Shirley Jackson - Biz Hep Şatoda Yaşadık
Okurun kendisini hiç beklenmedik yerlerde bulacağı bir perili ev hikayesi. Klasik bir "Münzevi ailede gizem ve dehşet" öyküsü değil elimizdeki kitap. Günlük hayatta gotik bir atmosfer yakalayan Shirley Jackson'ın diğer kitaplarını da okumak dileğiyle.
Haruki Murakami - Karanlıktan Sonra
Bu yıl daha fazla Murakami okuyarak kendi kendimi mutlu etmeye karar vermiştim ama yalnızca Karanlıktan Sonra'yı okuyabildim. Hala en güzeli Zemberekkuşunun Güncesi ama bu yalın güzelliği de sevdim belli olduğu gibi.
Rolf Lappert - Eve Yüzmek
Sevdiğim tarzdaki büyüme hikayelerinden biri Eve Yüzmek. Geçmişe dönüşlerle ilerleyen romanın geçmişte geçen çocukluk ve ilk gençlik kısımlarını daha çok sevdim aslında. Bu bölümlerin başlıklarının Bruce Willis filmlerinin isimlerinden oluşması ayrı bir güzellik. Finalinden memnunum ama günümüzde geçen bölümlerin geçmişte geçen bölümler kadar etkili olamadığını söylemem gerek.
Clarice Lispector - Yaşam Suyu
Clarice Lispector için yazıp yazıp sildiğim cümleler... İçimizdeki hayat kendi bildiğini okuyor. Lispector'ın cümleleri de öyle. Yıldızın Saati'yle birlikte ileride tekrar okunmak üzere raflarda yerini aldı.
Engin Türkgeldi - Orada Bir Yerde
Engin Türkgeldi'nin masalsı, karanlık öykülerini en çok zamansızlık hissi veren atmosferi sevdirdi. Okurken Cüceler Sarayı'nda kaybolmamaya dikkat edin.
Bülent Çallı - Duman Otel
Tam da sevdiğim türde bir atmosfer, hayalle gerçeğin iç içe geçişinin makul ilerleyen bir kurguyla anlatıldığı bir hikaye, tüm bunların içinde sinemaya da göz kırpan seçimler. Takip edilesi bir yazarımız daha oldu kısacası.
Eduardo Galeano - Kadınlar
Galeano'dan bildiğimiz kendine özgü üslubuyla unutulmaması gereken kadınların gerçek hikayeleri. Özellikle Latin Amerika'nın kadın kahramanlarına odaklanıyor Uruguaylı yazar. Kısacık metinlere kocaman dünyaları sığdırmaya devam ediyor.
Ursula K.Le Guin - Yerdeniz Serisi
Ağustos sıcaklarına Yerdeniz serisi sayesinde katlanabilmiştim. Daha önce ilk kitabını okuduğum serinin tamamını okudum bu kez ve kendimi Ursula K.Le Guin'in bilge dünyasına bıraktım. Yazara özellikle Atuan Mezarları ve Tehanu'yu yazdığı için minnettarım.Ged'in ölümle yüzleştiği En Uzak Sahil ne kadar özelse, Yerdeniz Öyküleri'ndeki sürprizler de bir o kadar güzel. Öteki Rüzgar çemberi tamamlayan, boşlukları dolduran, yeni karakterleriyle yeni başlangıçlar için umut veren bir final. Fantastik romanların bazılarında karşımıza çıkan aydınlık ve karanlığın savaşının en çok kendini arayışla ilintili olduğu serinin yeri hep özel olacak.
Denis Johnson - İsa'nın Oğlu
Amerika'nın çirkin yüzünde şiirselliği yakalayan Denis Johnson'ın öykülerinde, yazarın bu özel üslubu sayesinde toplumun kaybedenleri ölümsüzleşiyor. Hiçbir Beat kuşağı yazarının şimdiye kadar mutlu edemediği kadar mutlu ediyor ve aynı zamanda hüzünlendiriyor. Hüzün kaçınılmaz.
