Camille Bordas - Birlikte Yaşamanın Yolları
2020'nin ilk kitabında Glass ailesini aratmayan bir Fransız ailesine konuk olmuşum. Dory ve üstün zekalı kardeşlerinin kayıplar, ölüm, sevgi, aile, kardeşlik, kültür ve entelektüelliği sorgulayan diyaloglarla hüzne çok saplanmayan bir melankoli ve Camille Bordas'ın kendine özgü hicviyle hikaye ediliyor. Dory'e, daha doğrusu Izzy'e, kocaman sarıldım.
Max Frisch - Sessizliğin Yanıtı
Stiller'ı okuyalı yıllar oldu. Max Frisch nihayet kitaplarının yeni basımlarını görebildiğimiz yazarlardandı 2020'de. Karamsar bir anlatıcı söz konusu Sessizliğin Yanıtı'nda. Bu tarz kötümser anlatıcılı romanlarda sıkça karşımıza çıktığı gibi, hayatın anlamı/anlamsızlığı, sıradan hayatın gereksizliği, doğayla bütünleşen insanın ölümle burun buruna geldiğinde hayatının gözlerinin önünden film şeridi gibi geçmesinin üzerine kendine çekidüzen vermesi gibi temalar var. 2021'de Montauk okunacak.
Madeline Miller - Ben, KirkeMitolojiyle aram olmadığını düşünürken Kirke'nin bakış açısından okuduğumuz bu kötücül roman çıktı karşıma. Kötücül dedim, zira tanrılar fazlasıyla kötücül ve yorucu, insanlar da kaypak ve yaltakçı. Her anının hastası olmasam da kadın mitlerine eleştirel yaklaşmasıyla bu listede yerini aldı. Akhilleus'un Şarkısını okuyalım yeni yılda o zaman.
Margaret Atwood - Cadı Tohumu, Ahitler, Ayrıca Kör Suikastçı'nın İkinci Kez Okunması Etkinliği
Günümüz dünyasında Tempest. Cadı Tohumu'nda Shakespeare'in Fırtına oyununu hapishanede sahneleyerek kendisine zarar verenlerden intikam alan Felix'in öyküsüni anlatıyor Atwood. Miranda'ya üzüldüğümüzle kalıyoruz tabii her zamanki gibi.
Ahitler/Testaments Offred'in mirasını çıkarıyor karşımıza. Diziyi bıraktım ama Damızlık Kızın Öyküsü'nün e-kitap formatındaki devamını edinip okuduğuma memnunum. (İyi ki de İngilizce e-kitap formatında bulabilmişim. Türkçe çevirilerini çıkaran yayınevi sıfır indirimle ve fahiş fiyatla kitap satıyor artık tamamen.) Aunt Lydia'nın bakış açısıyla yazdığı bölümlerle yeni bir perspektif de sunuyor Margaret Hanım.
Kör Suikastçı'nın ikinci kez okunması etkinliği hayatımın en zor dönemlerinden birine denk geldiği için Laura ve Iris Chase'e daha sıkı sarıldığım bir yeniden okuma deneyimi oldu. Bazen bunun için vardır kitaplar, ayakta kalırsınız sayelerinde. Kitaba olan aşkımın solmadığı bir tekrar okumaydı.
Han Kang - Çocuk Geliyor
Bu yıl okuduğum hazmı en zor kitaplardan biri Çocuk Geliyor. Güney Kore'deki 1980 askeri müdahalesinin yıkıp geçtiği hayatları zorlayıcı bir kurguyla okuyoruz. Sarsıcı haliyle. Sarsmadan anlatılmamalıydı ama zaten bu kitaptaki en önemsiz karakterin hikayesi bile. Han Kang güçlü bir kaleme sahip Uzak Doğulu yazarlardan birine dönüşmek üzere.
Engin Geçtan - Hayat ve İnsan Olmak
Engin Geçtan'ı ilk kez okudum. Yaşama, topluma, insan kişiliğine, psikolojiye dair başucu olabilecek kitaplar İnsan Olmak ve Hayat. İnsancıllığıyla sevdirdi en çok. Diğer kitaplarını da okumak isterim önümüzdeki zamanlarda.
Doris Lessing - İyi Bir Evlilik, Fırtına, Kıyısız, Alfred ile Emily
Bu yıl en çok Doris Lessing okuduğum yıllardanmış meğerse. Buraya yazarken fark ettim. Bazı eksikler tamamlandı. Çok da iyi oldu.
