Salı, Aralık 31, 2019

2019: Kitap Güncesi ve Sevdiğim Kitaplar


Goodreads bağlantısı
2019 sadece kendi okuma günlüğüm açısından değil, yeni çıkan kitaplarla yayınevleri açısından da güzel bir edebiyat yılıydı kitap seçkileri açısından. Pahalılık ise kolay kolay kurtulamayacağımız bir durum gibi görünüyor. Her yıl olduğu gibi Ocak'tan Aralık sonuna kadar okuyup sevdiğim kitaplara, kitapları okuduğum sıraya göre listeleyerek burada yer veriyorum. Aynı yazarın birden fazla kitabını okuduğum durumlarda ise, o yazarın sevdiğim kitaplarını aynı başlığa alıyorum. 2019'da 91 kitap okumuşum. 100'e ulaşamıyorum bir türlü ama sayıdan çok okuduklarımın çoğundan memnun kalmam önemli. 2019'da okuduğum tüm kitapları burada da görebilirsiniz.


Patti Smith- Adanmışlık
2019'a Patti Smith'le başlamayı uygun görmüşüm. Şöyle bir blog geçmişime baktım da, 2016'ya da Patti Smith okuyarak başlamışım. Yazma yolculuğuyla, Estonya yapımı benim de çok sevdiğim Risttuules filmine övgüleriyle başladığı günce ve denemelerinden sonra buz patencisi Eugenia'nın Öyküsü'yle devam ediyor Smith. Kapanışı Camus'nün evine yolculukla yapıyor. 2020'de Year of the Monkey'i okuyabilmeyi umuyorum.

David Grossman - Bir At Bara Girmiş
Stand-up komedi tarzında yazılmış bu anlatıyı ya çok seversiniz ya da nefret edersiniz. Geçmişini sorgulayan bir komedyenin giderek karanlıklaşan dünyası sevseniz de sevmeseniz de ilgi çekici bir kurmaca örneği. 2020 okuma hedeflerimden biri, Ülkenin Sonuna romanı.



Rebecca Solnit - Yol Aşkı: Yürümenin Tarihi / Yakındaki Uzak / Karanlıktaki Umut
2019'a üç Solnit kitabı sığdırdığım için çok mutluyum. Hangi konuda yazarsa yazsın okurum dediğim yazarlardan. Ama en çok edebiyata gönderme yaparak yazmasını tercih ederim tabii.
Yol Aşkı: Yürümenin Tarihi:  Yürüme alışkanlığının nasıl başladığı, kentleşme ve doğayı koruma, kadının sokaklardaki yeri, yürümenin evrimi ve sanattaki yerini irdeleyen bölümlere sahip.
Yakındaki Uzak: Yazarın Alzheimer hastası annesiyle ilişkisi, Frankenstein, Karlar Kraliçesi gibi edebiyat ve masal dünyasının eserlerine dair yorumları, İzlanda yolculuğundan gözlemleri yer alıyor bu denemelerinde.
Karanlıktaki Umut: Yazarın Bush dönemi ve hemen sonrası ile gittikçe kızışan küresel ısınmayı da içeren günümüzün sorunlarına dair yazıları bir araya getirilmiş Karanlıktaki Umut'ta. Kuru kuru Pollyannacılık savunması değil, küçük görünen umut verici zaferlerin de küçümsenmemesi gerektiğini hatırlatıyor.  Bazı şeylerin hiç değişmediğini yüzümüze vuran yazılarıyla Solnit'in gazete yazılarını da daha sık takip etme sözü veriyorum kendime.

Albert Sanchez Pinon - Soğuk Deri
Issız bir adada ötekine karşı savaşan insan elbette içindeki canavarlarla da yüzleşecektir, yoksa ıssız adada yalnızlık hikayelerinin ne manası kalır.

Max Blecher - Acil Gerçekdışılıkta Maceralar
İnsanın gerçeğin katılığı karşısındaki içsel mücadeleleri, nesnelerin temsil ettikleri, yaşam ve ölüm sorgulamaları. Jaguar Kitap'a yakışan bir yazar ve kitap seçimi anlayacağınız.


Cho'e Yun - Manken
Farklı karakterlerin bakış açısıyla bir kayıp kız öyküsü yazmak kurmaca türünü farklı yönlere götüren bir bakış açısı getirdiği ölçüde güzelleşiyor ve Cho'e Yun da bunu ziyadesiyle başarıyor.

