Dizileri yılın en başından sonuna kadar izlediğim sıraya göre listeledim. Aralarından bazılarını lemurdergi için kaleme almıştım. Hakkında yazı yazdığım dizileri görsellere veya lemurdergi arşivlerine verdiğim linklere tıklayarak okuyabilirsiniz. Tek tek yazıları buraya da alma işini daha önce yapmalıydım aslında ama bu kez böyle idare edeceğiz. Diğerleri için kısa da olsa yorumlar eklemeye çalıştım. İyi okumalar, iyi seyirler.
Luther
How to Get Away with Murder
Pose
Bu yıl izlediğim diziler arasında en çok sevgi uyandıran dizi olabilir Pose. Blanca'yla gerçek bir aile olduk. Podyumlarda ter attık. 80'lerde ayrımcılık ve AIDS gerçeklerine bir göz attık. Ryan Murphy imzalı en iyi yapımlardan.
After Life
Ricky Gervais kendi Six Feet Under'ını çekmiş. Çok da iyi etmiş. Ofansif mizah geri planda kalmış. Bence gayet iyi olmuş. 2.sezon için aportta bekliyoruz.
The OA
Brit Marling'in hüzünlü bakışları eşliğinde ve Jason Isaacs'in sinir bozucu hareketleri yüzünden paralel evrenler arasında başımıza gelmeyen kalmadı. Bu diziden büyülenmek için konuya ilgi duymak bile gerekmiyor. Netflix'in diziyi iptal etmesi üzerine karalar bağladık.
Kidding
Showtime'ın kara mizahlı dizileri arasında bazen öyle örnekler çıkıyor ki, hayranlık duymadan ve perişanlık hissetmeden duramıyorsunuz. Uzun süredir gördüğümüz en iyi Jim Carey performansı, aynı anda hem naif hem sivri dilli olabilen diyalogları, kendine özgü kurgusu, çöken aileler, imaj toplumu ve sersefil eden sezon finaliyle 2020'de yeni sezonunu en çok beklediğim diziler arasında.
The Good Place
Geyik yapayım diye başladığım dizi bildiğin felsefi göndermeleriyle absürt kılıkta bir varoluşçuluk mizahı, modern zamanların Sofi'nin Dünyası çıktı, eğlencelik olanı tabii. Birbirinden itici ve kusurlu karakterlerin insan olmayı öğrenirken çıktığı yolculuğun sonunda hepsine sıkı sıkı sarılmak isterken bulduk kendimizi. 2.sezon zirveydi. Janet'a ayrıca kalpler.
Jordskott
Nordik fantastik dizi ihtiyacımı Jordskott karşıladı. Kuzey ormanlarına bir ağıttı sanki bazı yönleriyle. Canım İsveç ormanlarından bahsediyorum! 2 sezonluk dizinin 3.sezonu olmadığı için arada eksikler, gedikler kaldı. Benim için atmosferiyle, Dedektif Eva Thörnblad'ıyla, doğaüstü masonvari gizli topluluğuyla enteresan bir yolculuk oldu.
Chernobyl
Üzerinde çok konuşuldu. Diziyi Amerikalılar, İngilizler yaptı diye Sovyetler gömülüyor dendi. Tarihi gerçeklerle karşılaştırmalar yapıldı, yazıldı, çizildi ama hiçbiri yılın en çarpıcı dizilerinden biri olduğu gerçeğini değiştirmedi. Ana karakterleri orta yaşlı bilim insanları olan bir dizide nükleer fizik gibi ağır gerçekleri izletti milyonlarca insana, kasvetli ve korku dolu atmosferiyle birçok korku gerilim dizisinden daha tüyler ürpertici bir atmosferi vardı. İzlediklerimiz bir belgesel değildi nihayetinde ama gerçeklere dayanan kurmaca olmasının hakkını gayet de başarıyla teslim eden bir yapımdı. Benzer bir felaket Sinop'ta, Mersin'de yaşansa dizide gösterilen yetkililerin tepkileri, tedbirsizlikleri, örtbasları hafif bile kalırdı. Lemurdergi'nin haziran sayısına yazdığım yazıda detayları bulabilirsiniz.
