2021'de izlediğim dizilere bakınca drama kategorisindeki belli başlı diziler dışında eskisinden daha fazla komedi izlediğimi görüyorum. Birkaç suç dizisi de eksik olmadı tabii. Seyir günlüğüm adına verdiğim en iyi kararlardan biri oldu daha fazla komedi izlemek. Seinfeld ve Community'i tekrar izlemek de verdiğim bir diğer doğru karardı. Seinfeld'in tamamını, Community'nin ilk 3 sezonunu tekrar tekrar izlesem bıkmam. Nicedir izlemek istediğim bazı klasikleri de aradan çıkardım. İzlediğim sıraya göre kısa kısa bahsedeceğim. Bazılarında spoiler olabilir, şimdiden uyarayım.
The Sopranos2020'nin sonlarında başladığım The Sopranos serüvenini 2021'in ilk yarısında tamamladım. Her bölümü bir sinema filmi havası veren, karakter gelişimi açısından örnek olarak görülebilecek, en gereksiz görünen karakterin bile dizi boyunca bir şekilde önem kazandığı, suç, cinayet, mafya, politika, cinsiyetçilik, homofobi, çevre sorunları, din, yaşlılık, ölüm, aile, kıskançlık, ihanet, eğitim dahil işlenmedik tema brakmayan, Dr.Melfi'yle psikanaliz seanslarıyla da derin izler bırakan, komedi, dram, suç, psikolojik gerilim unsurlarının çok başarılı bir biçimde bir araya geldiği bir klasik. Mafya ve var oluşçuluk denince aklıma başka bir şey gelmez artık kolay kolay. İyi ki izledim nihayet diyorum.
Pretend It's A CityFran Lebowitz'in sadece şehir hayatı ve New York değil, değişen nesiller, davranışlar, kaygılar üzerine de zekice ve eğlenceli tespitlerini izlemek, bu kendine has komedyeni daha yakından tanımak ve Martin Scorsese'nin kahkahalarını dinlemek bana çok iyi geldi. Keşke daha çok röportajını izleyebilsek, yazdıklarını okuyabilsek Lebowitz'in.
History of Swear WordsNicolas Cage'in sunduğu bu eğlenceli belgeseli sadece etimolojik nedenlerden dolayı izlediğimi iddia edecek değilim. Her anına bayılmasam da fikir güzeldi. Konuk ettikleri komedyenlerin bazıları yorucuydu. İngilizcede en çok kullanılan küfürler üzerine çeşitlemeler Nicolas Cage'in ağzına çok yakıştı, bunu da kabul etmemiz lazım.
Behind Her EyesTersköşeli yapımların kötü çıkma ihtimali yüksek oluyor. Behind Her Eyes'ı gömenlerle fena bulmayanlar arasında ben fena bulmayanlar kategorisine yaptırdım kaydımı. Atmosferi, gizemi iyi oyalıyor. Astral seyahati, geriye dönüşlü hikayeyi, karakterlerin motivasyonunu iyi kullansaydı daha çok insanı tatmin edebilirdi. Finaldeki intikamdan memnun olduğum için çok gömemiyorum. Gizemli gerilimler de zaafım olabilir tabii.
WandaVisionSüperkahramanlı yapımlara fazla bulaşmamaya kararlı olsam da WandaVision fırtınasına ben de kapıldım. Scarlet Witch'in gelmişini geçmişini hiç bilmediğim için tereddüt etmiştim izlemeye ama hiç gerek yokmuş tereddüte. Gayet keyifle izleniyor. Yenilikçi formatıyla yakalıyor en baştan. Sitcomlarla ve komediyle başlayıp fantastiğe bilim kurguya meylediyor. Sadece biçimsel yönüyle bile yenilikçi. Finalden yüzde yüz tatmin olup olmadığıma karar veremesem de türünün gördüğüm kadarıyla en iyilerinden. Kathryn Hahn'ın oynarken coştuğu Agatha Harkness'ın karizmasından bir spin-off geleceğine çok sevindim. Elizabeth Olsen harika bir Wanda'sın ama sadece bu tarz rollere takılıp kalmamanı dilerim.
It's A SinRussell T.Davies yine yapmış yapacağını. 80'lerde HIV karşısında çaresiz gençler, LGBTI ayrımcılığı, cehalet, muhafazakarlık ve çaresizlik çok iyi işlenmiş dizide. Görsel yönü, kurgusu ve oyuncuları da başarılı. Years&Years'in kalibresi ayrı tabii ama It's A Sin 5 bölümde sersefil eden, yarattığı empatiyle de büyük dizi.