C.D.Rose - Olamayanlar: Edebiyat Tarihinden Büyük Başarısızlık Öyküleri
Yazar tıkanmalarına, gamlı edebiyatçılara, kayıp şaheserlere, kaybolan hayatlara,gerçekleştirilemeyen vaatlere bir güzelleme Olamayanlar'daki öyküler. Ben çok sevdim ve eğlendim ama herkes benim kadar sever mi bilmem.Nereden baksanız ilgi çekici bir derleme olduğu kesin.
H.G.Wells - Zaman Makinesi ve Doktor Moreau'nun Adası
Wells'in uzun zamandır okunmayı bekleyen iki kitabını nihayet bu yıl okudum. Zaman Makinesi'ni daha çok seveceğimi düşünsem de, Doktor Moreau'nun Adası daha çok etkiledi. Ergenliğimde veya 20'li yaşlarımda okusaydım tam tersini düşünebilirdim belki. Wells'in öngörüleri saygı duruşu gerektiriyor. İnsan olmaya dair karanlık hikayesiyle, ürkütücülüğüyle ve umutsuz bakış açısıyla Doktor Moreau'nun Adası'nı en sevdiğim bilimkurgu klasikleri arasına aldım bile.
Elena Ferrante - Karanlık Kız
Ferrante'den kadınların dile getirilmesi kolay olmayan ikilemlerini okumak yine muazzam bir deneyimdi. Elbette Napoli Romanları kadar etkileyici olamaz ama Karanlık Kız yaşamını sorgulayan bir kadının bakış açısını layıkıyla aktarıyor. Kadınların otomatikman çocuk sevmesi gereken yaratıklar olarak görülmeye devam ettikleri bir dünyada Ferrante gibi yazarlara daha çok ihtiyaç var. Ayrıca Elena Ferrante kitaplarının kapaklarında daha ekonomik ve özenli seçimler görmeyi beklemekten sıkıldım ama aynı kolaycılığın devam ettiğini görüyoruz. Kapak çok da önemli değil diye düşünebilirsiniz fakat Ferrante beyaz dizileri çağrıştıran kitap kapaklarından daha fazlasını hak eden bir yazar.
Elena Ferrante - Kumsalda Bir Gece
Kitap kapağı mı demiştik? Bu kez çocuklar için yazılan bir hikaye olduğundan sanırım, turnayı on ikiden vuruyoruz. Çizimler de öykü de harikulade. Karanlık Kız romanında kaybolan oyuncak bebeğin alternatif hikayesi olabilir rahatlıkla Kumsalda Bir Gece. Kumsalda kaybolan oyuncak bebeğin bakış açısıyla anlatılan bir maceraya karşı koymak çok zor. Ferrante farkı ve yazarın gözlemleri sayesinde salt çocuksu bir maceradan fazlasını okuyoruz. Erkek şiddeti ve tehdidi konusunda lafını esirgemiyor.
Gaetan Soucy - Kibritleri Çok Seven Küçük Kız
Kitabın anlatıcısı ve anlatıcı çocuğun yaşadıkları Agota Kristof'un Büyük Defter'ini anımsatacak denli karanlık ancak yazarın üslubu çok daha farklı. Yazar yavaş yavaş hazırlıyor bizi rahatsız edici finale doğru. Yine de sarsılıyoruz. Melodrama ve doğrudan korku türüne yaklaşan kısımlarda yazarın bu türlere sıkışıp kalmaması ve en çok da Müzikhol romanında da sevdiğim anlatımı takdire şayan. Romanda anlatılan olaylarla bu olayların kurguya yedirilişi ise herkese göre olmayabilir.
Ketil Bjornstad - Müzik Uğruna
Klasik müzik tutkusu, 60'lar, Norveç sokakları, işlevsiz aileler, bitmeyen hırslar, ilk kalp kırıklıkları ve kolayca özdeşim kurulabilecek anlatıcısıyla beni en çok etkileyen büyüme hikayelerinden biri oldu Aksel Vinding'in hikayesi. Ketil Bjornstad'ın yazarlığı da müzisyenliği kadar şiirsel ve duyarlı. Aslında bir üçleme olan Aksel'in hikayesinin devamını da okumak isterim. Metis Yayınları sesimizi duysa da harekete geçse keşke.