İyi Bir Evlilik, Fırtına ve Kıyısız, Martha Quest serisinin romanları. İyi Bir Evlilik'te Martha'nın evliliği aracılığıyla dönemin konformist yaşam tarzı, cinsyet rollerinin keskinliği ve Güney Afrika'daki ırkçılığın 2.Dünya Savaşı'na rağmen hız kesmeyişi anlatılıyor. Fırtına serinin en siyasi romanı desek yeridir Martha'nın komünist partiye katılmasının etkisiyle. Martha'nın insanları ve etrafında olup bitenleri anlama çabası 20.yüzyıl tarihi gibi okunuyor. Kimi siyasi bölümler durağan ilerlediği için sıkabilir bazı okurları. Kıyısız serinin 4.kitabı ve ilk romandan sonraki en sürükleyici anlatım burada. 2.Dünya Savaşı sonları ve savaş sonrası psikolojisini her zamanki keskin gözlemleriyle anlatıyor Lessing. Serinin her kitabı gibi kimi yerlerde sarksa da, Lessing'in otobiyografik esintiler de taşıyan bu romanlarından öğrenilecek çok şey var. Martha da durağan bir karakter değil, sürekli gelişim halinde ve hiçbir dayatmaya saplanıp kalmaması takdir edilesi.
Alfred ile Emily Doris Lessing'in ebeveynlerinin alternatif bir hikayesi. İlk bölümde ailesi savaşa katılmasaydı nasıl bir hayatları olacağına dair kafa yormuş Lessing. Kitabın ikinci bölümünde anne ve babasının Güney Afrika'daki çiftlik hayatı, yazarın çocukluğu ve gerçek anıları yer alıyor. Bir kuşağın yaşam tarzını, alışkanlıklarını, savaşın etkilerini, sömürgeciliği ve ırkçılığı, annesiyle çetrefilli ilişkisini Doris Lessing farkıyla okuyoruz. Çeviri de gayet akıcı.
Sandor Marai - İşin Aslı, Judit ve Sonrası
Bir ilişkinin sonu, bir diğerinin başlangıcı ve sonunu anlatırken burjuvaziye verip veriştiriyor Sandor Marai. Üç anlatıcı da farklı yerlerden çarpıcı bir okuma yolculuğuna sürüklüyor insanı. Bu yılın en kayda değer, unutulmaz, birçok yönüyle etkileyen okumalarındandı benim için. Sandor Marai'nin diğer romanlarının da çok gecikmeden yayımlanmasını diliyorum.
Laszlo Krasznahorkai - Şeytan Tangosu ile Savaş ve Savaş
Krasznahorkai anlatması güç bir yazar. Kasvetli bir çok katmanlılığa sahip her iki romanı da. Şeytan Tangosu ile edebiyatın, var oluşun, post modernizmin ucu bucağı olmadığı anlaşılıyor zaten. Bu kitapta gördüğümüz taşra kaypaklığı en iyi böyle anlatılır sanki. Kendine özgülük tanımının kullanımını sorgulatacak denli de oyunbaz. Korka korka başlamıştım Şeytan Tangosu'na ama hiç bunalmadım, satırlar arasında seve seve kayboldum. Savaş ve Savaş'ın daha bile çok ilgimi çeken bir anlatısı var. Tarihi bir belgenin peşinde Amerika yolculuğuna çıkan Korin'in trajikomik maceraları, Korin'in elindeki belgelerde yer alan alternatif tarih anlatısıyla iç içe anlatılıyor. Tam da yazara yakışacak cinsten bir giriftlik. Korin'in yolculuğu komediyle cinnet arasında gidip gelirken çileli bir okuma da vaat ediyor yazar fakat edebiyat iyi ki var dedirtiyor son kertede. Çevirmenlerin eli dert görmesin.
Joseph Roth - Radetzky Marşı
Bir devrin sonuna yönelik bir klasik. Roth da ilk kez okuduğum yazarlardandı bu sene. En iyi kitaplarından olup olmadığını bilemeyceğim o yüzden. Trotta'ların üç erkek kuşağıyla Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nu sonlandırdık. Yeni bir sayfa açmaya hazırız.
Ulrich Alexander Boschwitz - Yolcu
Nazilerden kaçan bir Yahudi tüccarın yolculuğu, sıradan insanların fırsatçılığı, menfaatleri için Nazileri destekleyenler, kendisini tanımıyormuş gibi davranan eski dostları, kafasını kuma gömenler, bir diktatörlükte yaşayan halkın profili. Nazi döneminden bahsediyorum, ne sanmıştınız ki? Bu hikaye yarım kalmasa nasıl sonlanırdı diye merak etmedim de değil.