BroadchurchCinayet dizisi diye geldik, dramından bunalıma girdik. İngiltere kırsalı, Olivia Colman, David Tennant, faili meçhuller anahtar kelimeler. Üçüncü sezonu zor izledim, ele aldığı konu itibarıyla yükü çok ağır. Adalet sistemini en iyi sorgulayan dizilerden biri de diyebiliriz polisiye ve dram yanı dışında. İzleyeni, seveni, favorileyeni çok zaten. Ben 2021'in ilk yarısında izledim.
Small AxeSteve McQueen İngiltere yakın tarihindeki ırkçılığı antoloji serisinde günyüzüne çıkarıyor. Her bölümü eşit derecede sevemesem de yılın hatırı sayılır başarılarından biri olarak izleniyor.
Mare of Easttown
Kate Winslet Broadchurchvari bir suç-dram dizisinde dedektif rolünde oynayacak da izlemeyeceğiz öyle mi? Mare'in yaralarını deşerken Amerikan taşrası kasveti de böğrümüze oturuyor. Olayın ortaya çıkışından ziyade gidişatıyla etkileyen bir senaryosu var ve finaliyle de tatmin ediyor. Evan Peters'dan Julianne Nicholson'a Winslet dışındaki tüm kadro da mükemmel oynuyor. Mini dizi olarak kalmasını tercih etsem de senaryo üzerine daha iyisi katılarak devam ettirilirse başyapıt hali bozulmaz diye umuyorum.
The Underground RailroadHer karesine özenle çalışılmış bir yapım The Underground Railroad. İzlemesi, hazmı zor bir hikaye. Colson Whitehead'in romanının kurgusunu daha da çeşitlendirmiş Barry Jenkins ve müthiş bir ırkçılık tarihi hikayesi çıkarmış. Nicholas Britell'in müziğiyle de, görselliğin muazzamlığıyla da, başarılı oyuncularıyla da dört başı mamur bir proje. Cora'nın kaçışında ağıt yaktıklarımıza saygı duruşu için izlenmeli en çok.
HacksGösteri dünyasındaki cinsiyet ve yaş ayrımını zıt kutuplarda iki kadının çatışmalarında ve dayanışmalarında çok iyi işleyen, Jean Smart'ın gerçek bir diva olduğunu kanıtladığı, Hannah Einbinder'ın ne menem bir yetenek olduğunu açık ettiği, hafif görünürken derinlere dalan, kadın komedyenlere saygı duruşu yaptıran yılın en iyi komedilerinden, hatta yılın en iyi dizilerinden bana göre.
This Way Up
İrlandalı kız kardeşlerin komedi dramı, yeni deyişle dramedysi beni can evimden vurdu. Aine'yle de Shona'yla da özdeşim kurduğum anlar var. Fleabag'e benzetiliyor, ki katılıyorum. Bazı açılardan kendime daha yakın hissettiğimi bile söyleyebilirim This Way Up'ı. Aisling Bea çok yetenekliymiş. Ne yapsa takip etmeye çalışacağım.
Ted LassoFutbol görünce koşarak uzaklaşan biri olarak önyargılı başladım, sonunda azılı fanlarından biri oldum. Resmen terapinin sözlük anlamı olduğunda mutabıkız sanırım. 2.sezonda bütün karakterlere alan açınca daha da gözüme girdi. After Hours göndermeli bölümünden cenazede geçen bölümüne, Queen Rebecca'nın şahaneliğinden bu kadar maço bir dünyada centilmenlikten, nezaketten, sevecenlikten alasını görmemize övülecek çok yanı var dizinin. 2.sezon finalinde yeni bir nefret nesnemiz de oldu, kim tutar artık bu diziyi ve seyirci kitlesini.
The White LotusNefretlik zenginler Hawai'de bir otelde toplanıyor ve Succession'daki gibi karakterler adına hem yerin dibine giriyor hem eğleniyoruz. Jennifer Coolidge'in sahneleri>Diğer sahneler. Ayrıca bunlar nasıl ergenler allasen.
The Chestnut Manİskandinav polisiyesi kontenjanını iyi doldurdu bu yıl The Chestnut Man. Son iki bölümde hop oturup hop kalktım. Sonbahar atmosferinde cinayetlerin peşine düşen dedektiflerin karakter olarak çok özel yanları yoktu aslında, bazen de artık İskandinav polisiyesi denince aklımıza gelen aile hayatını ihmal eden dedektif klişesi bıktırdı ama gizemi iyi işlediği için iyi not verebiliriz. Gereksiz uzatmadan türünün hakkını iyi verdi finaliyle.