Düşüş'te eşi tarafından terk edilen Yargıç Erling Fall'in yeni yaşamına uyum sağlama sürecinin yanında, batı toplumlarının yüzeysel değerleri konusunda etkili gözlemler sıralıyor yazar. Arnon Grunberg'i anımsattı bu kitaptaki detaycılığı ve ele aldığı konular. Müziğin yeri Aksel Vinding'in hikayesindeki kadar baskın olmasa da yine önemli Düşüş romanında. Bu yıl Norveçli yazarlardan yana şanslıyım kısacası.
Carmen Laforet - Hiç
1940'lar, İç Savaş sonrası Barcelona, burjuvazinin çöküşü ve gençlik buhranları. Dönemin karanlık ve kasvetli atmosferi Andrea'nın bakış açısına da yansıyor ama beklediğim kadar depresif bir bakış açısı yok yazarın. Çavdar Tarlasında Çocuklar'ın daha kasvetli bir versiyonu ve en iyi İspanyol romanlarından biri olduğunu söyleyenler de var ama o kadar abartılacak bir yönü olduğunu da düşünmüyorum. Üniversiteye yeni başlayan Andrea'nın birbirinden çekilmez akrabalarının çökmeye yüz tutmuş malikanelerinde kalırken yaşadıklarını anlatırken ne melodrama ne tekinsiz bir korku atmosferine mahal vermeden, fakat bir yandan da bu türlere göz kırparak dengeli bir anlatım yakalamış yazar. Finali de tatmin edici.
Robert Seethaler - Bütün Bir Ömür/Tütüncü Çırağı
Bu yıl en sevdiğim yazarla karşınızdayım. Bütün Bir Ömür, bütün bir ömrün, edebiyatın, 20.yüzyıl Almanya'sının özeti gibi kısa ama bir o kadar da etkileyiciyken, Tütüncü Çırağı sadece bu yıl değil son yıllarda okuduğum en iyi yazılmış romanlardan biri olabilir. Hikaye, kurgu ve üslup her açıdan tatmin edici ve etkili. Yalın ve derin, eleştirel ve insani, gerçekçi ve mütevazı. Freud'un romanı şenlendiren varlığı, baskıya karşı direniş, İkinci Dünya Savaşı'nın hemen öncesinde Avusturya'da Nazilerin yükselişinin etkileri ve en önemlisi Franz'ın unutulmayacak hikayesine sıkı sıkı sarıldım, bırakmadım.
Kathi Diamant - Kafka'nın Son Aşkı: Dora Diamant
Dora Diamant'ın yaşamına ve Kafka'nın son yılına tanıklık etmemizi sağlayan biyografiyi dağınık anlatımına ve özensiz basımına rağmen okuduğuma memnunum. Kitabın ilk bölümünde Kafka ile Dora Diamant'ın birlikte geçirdiği dönem anlatılıyor; bu bölümde Kafka'nın sevdiklerine ve günlük hayattaki tavırlarına dair detayları öğrenirken Kafka'nın klişe imajını eleştiren bir tavır görüyoruz. (Kafka'nın bazı öykülerini arkadaşlarına okurken kahkahalara boğulduğunu ve eğlenceli bir tarafının da olduğunu diğer kaynaklardan da okumuştuk.) Kitabın kalan büyük bir kısmında Dora Diamant'ın Kafka sonrası yaşamını, Nazilerle mücadelesini ve kaçış serüvenini okuyoruz. Dora'nın kızının yaşam öyküsü Kafka ve Nazilerle ilgili bölümlerden sonra kitabın en hüzünlü bölümleri. Nazilerin el koyduğu Kafka'nın kayıp mektuplarının ve hikayelerinin hala oralarda bir yerde olduğunu söylüyor yazar Kathi Diamant. Belki günün birinde bulunur bu kayıp yazılar ve okuyabiliriz.
Jean-Pierre Gibrat - Karganın Uçuşu
Pek hoş Paris manzaraları, pek hoş bir kadın karakter, 2.Dünya Savaşında casuslar ve direnişçiler Karganın Uçuşu'nu sevilesi bir grafik roman olarak görmemizi sağlayan birkaç şey yalnızca. Devamını da bekliyoruz. Flaneur on ikiden vurmuş.
