bir hayvan olarak bulundum ve bu başlı başına müthiş bir ayrıcalık ve serüvendi."


Janet Frame - Sudaki Yüzler
Frame'in derinliği ve üslubu Jeanette Winterson'ı anımsatıyor. Janet Frame'in akıl hastanesinde geçirdiği zamanlar Sudaki Yüzler'in konusunu oluşturuyor. Yanlış teşhis sonucu yıllarını akıl hastanesinde geçirmek. Bir şiir roman desen değil, bilinç akışı desen tam değil, sıradan bir yarı otobiyografik roman da değil zaten. Sözcüklere sığamayan bir coşkunluğu var. Akıl hastanelerinde geçen hikayelerde sistem eleştirisi ön planda olur büyük ölçüde. Burada da onu hissediyoruz ama ruhlarda yaratılan tahribatı vurguluyor en çok bu da bir sistem eleştirisi değilse nedir, bilmem. Jane Campion'ın An Angel At My Table filmini es geçenler varsa, izlemenin tam sırası. Bir kadının kendinden, yalnızlığından, yazılarından memnunluğunu vurgulamasıyla çok özel bir filmdi.

Manu Larcenet - Sıradan Zaferler
Bu yıl okuduğum birkaç grafik roman hoşluğundan biri Sıradan Zaferler. En minimalist çizimler Manu Larcenet'e ait. Modern hayat buhranlarını vurgulayan diyaloglarıyla öne çıkıyor. 

Stefan Zweig - Mary Stuart
Mary Stuart'ın biyografisini doludizgin yazmış Zweig. Sadece İskoçya Kraliçesinin değil, İngiltere Kraliçesi Elizabeth'in de öyküsü aslında bu kitap. Elinizden bırakamayacağınız ve bunu yaparken de Zweig'ın insan psikolojisini öne çıkarışına şapka çıkaracağınız taht oyunları. Ne de olsa Stefan Zweig, "Ne işim olur taht oyunlarıyla falan, yeterince bıkmadım sanki" dedirten bir yazar değil.

   
Irving Stone - Doludizgin Bir Denizci: Jack London
Irving Stone Yaşama Tutkusu'nda Van Gogh'un yaşamını, sanatçının kişiliğine uyan bir duyarlılıkla kaleme almıştı. Jack London biyografisini de Jack London'ın doludizgin serüvenlerle ve hayal kırıklıklarıyla dolu hayatına uygun bir üslupla anlatıyor. Yaşamına birçok şeyi sığdırmaya çalışan ve cömertliği bir süre sonra kendisini yıkıma götüren yazarın yaşam öyküsünü okurken sık sık Martin Eden'i anımsayacak ve anacaksınız.

Thomas Bernhard - Soğuk /Çocuk
Bernhard'ın otobiyografisinin 4.kitabı Soğuk, veremle mücadele ettiği dönemdeki ruh halini gözler önüne seriyor. Beklendiği gibi, bu dönemde topluma karşı olan tiksintisi en uç boyutlara varıyor. Otobiyografi serisinin en iyi yazılmış ve irdelenmiş parçası olmasa da, okuduğumuz bir Bernhard yapıtı sonuçta. 5.kitap Çocuk ise, hem çocukluk dönemine dönüşü, hem Nazizmin yükseliş dönemini gözler önüne serişi, hem satır aralarında yazarın edebiyata yönelişinin köklerini vurgulamasıyla birçok Thomas Bernhard okurunu daha çok tatmin edecektir.  

Amelie Nothomb - Yağmuru Seven Çocuk 
Naif değil de, çok bilmiş çocuk bakış açısıyla yazılan bir kitap arıyorsanız, daha doğrusu bir Tanrı-çocuk bakış açısı lazımsa, Yağmuru Seven Çocuk doğru bir örnek. Böyle özetleyince basite indirgemiş gibi oldum ama Amelie Nothomb'un 3 yaşına kadar olan dönemini anlattığı kitap harika gözlemlerle dolu. Uzun zamandır okumadığım yazarla güzel ve eğlenceli bir buluşma yaşamış oldum.