Neil Gaiman - Yokyer
Bu yıl okuduğum az sayıdaki fantastik romandan biri olarak başka dünyalarda bir ton egzantrik tiple çeşitli maceralara atılırken kendini arayan bir karakterin öyküsüyle eğlenmek, kaçmak ve şenlenmek işlevlerini layığıyla ve başarıyla karşıladı. Gaiman'ın İskandinav Mitolojisi'ni de okudum fakat bu listeye giremedi, anlatımı çok düz ve özet gibiydi. Orada da beğendiğim hikayeler oldu tabii, yalan yok.
Julio Cortazar - Ayak izlerinde Adımlar
Ceketimi ilikledim ve kitabın kapağını öyle açtım. Cinayeti Gördüm ve içinde yer alan birkaç öykü dışında, Andres Fava'nın Güncesi'ni ve Sınav'ı okumuştum daha önce. Seksek'e kadar yolu var ama önce Bestiario'dan sonra diğer öykü derlemeleri okunacak. Şuradaki Türkçe altyazılı röportajını da izlemeyen kalmasın.
Juan Marse - Şangay Büyüsü
Jaguar Kitap'a minnettar olmamızı gerektiren seçimlerden. Zaten hangisi değil ki? Katalan yazardan hüzünlü bir Katalan öyküsü. Franco rejimi, Katalan bağımsızlık mücadelesi, 2.Dünya Savaşı'nın etkileri ve uçsuz bucaksız yoksulluk var arka planda. Hikaye içinde hikayelere bayıldığımı bilmeniz lazım artık. Ressam çocuk, veremli Susana ve Şangay'a uzanan karakterlerle iç içe diğer öyküler. Dili çok güzel. Çeviride de bu hayatiliğe önem verilmiş. 2020'de okuduğum en güzel kitapları birkaç kitaba indirgememi isteyecek olursanız, mutlaka sayacaklarım arasında olur. Yazarı da bu yıl kaybettik maalesef. Diğer kitaplarının da çevrilmesini beklememizi engellemez bu durum.
Antonio Di Benedetto - Zama
Sevilesi olmayan karakterlere sahip romanlarla aranız iyi değilse Zama'yı beğenmeyebilirsiniz. Lucrecia Martel'in filminin ömür törpüsü olduğunu söyleyen çok. İzlemediğim için o konuda yorum yapmama gerek kalmadı. Sadece romana göre konuşacağız bu durumda. Roman ömür törpüsü değil, gayet sürükleyiciydi bana göre. Var oluş sorgulamalarının eksik olmadığı bir koloni dönemi romanı, bayılmadığımız ama seçimlerinin ne yöne gideceğini sürekli merak ettiğimiz bir hikaye, yıllara yayılan bir anlatı. Romanın geçtiği coğrafyayı da üç boyutlu yaşatıyor Benedetto.
Yan Lianke - Günler Aylar Yıllar ve Patlama Kayıtları
Günler Aylar Yıllar'da kısacık bir anlatıda bir zerreden yola çıkıp sonsuzluğu sığdıran, yaşamın özünü yalın bir şekilde yakalayan, merhamet ve şefkat dolu, özel bir hikaye anlatıyor Yan Lianke. Öte yandan, Patlama Kayıtları, Mo Yan romanlarını aratmayan doludizgin bir "değişen Çin" romanı. Büyülü gerçekçiliği beklediğim kadar etkili değildi fakat hicvi ve evlere şenlik karakterlerin sarpa saran hikayelerini okumak güzeldi. Bir noktadan sonra kendini tekrar etse de, epik bir çöken aile romanından beklentilerin çoğunu karşılıyor.
Natsuki Ikezawa - Ağabeyine Çiçek Taşıyan Kız
Yer yer didaktik ve bazı bölümler fazla uzatılmış olsa da, doğu-batı algısı, uyuşturucu bağımlılığı, kardeşlik bağları, iki kardeşin bakış açısıyla okuduğumuz iç dünyaları güzel aktarılmış. Ikezawa'yla tanıştığıma sevindim.
Borges Sekseninde
Borges'in sohbetleri, röportajları, edebiyat ve yaşam üzerine diyaloglarını okurken sevilen bir yazarla buluşup sohbet etsek nasıl olurdu, tam da böyle olurdu diyoruz.
Jorge Luis Borges & Maria Kodama - Atlas
Borges ve Maria Kodama gezilerini, bu yolculukların kendilerine düşündürdükleri, düşlettikleri ve hatırlattıklarıyla anlatıyorlar. Borges usulü geziyoruz biz de böylece. Başka türlü gezmek mümkün değildi ne de olsa 2020'de.
Frederic Gros - Yürümenin Felsefesi
Yürüyen filozofları felsefeleriyle birlikte okuyoruz ve kendimizi hemen dışarı atasımız geliyor. Fakat ortalık virüstü, densiz insanlardı, çekilmez trafikti derken her zamankinden çok daha toz dumandı, karantinada kalmak gerekti ve tüm bunlarla yürüme kavramına ve eylemine daha da çok anlam yükledik. Maskesiz yürümeyi özledik.