Kafkaesk Öyküler - Derleyen: John Kessel & James Patrick Kelly)
Okuduğum birbirinden eğlenceli ve yaratıcı öyküler için Kafka'nın Felice'ye Mektuplar'ıyla birlikte sizi buraya alayım. Yılın en enteresan okuma deneyimlerinden biriydi.
Kobo Abe - Kumların Kadını
Rahatsız edici, klostrofobik bir ortamda var oluş sorgulamaları yer yer dehşet verici anlara sahne oluyor. Uçsuz bucaksız kum tasvirleriyle anlatıcının yaşamın anlamsızlığını sorguladığı bölümlerin iç içe oluşu sayesinde bir edebiyat şölenine dönüşüyor Kumların Kadını. Uçsuz bucaksız cehalet ve kötülüğün birbirinden kopamadığını görmek her daim sarsıcıyken, çukurlarda yaşayan insanların her gün kum küremek yerine neden göç etmek istemediklerine dair açıklamaları yeterince inandırıcı gelmeyebilir herkese.
Andre Aciman - Adınla Çağır Beni
"Aaah ah..." bu kitabı, bu yazarı ve de filmi özetleyen ünlem. Kitaptan film sayesinde haberi olanlardanım bu kez. Kitabı filmi izlemeden önce okuduğuma memnunum. Andre Aciman uzun zamandır aradığım derinliği, duyarlılığı, tutkuyu, düşünsel ve psikolojik yolculuğu verdi. Kendisinin Proust uzmanı olduğunu öğrenince şaşırmadım. Elio ve Oliver'ın hikayesinin benzerlerine rastlamak zor olmasa da, bu kadar güzel anlatılanı çok az. Luca Guadagnino'nun uyarlaması da elimizde bir tek şu anın olduğunu vurgulamasıyla değer kazanıyor ve görsel detaylarla, karakterlerin ufak jestleriyle zenginleştiriyor hikayeyi. Kitap Elio ile dopdolu ve Oliver'ı da daha iyi anlamamızı sağlıyor bir bakıma. Özetle, kitap da film de şahane detaylarla dolu ve ikisi birbirini besliyor. Böyle muazzam bir birlikteliğe kolay kolay rastlamadığımızı hatırlatırım.
Enrique Vila-Matas - Montano Hastalığı
Dublinesk'te Vila-Matas'ın potansiyelini görmüş, kurgunun gidişatını tam olarak benimseyememiş, daha sonra tekrar denemek üzere rafa kaldırmıştım. Montano Hastalığı ile bir başucu kitabı bulacağımdan habersizdim. Edebiyat sevgisi üzerine türler üstü bir kitap. Başka bir yazarın elinde heba olabilecek fikirler Vila-Matas'ın kıvrak üslubu sayesinde defalarca okuma isteği uyandırıyor. Günlükleriyle de bilinen, edebiyat dünyasında günlükleriyle kendilerine özgü bir yer edinmiş yazarlara gönderme yapılan ikinci bölüm baş döndürücü güzellikte. John Cheever, Andre Gide, Borges, Kafka, Gombrowicz, Walser ve diğer yazarları ziyaret ediyor anlatıcı üç bölüme ayrılan kitapta. Bakmayın kitabın bazı mecralarda "Edebiyat bir hastalık mıdır" gibi beylik bir temayla sunulmasına ve sevgili Merve'nin şahane yazısını okuyun. Belki bir gün ben de kendi rahatsızlıklarımı dile getiririm.