Dark
Bu Alman dizileri beni öldürecek. Babylon Berlin bir, bu iki. 1986'ya uzanan Deutschland 83'ün hala izlemediğim ikinci sezonunu da unutmamalı. Yok böyle bir obsesyon. Zaman yolculuğu denilince zaten koşa koşa geliyoruz. Klişe bir sonuca mı gidiyor, aklımızı mı alacak bilinmez ama soluksuz bıraktığı kesin. Detaylı yazı üstteki ekran görüntülerinde ve burada.
Game of Thrones Final Sezonu
Sövmeye hazır mıyız? Hangi birine sövelim ama değil mi? Tek tek saymaya ne enerjim ne de hevesim var. Bu dizinin hikayesini, bazı karakterlerini, yazarın yarattığı dünyanın acımasız gerçekliğini, kitaplarda karakterlere göre ilerleyen anlatımı seviyorum ama kitlesi için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Sonunda da çoğu kişiyi tatmin edemeyen bir finalle noktaladık yolculuğu. Benioff ve Weiss'ın cinsiyetçiliğine ve kitapla karşılaştırınca yaptıkları kolaycılıklara en başından beri sövüyorduk ama bizi dinleyen kimdi. Neyse ki GoT finaliyle birlikte bu ikisini kara listeye alanların sayısı arttı. Emilia Clarke son yılların en kötü oyunculuğuyla diziye veda ederken linç ihtimaline rağmen en çok Lannister'ları özleyeceğimi söylemeden bırakmam sizi.
Fleabag
Açıkçası ilk sezonunu öylesine izleyip, hmm eğlenceli ve sivri dilliymiş, fena değil deyip rafa kaldırmıştım. 2.sezon tüm yüzleşmeleriyle, çılgın işlevsiz aile toplantılarıyla, izleyiciyi her bir şeye dahil edişiyle, birçok yerde göremeyeceğimiz cesur diyaloglarıyla, içine dönük ve niyeyse çekici rahibiyle ve bu rolle bizi mahveden Andrew Scott'ıyla, Phoebe Waller-Bridge'in senaryoyu en doğru noktalara taşımasıyla dizilerin altın çağında bambaşka bir yer edindi, Lena Dunham'ın asla hissettiremediği dürüstlüğüyle, kısa ve öz tarzıyla beklentileri artırdı. Kendisine kraliçelik tacını şimdiden veriyor, hayatımıza kattığı diğer muhteşem takıntıya geçiyoruz.
Killing Eve
Phoebe Waller-Bridge'in elinin değdiği bir başka nev-i şahsına münhasır dizi Killing Eve'in ilk sezonunu PeraSinema için kaleme almıştım. Kara komedi güzeldi, karakterler eğlenceliydi ama Villanelle ve Eva Polastri arasındaki obsesyonun tüm duygularımızı silkeleyeceği bir noktaya götüreceğini de tahmin edememiştik. 2.sezonda Villanelle resmen varoluş bunalımına girerken Eve karanlık tarafıyla yüzleşti. Jodie Comer döktürürken Sandra Oh'nun da eli armut toplamıyordu tabii ama Villanelle'in anti-kahraman havası kendine has bir hayran kitlesi yarattı. Fiona Shaw ve Kim Bodnia'nın eğlenceli performanslarını ve hinlik dolu karakterlerinin senaryoya kattıklarını da anmadan geçmemeliyiz.