Varlam Şalamov - Kolima Öyküleri
Okuru sarsmayan tek bir öyküsü, rastgele yazılmış tek bir cümlesi yok. Sözün bittiği, insanı insan yapan her şeyin hiçe sayıldığı, öfkeden ve hayatta kalma umudundan başka hiçbir duyguya yer vermeyen, acımasız ve sert bir dünya. Önünde saygıyla eğilmeyi gerektiren bir çarpıcılık. "İçeriye girenler, dışarıda bırakın her türlü umudu" diyor kendi anılarından yola çıkarak anlattığı öyküleriyle Şalamov.
Chimamanda Ngozi Adichie - Mor Amber
Emperyalist güçlerin gölgesindeki bir ülke ve baskıcı bir baba üzerinden zorbalığı sorgulayan bir büyüme hikayesi anlatıyor Adichie. Esch'in sancılı büyüme hikayesine şefkatle yaklaşmalı. Sonu çok ani olmuş. Sanmam ama belki devamını da yazar Adichie bu hikayenin.
Chris Abani - Graceland
Yine emperyalist güçler, yine baskıcı bir babanın gölgesinde büyüyen bir çocuk. Kitabın ana karakteri Elvis'in ilkgençliği Nijerya'nın şiddet dolu ve yozlaşmış dönemlerinden birinde geçiyor. Abani'nin kusurlu karakterleri böyle bir ortamın prototipi adeta. Batı etkisindeki bir yaşam ve sömürü düzdeninden yırtmaya çalışan bir genç. Farklı kurgusu her bölümü aynı sürükleyicilikte okumanıza mahal vermiyor. Afrika edebiyatından kayda değer anlatılardan.
Sema Kaygusuz - Barbarın Kahkahası
İlk kez okuduğum bir yazar daha. Üslubunu sevdim Sema Kaygusuz'un. Yazlık bir moteldeki birbirinden cins karakterlerle Türkiye panoraması çıkarıyor yazar. Cinsiyetçiliğe, homofobiye, ırkçılığa, başını kuma gömen halka söyleyeceklerini esirgememiş. Diğer kitapları da denenecek.
Sophie Mackintosh - Su Kürü
Mackintosh'un izole bir hayata mahkum edilen kadınların hikayesinde kurduğu araf atmosferi, eril şiddet alegorisiyle şekillenen hikayesi, yoğun ve keskin anlatımı Jeanette Winterson, Jean Rhys gibi yazarlarla benzer bir etki yaratıyor. 2021'de Mavi Bilet okunacak.
Linda Boström Knausgaard - Helios Felaketi
Manik depresif bir kadının zihnine yolculuk söz konusu, şiir yüklü bir dili var ve bu yıl okuduğum en etkileyici anlatılardan biri Helios Felaketi. Linda Boström Knausgaard daha çok yazması gerekenlerden. Sürekli 'Karl Ove'nin eski eşi, işte o kitaptaki Linda' yaftalarıyla anılmaktan fazlasını hak eden bir yazar olduğunu gösteriyor her cümlesiyle.
Shirley Jackson - Piyango ve Diğer Öyküler
Günlük hayatın tekinsiz yanlarıyla ve paranoyalarıyla şekillenmiş, sıradan hayatın korkularının da en az doğaüstü korkular kadar ürkütücü olabileceğini gösteren, toplumun ve insan ilişkilerinin ikiyüzlülüğünü vurgulamasıyla Flannery O'Connor öykülerini anımsatan, kadın anlatıcıların bakış açısıyla psikolojik gerilimi beklenmedik noktalardan veren sarsıcı öyküler. Shirley Jackson'ın daha çok kitabının Türkçe okunabilmesini bir kez daha diliyorum.
John Berger - Manzaralar
Sanat yazılarının dışında da 20.yüzyılı iyi kavramış bir zihnin ürünü olan yazıları her zamanki gibi ufuk açıyor. Berger iyi ki var olmuş ve iyi ki yazmış.
Hans-Josef Ortheil - Kalem ve Kağıt
Bu kitabı okuduktan sonra eline bir defter alıp yazdıkça yazmak istiyor insan. Yazmak için her zaman yüce bir dehanın gerekmediğini düşündürüyor ve ilham veriyor Ortheil'ın yöntemleri.