Mitsuyo Kakuta - Ağustosböceğinin Sekizinci Günü
Annelik ve aile kavramını sorgulamamıza da vesile olan oldukça sürükleyici bir roman. Elimden bırakamayacağım bir roman lazım diyorsanız başarılı kurgusuyla doğru seçim.

Jesmyn Ward - Söyle Hayalet Şarkını Söyle
Gerçeküstü öğelerle siyahların trajik tarihini ve yoksulluğun şiirini yazmış Jesmyn Ward. Roman hüznüyle de etkiledi ve yazarı takibe alındı.


Georges Perec - W ya da Bir Çocukluk Hatırası
Perec'in çocukluğu toplama kamplarına gönderme yaptığı hayali bir spor ülkesiyle iç içe. Perec'in kendi anılarıyla ilgili bölümleri daha çok sevdiğimi söylersem şaşırmazsınız eminim. Perec'in mesela düğmelerle ilgili bir hikayesi yok mu? Yakışırdı ve eğlenceli olurdu.

Şusaku Endo - Sessizlik
Japonya'daki Hıristiyan rahipler inanç ve dini sistemleri sorgulamamıza vesile oluyor. Kendi açımdan beklediğim kadar iz bırakmasa da okuduğum için memnunum.


Yukio Mişima - Altın Köşk Tapınağı
Güzellik ve şiddet ilişkisini en güzel anlatan yazarlardan Mişima. Yıkıma giden yoldaki ana karakteriyle müstesna güzellikteki betimlemeler bir Mişima romanında gördüğümüze şaşırmadığımız örnekler.

Erlend Loe - Lazy Days
Bu yılki Kindle okumalarımdan biriydi Erlend Loe'nin anekdot gibi yazılmış bölümlerle İskandinav mizahının tavan yaptığı sınıf eleştirisi. İki dakikada bitiyor.


Natsume Soseki - Sanşiro ve Madenci 
Sanşiro: Japon yazarlarla epey zaman geçirdiğim bir yıl olmuş 2019. 1900'lerin başında Japonya'nın modernleşmeye adım adım ilerlediği bir Japon klasiğinden beklenebilecek birçok şey mevcut. Sanşiro insanları ve toplumu tanırken biz de yazarın yalın derinliğini kucaklarken buluyoruz kendimizi.
Madenci, Soseki'nin şu ana kadar okuduğum en çetrefilli romanı olabilir.  İlk kez madene inen gencin psikolojisi atmosferin kasvetiyle birleşiyor. Ustaca yazılmış ve çevrilmiş.


Yu Hua - Kanını Satan Adam
Biraz da Çin'e gidelim o zaman. Bayağı muzip ama üzülmeden de edemeyeceğiniz gelişmelerle dolu bir roman. Xu Sanguan ve ailesinin trajikomik öyküsüyle toplumun ikiyüzlülüğü, komünizm ve yoksullukla dolu bir dönem aydınlatılıyor. Yılın en çok eğlendiğim ve en güzel kapağa sahip kitaplarından biri.

Svetlana Alekseyeviç - Son Tanıklar
Svetlana Alekseyeviç'in en nefesim tıkanarak, yüreğim daralarak okuduğum derlemesi. Çocukluğu savaşa maruz bırakan tüm canavarlara sövmekle geçiyor bu gerçek hikayeleri okuma deneyimi. Kitaptan uzaklaşıp zaman zaman dönüp okumayı gerektirecek denli acı anlatılanlar.

Domenico Starnone - Bağlar
Ferrante havası soluduğumuz bir evlilik ve aldatma öyküsünde zamanın akışı ve kurgu öne çıkıyor. Hikaye ilerledikçe çocuklar ters köşe yaratıyor.


Joseph Finnk & Jeffrey Cranor - Night Vale'e Hoşgeldiniz
Alacakaranlık Kuşağı ve Alice Harikalar Diyarında arası araf hissiyatı veren bir atmosfere sahip bir kasabadaki tuhaf ve esrarengiz olaylar. Hem çok tanıdık hem de daha önce gördüklerime hiç benzemeyen yanları var. Absürtlüğü ölçülü. Diane, Jackie, radyocu Cecil, Troylar ve pembe flamingolarla eğlenceli bir okuma serüveni. Keşke daha çok podcast dinleyen biri olsaydım da önce podcastini dinleseydim. MonoKl devamını da getirmeli.