When They See Us
İşlemedikleri bir suç yüzünden yıllarca hapis yatan Central Park beşlisinin gerçek öyküsünü anlatan dizi Ava DuVernay'ın da en iyi işi olabilir. ABD'nin utanç tarihinde unutulmaması gereken gerçek bir olayı anlatan dizide sistemin ne kadar yozlaştığını, ırkçılığın ne denli içselleştirildiğini ve değişmeyen gerçekleri de bir kez daha görüyoruz. Beşlinin kişisel trajedileri, sinir bozucu sorgu sahneleri, soluksuz bırakan duruşmalar, hapiste geçen çarpıcı bölümler When They See Us'ı yılın en iyi dramı olarak anmamıza sebep oluyor.
Good Omens
Neil Gaiman ve Terry Pratchett Beyler kusura bakmasınlar, kitabı okumadan direkt diziye daldım. Absürt kıyamet komedisiyle tamamen eğlencelik ve bazı yönleriyle de Supernatural'ın özlediğim bölümlerini anımsatan bir dizi. David Tennant'ı iblis Crowley rolünde cisimlendiği her an gözlerimiz bayram etti. Hikayenin geri kalanını hiç önemsemediğim anlarda Crowley ve Aziraphale'in atışmaları eğlendirdi. Diziye dair ettiğim kelam üst ekran görüntüsünde ve lemurdergi'de.
Big Little Lies
2.sezonun varlığına hiç gerek yoktu da işte popülerlikten istifade etmek gerekiyordu belli ki. Meryl Streep'in hayat verdiği sinir bozucu kaynana karakteri, Nicole Kidman'ın, Reese Witherspoon'un karakterlerinin artık iyice bayan dertleri, Zoe Kravitz'in karakterinin annesiyle çelişkileri, birbirinden çekilmez kocaları: Bunların hiçbiri Renata Klein'ın sarf ettiği eğlenceli diyaloglar kadar mutlu etmedi. Unutulmaz dizi karakterleri listesine aldım gitti kendisini. Laura Dern 2.sezonun en iyisiydi. Aslında iyi ki 2.sezon çekilmiş diyorum şimdi kısacası.
Years and Years
Black Mirror'ın artık ciddiye alınır yanı kalmadı, Utopia da güya geri dönecekti ama boşuna bekleyip duruyoruz. Derken Years & Years çıktı ve kasvetli, ironik, kara mizahlı ve bir o kadar da dramatik İngiliz distopyası kontenjanı sahipsiz kalmadı. 4. bölümde ekstra perişan olduk. Emma Thompson'ın canlandırdığı ilgi delisi ve aptal politikacı karakterinin gerçek hayattaki muadilleri çok yakınımızda olduğu için hiç abartılı bulmadık. Lyons ailesinin hikayesindeki kriz anları dizide işlenen geleceğe dair kaygılarla iç içeydi. Detaylı yazı üstte ve burada.
Succession
Ne işlevsiz aileler gördük, ne mafyöz tipler geldi geçti, ne de ortalığı kan revanın götürdüğü fantastik dünya hanedanları. Hiçbiri Roy ailesinin eline su dökemez birbirinden utanç verici hamleler sergileme konusunda. Hep drama kategorisinde görüyoruz ödül sezonunda Succession'ı. Halbuki izlediğim en komik diyaloglara sahip dizilerden biri. Elbette güldüğüm için kendimden utanmama neden oluyor karakterlerin yüzsüzlükleri. Über zengin, ultra riyakar, akıl almaz hareketleriyle çileden çıkaran Roy ailesi huzurlarınızda. Senaryonun ucu bucağı kestirilemiyor. Tema müziğinin güzelliğine ayrı parantez.
Unsere Mütter, Unsere Vater/Generation War
Görsel her şeyi anlatıyor. Savaş insanların en kötü yanını ortaya çıkarıyor. En kötü yanını da değil, insandan bambaşka bir "şeye" dönüştürüyor ya da insanın özü bu aslında. Almanya'nın kendiyle yüzleştiği yapımlardan biri Unsere Mütter Unsere Vater. Elem Klimov'un Come and See filminin yerini tutacak kalibrede çarpıcı sahneleri var. Vatan dediğin tereyağından kıl çeker gibi kendini sıyırıp hiç ceza almayan ve savaş sonrası bürokraside kendine iyi bir yer bile edinebilmiş bir Nazi komutanıydı. "Bu savaşın asıl galibi sinekler, onları etlerimizle besliyoruz."