Carl-Johan Vallgren - Deniz Adamı
Okul zorbaları, ilgisiz, bencil, sorumsuz ebeveynlerle sert bir dünyadaki iki kardeşin sevgisi ve dayanışmaları yüreğine dokunuyor insanın. Fantastik bir valığın fazlasıyla gerçekçi ve sert bir hikayede başarıyla kullanıldığını da görüyoruz. Hüzünlensek de, nihayetinde memnuniyet duyarak kapatıyoruz son sayfayı.
Maj Söwall & Per Wahlöö - Martin Beck Serisi 1-2-3: Kanaldaki Kadın, Duman Olan Adam, Balkondaki Adam
Martin Beck serisinin ilk 3 kitabını okudum bu yıl. Neredeyse sıfır ipucuyla, DNA analizinin olmadığı bir dönemde rüzgara karşı savaşıyor Beck ve ekibi. Kanaldaki Kadın'da yalnız yaşayan ve seyahat eden bir kadının cinayetiyle toplumun bağımsız ruhlu kadınlara bakışını da eleştirmekten geri durmamış yazarlar. Duman Olan Adam Budapeşte'de geçen bir casusluk hikayesini andırıyordu fakat bu 3 roman içinde hiç ilgimi çekmeyen bir cinayet hikayesi vardı. Balkondaki Adam'da pedofili cinayetleri işleniyor. Can yakıcı ve soluksuz okunuyor. Psikolojik analizin daha fazla olmasını isterdim.
Karin Slaughter - Genç Kız Cinayetleri
Yıllarca yakalanamayan bir tecavüzcü katilin karşısında 3 kız kardeşin hikayesi var. Slaughter her zamanki sertliğinde. Kurumlara sinen kadın düşmanlığına karşı diyecekleri var. Yılın nefessiz bırakan, şiddet anlarıyla yoran polisiyesi.
Karl Ove Knausgaard - Son
Karl Ove'nin Kavgam'ının sonuna geldik böylece. Kitaplarının çıkış süreciyle, kitaplarını yayınlatmasının yankılarıyla, amcasıyla çatışmalarıyla geçen ağır ilerleyen ilk bölümlerin ardından Karl Ove'nin felsefe, tarih, edebiyata dair yazılarını okuyoruz. Derken, Hitler'in biyografisine dönüşüyor elimizdeki kitap. Kavgam başlığının çıkış noktasından kitap içinde kitaba geçiyoruz. Düşünsel yanıyla en çok öne çıkan Knausgaard kitabı oluyor böylece Son. Kitabın son bölümlerinde ise Linda'yla ilişkisi ve Linda'nın hastalığının ilerlemesiyle üzücü anlara tanık oluyoruz. Dağılıyoruz en sonunda. Ağustos büyük ölçüde Karl Ove'yle geçti. Kurgu, kurmaca ve otobiyografiye yeni bir bakış açısı getirdiği için seviyorum biraz da bu seriyi. Epik ve unutulmaz bir son.
Roberto Bolano - Gerçek Bir Polisin Çilesi
Vahşi Hafiyeler'i özleyen benim gibiler için bulunmaz nimetmiş Gerçek Bir Polisin Çilesi. Yıllar geçtikçe saygım daha da artıyor Bolano'ya. Burada da baş döndürücü bir kurgu, Cortazar'ı mutlu edebilecek anlatının sınırlarında gezinme hali var. Rengarenk karakterler, iç içe hikayeler ve çeşitli delişmenlikler de eksik değil. 2021'de Katil Orospular okunacak.
Paulina Flores - Ne Rezalet
Ekonomik krizin, dağılan ailelerin, diktatörlüğün etkilerinin çocukluk hikayelerinde yankılanışını okuyoruz Ne Rezalet'te. Kitapta sevdiğim öyküler Ne Rezalet, Teresa, Talcahuano, Nana Teyze ve Son Tatil. Çeviri de akıp gidiyor, bu güçlü anlatımın hakkını veriyor.
Emmanuel Bove - Arkadaşlarım
Gözlemleri, betimlemeleri, yalnızlığı, tekbaşınalığı ve arkadaşlığı irdeleyişi, sevgi arayışının burukluğunu anlatışı o kadar güzel, o kadar yalın, o kadar derin ki. Yılın ilk 5'i listesi yapsam Emmanuel Bove'nin romanını mutlaka listeye eklerdim.
Rachel Ingalls - Bayan Caliban
Bir kadının hayatını, evliliğini, dostluğunu, kıskançlığı gerçeküstü öğelerin etkisiyle sorgulayan, cinsiyet rolleri, medya manipülasyonu, insanların diğer canlılar üzerindeki tahakkümü üzerine düşündüren, mizahi başlayıp melankolik ilerleyen bir novella Bayan Caliban. Prospero kitaplığının nadide eserlerinden biri.