Saša Stanišic - Asker Gramafonu Nasıl Tamir Eder?
Babası Sırp annesi Boşnak olan bir yazarın gözünden okuyoruz Yugoslavya'nın dağılışını. Aleksandar'ın çocukluğuna dönüşü bu savaşa dair sorgulamalarını da beraberinde getiriyor, birlik olmanın değerini vurguluyor, yitip giden arkadaşlarını, çocukluğunu, aşkını arıyor. Üslubunu sevdim. 




Ernst Jünger - Cam Arılar
Hemen sarmasını beklememeniz gereken, sabrettikçe ödüllendiren bir anlatı. Teknolojik mükemmellikle insan doğasında mükemmelliğe erişme çabasını ve aslında pek de değişmeyen toplumu sorguluyor.

Barış Bıçakçı - Tarihi Kırıntılar
Kayıp ablasının ve şairlerin peşinde bir karakterin ve ailesinin hikayesini paralel kurguyla ve geriye dönüşlerle okuyoruz. Barış Bıçakçı, Can'ın farklı şairlerle yaptığı röportajlarında ve bu şairlerin hikayelerinde kendi Vahşi Hafiyeler'ini yazmış adeta. Her şairin öyküsünü sevmesem de, yazarın aşina olup sevdiğimiz varoluşsal takıntılarını ve 90'lardan günümüze ülkenin siyasi çalkantılarına göndermelerini okumak güzel. Bu romanında aforizmacı tutumu daha az olduğu için ayrıca sevdim ben. Öte yandan, en sevdiğim Barış Bıçakçı romanları hala Sinek Isırıklarının Müellifi ve Bizim Büyük Çaresizliğimiz.



Elif Nihan Akbaş - Ördek Olsun Yüreğim
Yıllardır blog yazılarını severek okuduğum sevgili Elif Nihan Akbaş'ın kaleme aldığı bu sevecenlik dolu çocukluk öyküsü beni o kadar mutlu etti ki, Nihu'nun hikayesini mutluluktan gözlerim dolarak okuduğumu söylersem abartmış olmam. Yitirmemeye çabaladığımız güzellikler ve yıldızlarla yolculuğun şirinliği yolumuza ışık tutsun. Çocukluğun büyüsüyle umut aşılayan bu sevecenlik dolu hikayenin kahramanı Nihu'nun başka maceralarını da bekleriz. Zaten ben niye çocuk kitaplarından uzaklaştım ki. Bir şeyler orada koptu demek ki. 

Max Aub - Karganın El Yazması: Jacobo'nun Hikayesi
Nazi kamplarına bu kez bir karganın bakış açısıyla tanık oluyoruz. Tür olarak garipliğimize ayna tutan hayvanlı anlatıcılardan etkili ve mesafeli bir örnek.

Alberto Moravia - Düzen Adamı
Moravia'nın romanı, Godard'ın Küçümseme uyarlaması gibi, filmiyle daha çok bilinen örneklerden sanırım. Karakterlerin psikolojisini en etkileyici biçimde sorgulayan yazarlardan olan Moravia Düzen Adamı'nda toplumun da anatomisini çıkarıyor, normal olma çabasındaki baş karakteriyle normallik-faşizm ilişkisini vurguluyor, kurgusuyla sürükleyip götürüyor. Daha çok okunması gereken yazarlardan kesinlikle.




Daniel Kehlmann - Gitmeliydin
Sinemada ilk izlediğim film olan Carpenter'ın In the Mouth of Madness'ini anımsayarak okudum. Tekinsiz atmosferle işlevsiz aile öyküsünü başarıyla birleştiren bir novella. Kimlik arayışını gerilim atmosferi içinde ele alıyor. 



Finy Petra - Kuş Kadın
Bir kadının kuşlarla arasındaki bağdan yola çıkıp onu tanıyanların bakış açısıyla kendine özgü öyküsü anlatılıyor. Hayvan isimleriyle, özellikle de kuş adlarıyla başlayan bölümler ve benzetmelerin güzelliği, doğanın şiiri, mistisizmle bağdaştırılan karganın varlığı, Lili'nin kendine özgü kişiliği, doğayla, kuşlarla, hüzünle, sevgiyle iç içe yaşam öyküsü, kızı Lea'nın annesinin öyküsünden yola çıkıp kendi yolunu bulma çabası, farklı karakterlerin yön verdiği kurgu, tüm bunların hakkından gelen güzel çeviri kitabı sevdiren özellikler. Yılın kendine özgü keşiflerinden biri Macar yazar Finy Petra. 