Unbelievable
Yılın varlığına minnettar olduğum dizisi Unbelievable. Tecavüzcüleri aklama çabasına girmeyen, bir cinsel suçlunun aslında ne kadar dokunaklı bir geçmişi olduğundan dem vurarak cinsel şiddeti hafifletmeyen, kurbanların sistemin çarkları arasında birer suçluya dönüştürülecek kadar hırpalandığı sahnelerle sinir bozan, vasat bir kadın dayanışmasından ziyade gerçekçi bir kadın dedektif işbirliği izlediğimiz, Karen Duvall ve Grace Rasmussen'in insanüstü varlıklar olmayıp gerçekçi karakterlere sahip bireyler olmaları, iş ve aile arasında kalan ve eril bakış açısının ürünü modern kadın ikilemini dayatmayan, grafik şiddet içermeden tecavüz suçlarını irdeleyen çok çok iyi bir yapım Unbelievable. Diğer detaylar üstteki ekran görüntüsünde ve burada.
Bojack Horseman 5 ve 6.Sezon
Bu görselde Bojack Horseman'ın imdb'de en yüksek oy alan bölümlerini sıralamışlar. Çoğuna katılmamak elde değil. Su altında geçen bölüm hep bir numara olacak. Kara komedilerin gittikçe drama yöneldiği dizilerden Bojack Horseman. Penguen Yayınlarının penguen sahipleri gibi eğlenceli ayrıntıları ayrıca seviyorum. Bojack'ten uzaklaşıp diğer karakterlere biraz fazla odaklandığı zaman diziden koptuğum da oldu. Mr.Peanut Butter'a katlanamıyorum mesela. Prenses Carolyn'in çelişkileri de yorucu olabiliyor. Diane'i kayırıyorum. Netflix 6.sezonla final yapmayı seçti, halbuki daha bir iki sezon gideri vardı. Nereden baksak son yılların en kayda değer yapımlarından biri.
The Crown
Başlarda hiç ilgimi çekmeyen, 3.sezonunda kraliçe rolünde Olivia Colman'ı izleyeceğimizi duyunca koşa koşa başladığım (sanırım bu konuda yalnız değilim), sonundaysa Olivia Colman'dan çok Claire Foy ve Vanessa Kirby'nin etkisinde kaldığım, Matthew Goode Bey'le iç geçirdiğim, Helena Bonham Carter'ı da gayet sevdiğim, Prenses Margaret'lı bölümleri özellikle kalplediğim, Aberfan bölümünün ders olarak okutulmasını düşündüğüm, tarafsız ve özenli bakış açısıyla kendine bağlayan bir dizi oldu The Crown. Lady Di'yi, Gillian Anderson'lı Thatcher'ı getirin.
Beforeigners
Komedi, fantastik, gizem, gerilim, bazen de dramatik öğeler içeren Norveç yapımı mini diziye dair lemurdergi'nin kasım sayısında birkaç kelam etmiştim, yine üstte de okuyabilirsiniz. Zaman yolculuğunu kara komediye çeviren ilgi çekici bir dizi. Taş Devrinden ya da Viking dönemlerinden insanların birdenbire günümüzde ortaya çıkmaları ve günümüz toplumuna mülteciler gibi uyum sağlama çabalarıyla da Avrupa'nın göçmen politikalarını ti'ye almışlar. Vikinglerden kadın savaşçı Urd'a bayılıyorum.