Mihail Şişkin - Mektupların Romanı 
Yılın en özel kitaplarından biri.  Mektup formatında yazılmış bilinç akışının öne çıktığı bir roman olması bile kendini sevdirmek için yeterliyken, muazzam bir üslup ve karakter çalışmasıyla da okuru ihya ediyor. Özenli çeviri ve basımı da unutmayalım.


Daniel Clowes - Patience 
Psikedelik bilimkurgu, zaman yolculuğu ve hisli bir aşk hikayesi. Bir grafik romandan beklenebilecek birçok güzelliğe sahip.


Margaret Atwood - Nam-ı Diğer Grace 
Yayımlansın diye uzun süre bekledikten sonra daha fazla dayanamayıp e-kitap versiyonunu okuduğum bir Margaret Atwood romanı. Yine bir Kör Suikastçi değil, hiç biri o roman gibi olamaz, hiç kimse Laura Chase'in yerini tutamaz, ama Atwood'un okuru silkeleyen cümlelerini esirgemediği, 1800'lerde kadınlara bakış açısını bir kadın mahkumun öyküsü aracılığıyla anlattığı bir roman. Darısı The Edible Woman ve The Robber Bride'ın başında. Dizisi de çok doğru casting seçimleriyle ve iyi kotarılmış yönetmenlikle sadık bir uyarlama, sağlam bir mini dizi.


Eduardo Galeano - Helena'nın Rüyaları
Bu yıl okuduğum bir başka rüya derlemesi. Kitaptaki çizimler o kadar güzel ki, bu rüyaları okumak mı daha güzeldi yoksa çizimlere bakmak mı karar veremiyor insan. Zaman zaman kitaplıktan alıp rüyaları tekrar okumak ve görselleri incelemek serbest.


Antal Szerb - Yolcu ve Ayışığı
Burjuvazi eleştirisi, geçmiş muhasebesi, aşk, özgürlük ve yalnızlık ikilemleri, varoluş sorgulamaları, şiirsel İtalyan manzaraları. Nazi toplama kampında yaşamını yitiren Macar yazar Naziler tarafından öldürülmeseydi, başka nasıl romanlarını okurduk hiç bilemeyeceğiz. Yolcu ve Ayışığı bunun kanıtı.

Alberto Manguel - Borges'in Evinde 
Sıradan bir Borges güzellemesinin ötesinde, Borges'i daha iyi tanımamıza vesile olan bir kitap. Alberto Manguel'in kitapçı olarak çalıştığı dönemde Borges'e kitap okuduğu günlerden izlenimler yaşamımda yaptığım en özel yolculuklardan birinde de yol arkadaşım oldu aynı zamanda. Başucu kontenjanından.

Will Heinrich - Kralın Laneti
Haneke seven bu kitabı da sever dedirten bir hikaye var karşımızda. Haneke sevmiyorsanız da bir kitaptan beklentileriniz arasında mutlaka sevilesi karakterlerin bulunması şart değilse bir çırpıda okuyabileceğiniz bir kurgu örneği.

Doris Dörrie - Mavi Elbise 
Ölümün bir araya getirdiği karakterler ve yaşamın bitmeyen arayışları üzerine hassasiyetle anlatılmış bir hikaye. Doris Dörrie'nin üslubu daha çok okunmayı gerektiriyor.


Yazının ikinci bölümünde görüşmek üzere...

3 yorum:

buraneros dedi ki...

İşler güçler sonrası yeni bir okuma maratonu içinde bulmuşken kendimi, ne güzel bir yol haritası oldu bir bilsen:)) Not aldıklarım var, bir kaçını okumuştum ki aynı fikirde oluşumuz gülümsetti.:))

Sera dedi ki...

buraneros: Bunu duyduğuma çok sevindim :)Hangilerini okumuştun?

EĞİTİM PINARI dedi ki...

Tanıtımlar güzel olmuş, teşekkürler.