Patricia Highsmith - Carol
Bu sefer de filmdeki kadar büyülenmediğim bir örnekle karşı karşıyayız. Gerçekçiliği yine de can acıtıyor. Özellikle Therese'in duygusal gelgitleriyle ilerliyor. Ortalarda durgunlaşıyor, sonrasında Carol'ın büyüleyiciliğine bir kez daha kapılıyoruz. 50'ler, 60'lar, 70'lerde geçen Amerikan hikayelerinin atmosferi yüzünden akan sular duruyor biliyorsunuz.



Alice Munro - Açık Sırlar
Her yıl buluştuğum yazarlardan biri Alice Munro. Fakat okunacak Alice Munro öyküleri giderek azalıyor. Bazı öykülerin daha sonra tekrar okunabilme özelliğini dikkate almalıyız belki de. Kitaba adını veren öyküden çok Kapılıp Gitti, Gerçek Bir Yaşam, Jack Randa Oteli, Issız Bir Mahal, Uzay Gemileri İndi'yi beğendim.

Felipe Alfau - Locos - Bir Jestler Komedisi
Borges, Cortazar, Calvino, Bolano, Vila-Matas bir araya gelmiş de birlikte tek bir mahlas altında bu öyküleri yazmışlar gibi. Anlatıya müdahale eden karakterler, kurguya karışan yazar, birbirlerinin öykülerine konuk olan karakterler, her öyküde yankılanan kimlik ve varoluş komedisi ve sorgulamaları, bazı öykülerin tekrar okunma potansiyelinin olması okura bol malzeme sunan özellikler. Bir iki öykü dışında çoğunu sevdim. Dilenci, Kimlik, Bir Karakter, Parmak İzleri, Cüzdan, Ölü Sevici tekrar okunma potansiyeli yüksek öyküler. 


Natsuo Kirino - Out/Çıkış
Kindle'dan okuduğum birkaç romandan biri Natsuo Kirino'nun Çıkış'ı. Big Little Lies fabrikada çalışan kadınların işlediği cinayetle(rle) gelişen olayların öyküsünü anlatan bu romanın ancak getir götürünü yapar. (Bu kalıbı kullanabileceğim en güzel ve cuk oturan örneği kaçıramazdım kesinlikle.) Cinsiyet ayrımı, sınıf ayrımı, şiddetin anatomisi, sırıtkanlıktan uzak bu kadın işbirliği hikayesinde irdelenirken soluk soluğa bir suç romanı okuyoruz. Masako gibi muazzam bir karakterle tanıştığım için çok memnunum. Keşke tekrar baskısı çıksa buralarda da.

Julio Cortazar - Andres Fava'nın Güncesi
Cortazar'ın var oluş, yazın, insanlar, toplum, düşlerimiz üzerine yazıları, denemeleri, günlük gözlemleri. Keşke yazarın burada bahsettiği diğer yazarlardan haberdar olsaydık. Şimdiye kadar sadece birkaç öyküsünü okuduğum Cortazar'a daha fazla vakit ayırmanın zamanı gelmişti. Bunun hemen ardından Sınav'ı okudum ancak tam tersini yapmalıymışım. Sınav'daki karakterlerden biri olan Andres Fava'nın Güncesi Sınav'ı okuduktan sonra daha fazla anlam kazansa da, aslında bu günceli, farklı türlerle iç içe anlatımı daha çok benimsedim.



Carys Davis - Kuytu
Bone, Bunny Clay'in Götürülüşü, Sessizlik, Creed, Sibyl, Galen Pike'ın Kefareti, Precious... Hepsi kendine özgü. Yüz Kitap'tan çıkan en iyi öyküler arasında Carys Davis'in öyküleri. Geçen yıl okuduğum Mavi Tarlalardan Yürü'nin verdiği etkiyi anımsatıyor ama İrlanda ya da Gal kırsalıyla ya da o etkiyle sınırlı değil. Minimalist ve sürpriz sonlu hikaye anlatım biçiminin iyi örneklerinden.