Michel Tournier - Veda Yemeği
Hediye kitap kontenjanından güzel sürprizli öyküler. Suskun Aşıklar kadınla erkek arasındaki diyaloglarla şimdiden en etkileyen hikaye. Diğer hikayelerde tarihsel romanslara, mitlerin günümüze uyarlanmış versiyonlarına, kasvetli ama büyülü masallara davet ediyor Tournier okuru. Havai fişekler ya da Anma Töreni'ndeki intikam, Blandine ya da Babanın Ziyareti'ndeki tekinsizlik, Borgesvari Hayalet Otomobil, Theobald ya da Mükemmel Cinayet'teki sürpriz son, Pierrot ya da Gecenin Gizemleri, Ekmeğin Efsanesi, Parfümlerin Efsanesi ve diğer öykülerdeki sürprizleri görünce yazarın çeşitli türlerle oynamayı sevdiğini görüyoruz. İlk Tournier kitabımdan mutlu ayrılıyorum böylece.
Andrey Platonov - Çukur
En sevdiğim Platonov romanı Can, öyküleri ise Dönüş'teki öyküler. Çukur'da karakterler arası geçişler Camilo Jose Cela'nın Arı Kovanı'nı anımsattı. Bir binanın çukuru ve inşaat aracılığıyla komünizmin ilk neslinin panoramasını Platonov'un metaforlu anlatımıyla, var oluş sorgulamalarıyla, trajikomik olaylarıyla yine Günay Çetao Kızılırmak'ın başarılı çevirisinden okuduk. Yazarın en sevdiğim romanlarından olmadı ama çevrildiğine ve okuduğuma memnunum.
Jonathan Safran Foer - Buradayım
Foer'in kurguyla oynamayı sevdiğini biliyoruz. Aile sırlarından labirentvari romanlar çıkarmak da sevdiklerinden olsa gerek. Bu kez işlevsiz aileler, sorunlu eşler ve Yahudi olmak üzerine kafa yorarken kurguda bildiğini okumaya devam ediyor ve en çok da diyaloglarla şaşırtıyor. Çocukların bakış açısının yer aldığı bölümlerde bilgisayar oyunlarındaki chat dilini kullandığını görüyoruz. Kitabın en eğlenceli kısımları da bu bölümler. Ortadoğu'daki olaylara, Yahudi-Müslüman çatışmasına da gönderme yapmayı ihmal etmiyor. Paralel bir distopya görüntüsü çizerken takındığı absürt bakış açısıyla lafını esirgemiyor. Yine de romanın en güçlü anları, yaşamdaki hayal kırıklıklarımıza ve yetersizlik duygumuzun baskın çıktığı anlara dair yazdıkları.
Jun'ichiro Tanizaki - Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın
Tanizaki kitabın başlığında gördüğümüz tiplerle toplumun, kadın erkek ilişkilerinin, insan psikolojisinin haritasını çıkarıyor kısacık romanında. Kedi düşkünü biri olmasam da sevdim Lili'yi.
Karl Ove Knausgaard - Karanlıkta Dans
Karl Ove Bey çok yorucu olabiliyor ama seviyoruz, yapacak bir şey yok. Kızlar, kızlar, kızlar, bir türlü gerçekleşemeyen seks planlarından fırsat buldukça 18 yaşında vekil öğretmenliği yapan genç Karl Ove'nin hayata ve topluma dair keskin gözlemlerini okuyoruz ve neden kendisinden vazgeçemediğimizi hatırlıyoruz bir kez daha. Birçok konuda kimsenin olmadığı kadar dürüstçe yazıyor. Kuzey Norveç fiyordundaki bir köyde yaşamanın nasıl olduğuna ilişkin biraz fikir de ediniyoruz sayesinde.
Knut Hamsun - Açlık
Kapanışı Norveç'in belki de en meşhur romanıyla yapıyoruz. Nazi sempatizanı olduğunu öğrendiğimden beri okumaya elim gitmemişti. Knut Hamsun'un yazarlığı Nazi sempatizanı oluşuyla ters orantılı çıktı. Açlık, parasızlık, yalnızlık ve vicdan sorununu ele alışıyla toplumcu bir yazar izlenimi veriyor. Yazarları veya diğer sanatçıları kişiliklerinden ve fikirlerinden bağımsız değerlendirenlerden oluyorum bu kez (bunu her zaman yapamıyorum maalesef) ve Açlık'ı en güzel klasikler listeme dahil ediyorum.
2018'de beni bekleyen bazı kitapları içeren iki fotoğrafı da buraya ekleyerek herkese iyi okumalar ve mutlu yıllar diliyorum.



