Robert Seethaler - Toprak
Seethaler'dan boş yok şu ana kadar. Bu kitabının da Jaguar Kitap'tan çıkmasını isterdim. Toprak'taki öykülerin karakterleri mezarlarından seslenirken yaşamın özünü anlamaya, yakalamaya çalışıyorlar. Taşra sıkıntıları ve insani kaygıların evrenselliği, ölüm ve kayıp, günlük hayatın detaylarında anlam arama çabaları, sevgi arayışı üzerine bir kısmı birbirine bağlı ve çok sevdiğim öyküler. Belli bir bütünlük içinde okunabilen öykülere ayrı bir sevgi besliyorum. Seethaler fazla çaba harcamıyormuş gibi görünüp çok şey anlatan yazarlardan.
Lyudmila Petruşevskaya - Evler, Cinler, Perdeler
Yazarın gerçek ve gerçeküstü öykülerinin kadın karakterlerinin ortak yanı, arafta kalmış gibi olmaları. Bu halleri de Sovyetler Birliği'nin arafta kalmış hissi veren durumunu yansıtıyor. Haksızlıklar, yoksulluk, mücadele, terk edilmek, toplumsal değişimler, kıskançlık, düşler, öte diyarlar, ince ince sızlayan kalpler, çocukluk anılarının unutulmazlığı, apartman hayatı, ironi ve hüzün, umut, mistisizm ve kar soğuğu. Öyküler bitince etkisi katlanarak artıyor. Jaguar Kitap'ın kötü kapaklı kitabı zaten yok da, bu en güzellerinden biri değil mi? İğne acısı gibi öyküler. Behlül Dündar'dan daha çok önsöz yazmasını beklediğimizi de tekrar belirtmek isterim.
Richard Hughes - Jamaika'da Bir Fırtına
Sineklerin Tanrısı'nı anımsattığını söylemeden olmayacak ama öyle gerçekten. Çocukluğun kötücül yanını karşımıza çıkaran, sömürgeciliğin ve korsanlığın hakim olduğu bir dönemin etkilerini başarıyla yansıtan bir roman. Deniz yolculuğunu ve insan psikolojisini bir kız çocuğuna odaklanarak anlatıyor Hughes. Kitabın ikinci yarısını daha sürükleyici buldum. Hep masumiyetle bir tutulan çocukluğun bencil tarafını hatırlatıyor.
Elena Ferrante - Tesadüfi Buluşlar
Tesadüfi Buluşlar'da Ferrante'nin fiziken ya da cismen kim olduğunu yine bilmesek de, hiç değilse yazarla sohbet ettiğimizi hissedebiliyoruz. The Guardian'daki yazılarının en güzelleri elbete edebiyata dair olanlardı.
Yetişkinlerin Yalan Hayatı
Diğer Ferrante romanları kadar sevemediğim, yine de gözlemleri ve çarpıcı, doludizgin anlatımıyla Ferrante farkını belli eden bir roman. Sınıf çatışmasına, kadın bedenine bakış açısına, kadınlardan beklenen rollere, maçolukla yoğrulmuş bir topluma karşı her satırı yine öfke dolu Ferrante'nin. Anlatıcı genç kız Giovanna Lila ve Lenu'nun bir karışımı gibi. Romanın finali yarım kalmış hissettiriyor. Devamı gelse şaşırtmaz.
Nawal El Saddawi - Sıfır Noktasındaki Kadın
Cehennemde kadın olmak konulu o sinir bozucu ve gerçek hikayelerden. Kendi olarak kalma mücadelesi vermesi çok daha zor bir kadının böyle bir ortamda. Biyografi olarak sürükleyici. Edebi tatlar arıyorsanız aradığınızı bulamayabilirsiniz.
Deszo Kosztolanyi - Gecekuşu Kornelius
Bir Macar yazardan hem kasvetli hem komik postmodern bir roman daha. Kornelius çok alem bir karakter. Her bölümde farklı bir hikayesini okurken 20.yüzyılın başlarında insanın modernleşmeyle imtihanını sorguluyoruz. Bir iki bölüm hariç sevdim. Yazar ve alter egosunun okura sunduğu çok şey var.
Julian Barnes - Zamanın GürültüsüAnna Burns - Sütçü
Toplum baskısının boğuculuğunu zorlayıcı üslubuyla bütünleştirerek anlatıyor Anna Burns. İrlanda olayları, kadınların kendilerince hayatta kalma yöntemleri, klostrofobik atmosfer Sütçü'yü fazlasıyla sarsıcı bir roman olarak anmak için yeterli sebepler. Ah bir de o yaşananların bizim de çok yakınımızda olduğunu bilmenin ağırlığı yok mu... Anlatıcının aşırı pasifliği kitapta anlatılanlardan ya da yazarın çok konuşulan hantal üslubundan daha çok yordu beni. Çevirmen Duygu Akın da güç bir işin altından başarıyla kalkmış.