Eyüp Aygün Tayşir - Tuhaflıklar Fabrikası ve Dört Hane Bir Teslim
Eyüp Aygün Tayşir tanıdıkları vasıtasıyla övülerek gündeme gelen fakat aslında pek de iyi bir yazar olduğu söylenemeyecek son dönemin şişirilmiş bazı modern Türk yazarlarından değil. Gerçekten iyi yazıyor. Okuduğum her iki romanı da ayrı güzel.
Tuhaflıklar Fabrikası: Akademi dünyasına alaycı yaklaşımıyla tebessüm ettiren, gizemli metinlerin peşinde yer yer gerçeküstü, yer yer absürt, yer yer kafkaesk bir tarzda ilerleyen bir hikaye.
4 Hane 1 Teslim: Tam bir 80'ler Türkiyesi romanı olarak karakterleriyle eğlendiriyor, kurgusuyla memnun ediyor, detaycılığıyla gelecek vaat ediyor. Yılın son kitabıydı benim için.




Jorge Semprun - Bir Ölü Lazım
Semprun'un Buchenfeld toplama kampında geçirdiği döneme dair gözlemleri ne anlatılanların ağırlığı ne de üslup açısından kolay bir okuma tecrübesi vaat ediyor. Bir kütüphanenin toplama kampındaki varlığını hatırladıkça yutkunamıyor bile insan.

Tim Parks - Ölümü Resmetmek
Tim Parks'ın en iyisi olmadığı kesin olabilir ama bir İtalya hicvi olarak fena sayılmaz. Mimi'nin katili yine iş başında, tabii bu kez işin içinden o kadar da kolay sıyrılamayabilir. Ortalara doğru dağıldım, sonlara doğru soluksuz okuttu, bazen de gıcık kapmadan duramadım, her ne olursa olsun kayıtsız kalamadım.



Eduardo Galeano - Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri
Eduardo Galeano gibi bir yazarın varlığına ne kadar şükretsek azdır. Gidişiyle boşluk bırakırken bize de yazdıklarını daha çok bağrımıza basmaktan başka ne düşer ki. Anıları, hikayeleri, düşünceleri, denemeleri siyasi gerçeklerin yıkıcılığını bir kez daha vurguluyor.

Melisa Kesmez - Nohut Oda
Sessiz gözyaşlarının şiiri, kendisini terk edip giden babasıyla ruhsal uzlaşma çabasındaki bir karakter, geleneksellikten bunalan kadınların öyküsü ve kediler. Melisa Kesmez'in Nohut Oda'daki öyküleri hayal kırıklığına uğratmıyor, samimiyet dolu hepsi.


Evelio Rosero - Ordular
Sıradan bir Güney Amerika kasabasında günlük kaygıları yerle bir eden savaş, terör ve katliam. Tonu başladığından çok farklı bir yöne savrulan bir hikaye, buna rağmen keskin geçişlerle, ani şoklarla değil yavaş yavaş savruluyoruz yazarın götürmek istediği can alıcı noktaya. Rosero'nun Öğle Yemekleri romanı da içerik ve anlatım açısından özel bir yazarla karşılaştığımızın sinyalini veriyordu. Ordular tescil etkisi yarattı. Ben de zaten ne varsa Güney Amerikalı yazarlarda var demek için fırsat kolluyordum.

Steven Millhauser - Barnum Müzesi
Fikren sevdiğim ve kurgusuna şapka çıkardığım İpucu Oyunu, The Illusionist filminin uyarlandığı öykü Sihirbaz Eisenheim, bir sinemaseverin gündüz düşleri Mavi Perdenin Ardında, Alice'i bilinç akışıyla yorumlayan Alice'in Düşüşü ve Tennessee Williams'ın meşhur şiirini çizgi roman formatında yorumlayan Klasik Komix #1 ilgiyi hak ettiğini düşündüğüm öyküler.




Ursula K.Le Guin - Dünyaya Orman Denir / Devrimden Önceki Gün
Dünyaya Orman Denir fütursuzca yok edilen doğaya, ormanlara ve farklı kültürlere Ursula K.Le Guin'in ağıtı. Kitapta yaşananların dünyamızın acımasızlığından farkı yok.
Devrimden Önceki Gün, Mülksüzler'e atıfta bulunan bir novellayı içeriyor ve yeni bir yayınevi olan İnka Kitap'tan çıkan bir sürpriz. Devrime önderlik eden Odo'nun yaşamını sorguladığı, devrimden önceki günün çizimlerle güzelleşen öyküsü.