5 yorum:
Çok güzel, instagramdan soran bendim, geldim baktım, iki yazı birden görünce yeni yılın ilk günü hediye oldu, mutlu yıllar :)
Mutlu yıllar Serpil :)
Gecikmiş raporumu veriyorum:))
Dino Buzetti- Tanrıyı Gören Köpek, Svetlana Aleksiyeviç- İkinci El Zaman; ezelden beri özel bir ilgim olan coğrafyanın yeni halini en güzel anlatan kitap derim kesinlikle. Yazar olarak bir başka kitabı ile Stefan Zwieg, yine aynı kategoriden Odun Kesmek ile Thomas Bernhard, Cadı Tohumu ile Margaret Atwood. Galeano'yu çok severim ama geçen yılı boş geçtim. Murakami Karanlıktan Sonra beklemede. Seethaller Bütün Bir Ömür ki bunu seven Bernard Malamud'un Çırak'ını, Flann O'Brien'ın Zor Hayat'ını, Laszlo Krasznahorkai'nin Savaş ve Savaşı'nı ve de İsmail Kadere'nin Taş Kentin Düşüşünü de sever:)) Enrique Vila-Matas'n Dublineski ki benzer duyguyu farklı bir yazara geçtiğinde hep hisseden ben alışınca sevmiştim. Platonov ile Mutlu Moskova sayesinde tanımıştım, sonra Dönüş ve Çevengur'la devam etti ilişkimiz. Şimdilik dondurduk ilişkiyi ki kesinlikle seviyorum kendisini. Bu kitabını notuma aldım elbette. Osamu Dazai'nin Batan Güneş'i ise bir kitap teminini beklemek adına siparişimi geciktiren Eganba'nın hediyesi olarak geldi.
Bak bu yorumdan -iki yıl işler güçler yüzünden pek kitap okuyamamış ama geçen yıl fena halde seriye bağlamış biri olarak- bir yazı çıkarabilirim ben şimdi:))
Önceki yazında daha önce, Saunders'in Arafta ile Kazuo Ishiguro'nun bir kitabı var mıydı, yoksa ben başka bir yerde mi gördüm acaba:))
Kimselerin sevmediği aynı kitapları sevdiğimiz için çok şaşırdım şu an. Yer yer sıkıcı olduğunu kabul etsem de Karl Ove Knausgaard'ın kitaplarını kime şiddetle önerdiysem, olmadı. :) Olmayınca olmuyor herhalde diye düşündüm ama KArl Ove sevgimden ödün vermedim. İskandinav yazarlarını özel olarak seviyorum. Ferrante'nin kitaplarının daha iyi kapakları hak ettiğini ben de düşünüyorum. Ya Enrique Vila-Matas'a ne demeli? Çok haklısın çok. Bu senenin ilk kitaplarından biriydi benim için Montano Hastalığı. Elimde, çantamda gezdi durdu kitap. Bir türlü ayrılamadım. Türkçeye çevrilmemiş bir kitabı var, tıpkı bu kitap gibi. Never Any End to Paris isminde. Nefis ötesi. Başucumda duruyor. Dediğin gibi sanki kimselerin içinden çıkayamayağı kurgular yapıyor ve işini ustalıkla başarıyor. Bazen kurgu mu gerçek mi şaşırıyorum. Sonra çimdikliyorum kendimi, kendime geleyim diye. Ve Türkçeye çevrilmiş ama kalmamış bir kitabı var. Bu duruma sinir oluyorum elbette.
Merhaba, üzülerek söyleyeyim ki yıllar önceki bu yorumunu ilk kez görüyorum. Öncelikle detaylı yorumun için teşekkür eder, bu yanıtımın sana ulaşmasını dilerim. Knausgaard'ı herkes sevmeyebilir gerçekten de. İskandinav edebiyatı kesin ve nettir ama çok severim ben de. Vila-Matas'ın kendine haslığı şahane. Çevrilmemiş kitabı kalmaz umarım. Sevgiler ve mutlu yıllar diliyorum.
Yorum Gönder