"Ben kendim, normal hayat dedikleri şeye karşı pek kusurlu bir yetenek sahibiydim." Genazino günümüz insanının kaygılarını yine tadına doyulmaz iç monologlarla ve dürüstçe gözlemlerle anlatıyor. Çoğu orta yaşlı erkek buhranı romanına nazaran dürüst ve sahici bir roman. En sevdiğim Genazino romanları O Gün İçin Bir Şemsiye ve Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk. Elden Düşme Dünya Aşk Aptallığı'yla birlikte ikinci sırada yerini aldı. Genazino okumak güzel.
Ayfer Tunç - Aşıklar Delidir ve Osman
Aşıklar Delidir'in kurgusunu sevdim. Biçimsel anlamda tatmin ediciydi. Hikaye ve temalar da can yakıcı. Umut'un hikayesine daha çok bağlandım. Sanem'in hikayesi fazlasıyla kasvetliydi ve daha çok empati kurmayı beklerken çok daha az empati hissettim ikinci bölüme karşı. Ayfer Tunç'un en iyilerinden diyemem ama okuduğuma memnunum Aşıklar Delidir'i.
Osman en az Yeşil Peri Gecesi kadar can yakıyor. Röportajlar ve Osman'ın günlükleri aracılığıyla tam bir anlatıcının güvenilmezliği romanı. Osman'a hem üzülüyor, hem de sövüyoruz. Şebnem'in hikayesini hatırlayınca ise ne üzülmesi, öfkeleniyoruz. Erkeklerin dünyasını da, yüzeysel zengin hayatını da, dibe vurmayı da çok iyi anlatıyor Ayfer Tunç. Okumadığımız Ayfer Tunç romanı, öyküsü kalmayana kadar devam.
James Baldwin - Giovanni'nin Odası
James Baldwin'den iki kitap okudum bu yıl. En güzeli Giovanni'nin Odası'ydı. Paris'i düşsel güzellikte betimleyen yazarlardan sayılmalı Baldwin. Eşcinsel aşk, konformizme yenik düşen karakterler, akıbetine üzülmeden edemediğimiz Giovanni, David'in gelgitli ruh halleri ve iki arada bir deredeki Hella. Tutkuyu da gerçekliğin acımasızlığını da aynı yoğunlukta aktarıyor Baldwin. Tekrar basımını gördüğüme sevindiğim romanlardan. YKY'nin bu roman için seçtiği kapak ise epey kötü maalesef.
Toni Morrison - Katran BebekEn Mavi Göz ve Merhamet'i çok severim. Sevilen'i aynı şekilde sevememiştim. Katran Bebek, sevdiğim Toni Morrison romanları arasına girdi. Sömürgeciliğin, ırkçılığın, sınıf ayrımının bilinçaltına işlemesi, medeniyetle ilkelliğin kadın erkek ilişkilerine yansımaları, hayattaki rollerini arayan karakterler, farklı karakterlerin bakış açısıyla ilerleyen kurgu, işlevsiz aileler ve ilişkiler ve unutamayacağım bir yemek masasında patlama anı. Diyaloglara da, derdi olan temaları kadar kafa yormuş belli ki Morrison. Okurun da kendini sorgulamasını istediği çok belli bitmeyen önyargıları önümüze sererken. Ayrıca, yayınevi değiştirmesini istediğim yazarlardan Toni Morrison; bunu da eklemeden geçemeyeceğim.
Walter Isaacson - Leonardo Da Vinci
Leonardo Da Vinci gibi çokyönlülüğüyle nam salmış bir üstatın hayatını gerçek bulgulara, Leonardo'nun kendi defterlerine ve elindeki kaynaklara dayanarak anlatıyor Isaacson. Kurmaca gibi okunan biyografilerden değil. Leonardo defterlerinde duygularını yansıtmaktan kaçındığı için ruh hali hep gizemli kalmış, tıpkı sonsuzluğa uzanan meşhur eserleri gibi. Mona Lisa'dan Son Akşam Yemeği'ne, Vaftizci Yahya'dan St.Anne'e detaylı resim okumaları da var kitapta, Leonardo'nun bilimsel çalışmaları da. Leonardo'nun akbabalı rüyasıyla eşcinselliğine kendince yorum getiren Freud'a fazla katılmamış yazar Isaacson. Ailesiyle ilişkisinin hep mesafeli kaldığını, ne kadar şenlikli bir kişiliği olduğunu, eserlerini tamamlamaktan çok üzerlerinde çalışmaya önem verdiğini de vurgulamış. Yaşamındaki ikilikler, hem topluma bir şeyler kazandırma çabaları hem münzeviliğine düşkünlüğü, bilimsel verilere önem vermesi ve aynı zamanda mistisizmi bırakmaması da düşündürüyor insanı. 2020'yi Leonardo'yla kapatıyoruz böylece.