Enrique Vila-Matas - Portatif Edebiyatın Kısaltılmış Tarihi
Edebiyatta oyunbazlık denince akla gelen ilk isimlerden olan Vila-Matas gerçek yazar ve sanatçılardan oluşan gizli bir edebiyat topluluğunun çevresinde şenlikli edebi göndermeler ve her bölümde ayrı bir hicivli olay vaat ediyor. Bazen yorucu ve talepkar ama Vila-Matas'ın tarzını sevenler için yine bulunmaz nimet.

Arnaldur Indridason - Sesler
Erlendur amirin geçmişine dair ikilemleri, kızıyla sorunları, sevgisiz aileler, dışarıdan refah görünen bir toplumdaki adaletsizlikler bir cinayet hikayesini sadece bir cinayet hikayesi olarak görmemize mahal vermeyen yazarın bize sundukları. Bu serinin tamamını bir türlü okuyamayacağız sanırım.


John Le Carre - Soğuktan Gelen Casus, Ölüme Çağrı, Cinayetin Parıltısı
Zekice yazılmış bir casus gerilimi ararken John Le Carre'ın hiç okumadığım yazarlardan olduğunu fark ettim ve bu rezilliğimin sonucu olarak bu yıl 3 kitabını okudum. Smiley'nin maceraları dünya düzenini de sorgulamamızı kaçınılmaz hale getiren nitelikte.


Jose Saramago - Bilinmeyen Adanın Öyküsü
Saramago pek tatlı bir arayış hikayesi kaleme almış. Niye daha uzun değildi ki bu mini hikaye. Bu Saramago'nun okuduğum üçüncü kitabı falanmış. Hem niye Saramago az okuduğum yazarlardan hâlâ. 

John Berger - Buluştuğumuz Yer Burası 
Lizbon'da geçen bölüm kalp ben. Berger tanıdığı insanları ve geçtiği bazı şehirleri ziyaret ederek edebiyatı ve yaşamı kutsuyor bu kez. Ne yazsa okuruz, okumalıyız kategorisinden John Berger hep sevgiyle anımsanacak. 




Volker Kutscher - Goldstein
Babylon Berlin serisi ve Gereon Rath'ın 3. macerası kitabı elimden bırakmama meydan vermeyen nitelikteydi. Serinin şu ana kadar okuduğum en iyisi Goldstein. Gittikçe yıkıma ve korku toplumuna yol alan Almanya'nın yozlaşmış polisleri, ekonomik kriz, önceden çaktırmadan şimdiyse açık açık geliyoruz diyen Naziler, hep kendini hissettiren mafya, çok daha iyi ilerleyen karakter gelişimi ve tüm bunları daha da baş döndürücü bir hale getiren soluk soluğa bir kurgu. Devamı bu romanı aşacak mı bilmiyorum ama 2020'de dizinin 3.sezonuna kavuşuyoruz nihayet.

Steven L.Peck - Kısa Bir Cehennem Ziyareti
Tekdüzelik cehenneminin sonsuzluğuyla hayatın anlamını sorgulatan fantastik bir roman. Absürtlüğüme bakmayın, sizi sarsacak kadar yıkıcı yanları var hikayemin diyor.



Milenko Yergoviç - Saraybosna Marlborosu
Savaşın yıkıcılığını son derece minimalist bir bakış açısıyla, büyük laflar etmeye çalışmadan günlük yaşamın sevinçleriyle anlatan, Balkan ruhunu doğal bir şekilde yansıtan öyküler. Pek sevdim.

Hernan Rosino - Raydan Çıkan Trenler
Yazarın dört karakterin bakış açısıyla farklı zaman dilimlerinden anlattığı hikayenin kurgusu bazı okurlara mesafeli gelebilir. Yavaş yavaş çözülen düğümüyle yılın en kendine özgü kurgularından biri.