Veronica Mars 4.Sezon
Şimdi niye döndü ki bu dizi dedirtecek şikayetlerim var. İlk 2 sezonun enerjisi, 3.sezonun çarpıcı bulduğum dramatik öğeleri 4.sezonda yok maalesef. Elbette Veronica ve babası Keith'in sevecen ilişkisine, Logan'la Veronica arasındaki atışmalara sevgiyle bakmamaya engel değil. Neptune'deki bomba paniği, zengin ihaleciler, Veronica'nın yeni bir hayat kuran eski arkadaşları ya da bazılarının hiç değişmemesi gibi gerçekler var. Veronica gibi zeki, becerikli ve çok yönlü bir kadın niye hala Neptune'de takılıp kalıyor, bunu pek de inandırıcı hale getirememişler. Hayatına farklı bir yön vermesi için mutlaka bir trajedi mi yaşaması lazım, o da ayrı bir tartışma konusu. Bu haliyle herhangi bir dedektiflik dizisinden farklı bir yönü kalmamış. Kendine has yetişkin bir kadının dedektif olduğu bir dizi izleyeceksek de, neden olmasın tabii.
The Marvelous Mrs.Maisel 3.Sezon
Line of Duty
AC-12 birimi diğer bütün polisiyeleri çocuk oyuncağına çevirdi. Yozlaşmış polislerin yediği naneler ve bozuk sistemde geçen olaylar baş döndürücü bir kurguyla soluksuz izleniyor. Sorgu sahneleri gerilimi diye bir alt tür varsa, Line of Duty bunu en başarıyla kotaran yapımlardan. DS Steve Arnott ve DS Kate Fleming'in abonesiyiz artık.
The Mandalorian
Star Wars evreninde western hareketlerine yabancı değiliz ama bizi asıl burada tutan şahanelik Bebek Yoda. Her göründüğü sahnede sevinçten ciyaklarken buluyoruz kendimizi. Hikayenin sadece Bebek Yoda kısmı ilgilendiriyor beni şimdilik. Mandalorian'ın macerası nereye gidiyor, onu da göreceğiz tabii. Obi Wan Kenobi dizisini de getirin.
Servant
M.Night Shymalan aslında çok güvendiğim bir tip değil de neyse artık, Servant epey merak uyandırıcı özelliklere sahip bir gerilim çıktı. Aslında Lauren Ambrose için açıp bakmıştım daha çok. Gizemli dadı, travmayla baş etmeye çalışan modern çift, tekinsiz ev, birtakım dini unsurlar, Chucky'e benzeyeceğinden korktuğumuz bebekle bu işin sonu nereye gidiyor bakalım. Kameranın odakladığı detaylara dikkat.
Beklediğimi Bulamadıklarım: Euphoria, Russian Doll, Sex Education, Marcella, ABC Murders, Perfume, Bodyguard, His Dark Materials, Carnival Row, The Handmaid's Tale 3.sezon, Stranger Things 2 ve sonrası ve Game of Thrones finali tabii ki.
Güncelleme: Mad Men'i sil baştan ikinci kez izlediğim yıl olarak da tarihe geçiyor 2019. Sevdiği dizilere zaman zaman geri dönmeli insan.
Nice yazılarda görüşmek ümidiyle...





































6 yorum:
işte beklediğim yazııı! :) okumadan yaptım yorumu şimdi liste yapma zamanı. oley hehe.
@mutlu keçi: Canım sağol <3 Nerelerdesin, görünmüyorsun hiçbir yerde :)
20 yıllık okumam sizin bir yıllığınız kadar değil. Kitap okumak istiyorum ama okumuyorum. Okumasam olur mu? Yani bende kitap okuma yeteneği olmayabilir mi?
@Mehmet Ali: Mecbur değilsiniz tabii :))
Cok güzel oneriler okuyacagim. Blogunuzu takipteyim. Bize beklerim.
@Yahya Aydoğmuş: Teşekkür ederim.
Yorum Gönder