Hepinize mutlu, huzurlu ve sağlıklı bir yeni yıl dilerim.




6 yorum:
Evet, 365 gün beklenen an geldi.:) Öncelikle güzel bir yeni yıl dilerim, filmlerin, dizilerin, kitapların daha egemen olduğu, geçen yıla egemen olan egemenin de yok olduğu:)
Montauk'u okudum, bu kitabını bilmiyordum, kendisi ile ilgili olarak ilginç biri diye düşünüyor, bununla yetiniyorum. Bir kitabını daha okur muyum, şimdilik bilmiyorum.
Cadı Tohumu'nu geçen yıl okumuştum, ilginç gelmişti, içine almış, ortamı da yaşatmıştı.
Sandor Marai ben için de şahane bir tanışıklık oldu.
Laszlo Krasznahorkai adamım-dı:) Savaş ve Savaş'ı geçen ya da önceki yıl okumuş bayılmıştım, sonra o gazla Seiobo Orada, Aşağıdaydı'yı aldım, elime de aldım ama bir şey anlamadım, yürümedi, kitaplıkta bekliyor, Şeytan Tangosu fikrimde:)
Yürümenin Felsefesi ile kitaplığa gittikçe bakışıyoruz ve okunma zamanı geldi sanıyorum:)
Bolona Katil Orospular'ı elime aldım, sonra başka bir kitap baskın çıktı geri bıraktım, muhtemelen elimdeki kitabı bitirince elimde o olacak.
Lyudmila Petruşevskaya - Evler, Cinler, Perdeler de benzer bir durumu yaşadı, nasibi bu yılaymış onun da, şimdilik kitaplığın okunmayanlar bölümünde, gidip geldikçe selamlaşıyoruz:)
Elena Ferrante - Tesadüfi Buluşlar da aynı ruh hali içinde:)
Hakeza Anna Burns - Sütçü de:)
Bu yılın ben için en iyi tanışmalarından biriydi Wilhelm Genazino - Elden Düşme Dünya, ilişkimiz devam edecek sanırım:)
Aslında alıp geri bıraktıklarımın bir suçu yoktu, çünkü başka kitaplar daha baskın çıktılar, iki kitabı öne çıkarıp eğer okumadıysan bir göz atmanını öneririm: Mathias Enard-Pusula ve Lev Matvej Loewenthal Onikinci Nota. Hatta Alain Guyard-Kodes. Ve hatta yine okumadıysan elbette Dag Solstad Lise Öğretmeni Pedersen... Ve hatta.... şaka şaka:))
Şimdi Sera'nın kitap, film, dizi yazıları için bir yıl daha bekliyoruz:) Yine Goodreads deme, çünkü ilgilenmiyorum, üye değilim:)
@buraneros: İnanır mısın, ben de kitaplıkta bekleyen Enard'ın Pusula'sından birkaç sayfa okumuştum, sonra başka kitaplar baskın gelmiş ve sonraya bıraktım. Hala da okumadım. 2021'de okurum artık diye umuyorum :)) Solstad'ın yeni kitabı yakın zamanda okuyacaklarım arasında. Onikinci Nota'yı duymamıştım. Guyard-Kodes'i de öyle keza. Bakayım ikisine de, teşekkürler. Seiobo'yu alıp okumaya henüz mecalim yok. Belki daha sonra :)) Genazino'nun en sevdiğim iki kitabını tekrar okumak istiyorum. Petruşevskaya'yı beğenirsin umarım.
Uzunca bir kitap yorumu yazmak istersem uğrarım belki bloga :)) Bazen kendim üşeniyorum, bazen de hayat mahal vermiyor buraya yazmaya. Umarım hayatında her şey yolundadır. Mutlu Yıllar.:)
Yazıyı görünce sevinçten hemen okuyamadım, bitmesin diye, çok teşekkürler, 2021 en güzel yıllarından biri olsun dilerim.
Beni çok mutlu ettin Serpil. Ne kadar güzel bir dilek ayrıca. :) Çok teşekkür ederim. :)
Blogunuzu takipteyim bloguma beklerim. Soul izleyin bir de mutlaka
@Yahya Aydoğmuş: Soul'u izlemiş ve sevmiştim. Teşekkür ederim. İnceleyeceğim.
Yorum Gönder