Margaret Atwood - DelliAddem / Evlenilecek Kadın / The Robber Bride
Bu yıl en çok vakit geçirdiğim yazarlardan biri Margaret Atwood. Tufandan Sonra'yı DelliAddem'in Türkçe basımının şerefine yeniden okudum. DelliAddem'i de okuduktan sonra bu serinin ilk iki romanı Antilop ve Flurya ile Tufandan Sonra'nın yine favorim olduğunu söylemeliyim. DelliAddem biraz tatminsiz bıraktı.
İlk romanı Evlenilecek Kadın'da toplumun dayattıklarını sorgulayıp en sonunda pek eğlenceli bir biçimde alaya alıyor. 20'lerinde yazdığı feminist bir roman olarak gayet iyi.
Henüz Türkçe basımını görmediğimiz The Robber Bride'ı Kindle'dan okudum. Yıkıcı bir arkadaşlık ilişkisi dört kadının kendilerini bulmalarına vesile oluyor. Margaret Atwood kadınlar arasındaki ilişkileri kolaya kaçmadan en dürüst biçimde anlatan yazarlardan. The Handmaid's Tale serisinden bıkmış olsam da, Yeni Booker'ı hayırlı olsun. Kör Suikastçı başyapıtını yeniden okumaya can atıyorum. Önümüzdeki yıl olur mu bilemem ama önümüzdeki zamanlara yine yeni yeniden umarım.





Tara Westover - Talebe
Yıkıcı bir aileyle büyüyen yazarın kendini arayış hikayesi olarak Talebe ajitasyonsuz ve etkileyici, çeviri de akıp gidiyor. Babanın tutuculuğunun neden olduğu zalimliklerden çok annenin ve kadınların kayıtsızlığı üzüyor.

Yasunari Kawabata - Kyoto
Değişen Japon toplumu ve şehir, çiçek seyri keyfi, sadeliğin zarafeti, mevsim festivalleri, Chieko ve Naeko'nun sevecenliği romana dair anahtar kelimelerim.  Üstelik yazar, Prenses Kaguya'nın öyküsüne gönderme yaparak beni benden alıyor. Olay örgüsüyle değil, betimlemeleriyle ve karakterleriyle öne çıkan romanlardan.


George Saunders - İçsavaşdiyarı Feci Düşüşte
Eğlence parklarına hüzünlü ve kasvetli yaklaşmamıza vesile olan öyküler. Saunders kendine has yazarlar arasında kayıtsız kalamadıklarımdan. İlk yazdığı bu öykülerinin haşinliği geçen yıl okuduğum Adam Johnson öykülerini anımsatıyor. Kaybedenleriyse Denis Johnson'ın karakterlerine çok yakın. Keskin, kısa ve öz cümleler. Distopyaya varan bir modern hayat tasviri. Kapitalizmin yarattığı tahribat her satırda hissediliyor.



Jonathan Franzen - Saflık
Franzen doludizgin tarzıyla yine beni benden alan bir roman yazmış. Aile kavramına, ilişkilere, Amerikan toplumuna zehir zemberek bakış açısı, sürükleyip giden anlatımı, hiçbir zaman sıradan olmayan kurgusu, birbirinden zaaflı ve zorlu karakterleri Saflık'ı elimden bırakamamamı sağlayan özellikleri.

Olivia Laing - Yalnız Şehir
Şehirlerin yalnızlığı, tek başınalığın değil kalabalıkların yalnızlığı, sanatçıların yalnızlığı, güvenli ve güvensiz bağlanmanın kişinin ilerideki yaşamına etkileri, ekranların yalnızlığı, sanatçı biyografileri ve yalnızlığa dair diğer düşünceler. Bazı yönleriyle başucu ve manifesto niteliğinde. Kurgu dışı kitap arayışında on ikiden vurduğum örneklerden.


Valeria Luiselli - Kayıp Çocuk Arşivi
Dişlerimin Hikayesi'nde en çok üslubu ve kurmacayla oynamasıyla ilgimi çeken Valeria Luiselli bu kez yürekten de yakaladı. Yol hikayesi, birlikte ve yalnız çift, çocukların bakış açısı ve tüm kayıp çocuklara saygı duruşuyla bu yıl en sevdiğim kitaplardan biri oldu Kayıp Çocuk Arşivi.


Colson Whitehead - Nickel Çocukları
Siyahların dramatik öykülerinin fazla melodrama kaçan bir tavırla anlatıldığı örnekleri çok görüyoruz. Nickel Çocukları'nın hikayesi ise mesafeli ve yer yer belgeselvari bir tutumla anlatılıyor. Colson Whitehead okuduğum ikinci gerçekçi romanıyla sevindiriyor. Elwood ve Turner'ın hikayesi Jack London, Steinbeck gibi yazarların sevdiğim romanlarının havasında.

Leila Slimani, Tom McCarthy, Yuri Herrera, Olga Tokarczuk, Thornton Wilder, Jonathan Lethem, Hendrik Groen, Lidia Yuknavitch, Kobo Abe'nin Kanguru Defteri, Murakami'den okurken sevindiren sonra unutup gittiğim Sputnik Sweetheart ve Elephant Vanishes'deki öykü olma çabasındaki yazılar, Iris Murdoch'ın İtalyan Kız'ı, Gaetan Soucy'nin Kefaret'i, Susan Sontag'ın Amerika'da romanı sevdiğimi söyleyemeyeceğim, bazıları hayal kırıklığı olan, bazılarının bana hitap etmediğini düşündüğüm, birkaçını da kötü bulduğum örnekler.

Tüm bu kitapları dilimize kazandıran editör ve çevirmen arkadaşların emeklerine sağlık diyor, herkese mutlu bir yıl ve iyi okumalar diliyorum.

9 yorum:

serpil dedi ki...

Yine çok güzel bir yıl sonu yazısı olmuş, artık alışkanlık oldu, heyecanla bekliyorum. Mutlu yıllar :)

Sera dedi ki...

Çok teşekkürler @serpil. Mutlu yıllar :)

buraneros dedi ki...

Dizileri yazınca heyecanlanmış, işte geliyor demiştim; artık beklenen bir klasik, Sera'nın yıl sonu değerlendirmeleri:)

Bir At Bara Girmiş'i zevk alarak okuyanlardanım, Alexseyeviç'siz yıl olmaz zaten ama ben Çinko Çocuklar'la alakalıydım ki o senin geçen yılından, Aşkın ve Savaşın Gündüz ve Geceleri en kitaplarımdan ki okuyalı yıllar olmasına rağmen, arada bir bakmayı severim... Saraybosna Marlborosu kesinlikle başka bir savaş kitabı; savaşın soğuk yüzüne rağmen ben için bu yılın en sıcak kitabıydı diyebilirim. İçsavaşdiyarı Feci Düşüşte'yi önceki yıl okumuştum ki ilginç ve kendine özgü üslubunu sevmiştim... ama Arafta'sıyla bir türlü anlaşamadık:)

Yeraltı Demiryolu'nu sevmiştim Whitehead'in, nedense bir başka kitabında aynı tadı alamayacağım gibi bir hisse kapılmıştım, senin yeni kitapla ilgili yorumunu okuyunca acaba dedim fakat bu kez de yeni birilerine keşfetsem duygusu ağır bastı:) Hiç tanımadıklarım var sonuçta listende:)

Peki şimdi seni okumak için bir yıl daha mı bekleyeceğiz:)

Sera dedi ki...

Sevgili @buraneros, kitap zevklerimiz benzer sayılır, o yüzden saydığın kitapları sevdiğini söyleyince şaşırmadım :) Arafta'yı okumadığım için bir şey diyemeyeceğim ama Saunders'ın bazı kitaplarının göz korkutucu olduğu kesin :) Nickel Çocukları'nı da seversin bence.

Blog yazısı için bir yıl bekler misiniz bilemiyorum ama twitter'da ve goodreads'de yazıyorum. Blogun yeri hep başka olacak ama tabii :) Sosyal medyadan daha fazla tatmin duygusu yarattığı da kesin.

ErsinCe dedi ki...

harika bir paylaşım keyifle okudum teşekkürler

Unknown dedi ki...

John Cheever tweetinden sonra buraya girdim ve benim dışımda birinin Sarajevo Marlboro okuduğunu görmenin şaşkınlığını yaşıyorum.

Deniz

Sera dedi ki...

@ErsinCe: Okuduğunuz için teşekkürler.

@Unknown: Merhaba Deniz, Saraybosna Marlborosu'nda çok iyi hikayeler var gerçekten. Yazarın başka kitaplarını da okuruz umarım. Cheever da çok özel bir yazar kesinlikle.

N.Narda dedi ki...

Uzun ama okumadan durulamayan bir liste. Senede bir uğramanız kötü ama.
Kanını Satan Adam'ın kapağı hakkaten muazzammış.

Sera dedi ki...

@N.Narda: Okuduğunuz için teşekkürler. Daha çok yazma motivasyonumun ve enerjimin olmasını ben de isterdim :)