On The Verge
Ortayaşlı her biri nev-i şahsına münhasır 4 kadın karakterin hikayesinde en çok Elizabeth Shue'nun karakterini sevdim. Kendisini de çok severim zaten çocukluğumdan beri. Müthiş diyemem On The Verge'e, bazı yanlarıyla çok bilindik ama gaslighting nedir, onu çok iyi gösteriyor mesela. Julie Delpy yine dizi çeksin bence.
Miss Scarlet & The Duke1800'lü yıllarda dedektiflik yapmaya çalışan, çevresindeki herkesten zeki ve aklıselim olduğu halde cinsiyetçiliğe maruz kalan Miss Scarlet'ın mansplainingle imtihanı yer yer eğlenceli, yer yer sinir bozucu, yer yer de cozy dedektif hikayelerini sevenleri mutlu edecek şekilde izleniyor. Karanlık ve kasvetli olmayan çerezlik cinayet dizisi arayanlar için doğru seçim olacaktır.
Maid
Alex'in genç yaşında geçtiği mücadeleler böğrünüze oturan cinsten. Alex'in yaşadığı duygusal şiddeti, bipolar annesiyle çatışmalarını, mücadelesinde yalnızlığını, sistemin çarkları arasında ezilmeme çabalarını, hakkını elde etmenin zorluklarını izlerken ben de bittim. Margaret Qualley'nin performansı da yılın en iyi performanslarından biri.
The Chair
Dinozor akademisyenlerin 21.yüzyılın woke anlayışları ve cancel culture'la imtihanı, akademideki ikiyüzlülükler, Pembroke'un başına piyon ve imaj olsun diye getirilen Asyalı kadın akademisyen ve az da olsa edebi göndermeler keyifli bir seyirlik vaat ediyor. Çok daha güçlü olabilecekken kıyısından dönmese yılın en iyilerinden de olabilirdi. Sandra Oh'u Killing Eve dışında da sofistike bir karakter olarak izlemek iyi geliyor.
EnlightenedEnlightened'ı sırf Laura Dern'ün muhteşemliği ve Six Feet Under'ı anımsatan kara komedi anları için bile izlemek şartmış. Kısacık bölümlere sahip 2 sezonunda Amerikan iş dünyası, kapitalizm, bu sistemde emeğinin peşine düşmenin zorlukları, mobbing, insan ilişkileri, toplumun beklentileri, hayal kırıklıkları, kişisel gelişim derken birçok konuya el atıyor. Mike White'ın bu yıl çok övülen yeni dizisi The White Lotus'un henüz bu kalibreye yaklaşamadığını düşünüyorum. Enlightened iptal edilmeseydi de Amy'nin yolculuğunun devamını görebilseydik keşke.
Schitt's Creek 1.SezonSchitt's Creek'e bayıldım ama araya bir şeyler girdi, sonra da devamını getiremedim. 2022'de izlemeye devam edeceğim. En sevdiğim komediler arasına gireceğinden hiç süphem yok ilk sezondan gördüğüm kadarıyla. Logan Roy ve ailesi de Rose ailesi gibi çulsuz kalsa nasıl olurdu gel de merak etme şimdi. David Rose en sevdiğim karakterlerden biri şimdiden.
What We Do In The Shadows 3.Sezon
Her sezon üstüne koyarak devam eden canım dizinin 3.sezonu da yanıltmıyor. Nadja konsey kraliçeliğini iyice benimserken Nandor varoluşsal vampir bunalımlarına girdi. Guillermo değerini göstermeye çabalarken bizim de bazen canımız sıkıldı. Colin Robinson'ın hikayesi her zamankinden farklı bir yöne seyrildi. Laszlo'nun her zamanki kurnazlıklarını izlerken finalde tersköşesiyle kalakaldık. 3.sezonun satır başları sezonu tekrar izleme isteği uyandırıyor. 10 sezon daha izlerim diyeceğim ama Supernatural'ın akıbetine düşmesinden korkuyorum.
The Only Murders In The Building 1.Sezon
Güzel bir sürpriz oldu bu dizi. Agatha Christievari ve aynı zamanda son derece modern. Apartmandaki cinayeti podcastle çözmeye çalışan acemi üçlüyle az eğlenmedim. Gizem çok gizemli değildi, tahmin edilebilirdi aslında fakat finale giden yol için izlemeye değiyor. 2.sezona kadar çok fena bir noktada kaldı karakterler. Tamamen sessiz geçen bölüm yılın en iyi dizi bölümlerinden biri. Sting'in kendiyle dalga geçtiği sahneye de dikkatinizi çekerim.
Squid GameKesinlikle başyapıt olarak görmüyorum, evet benzerlerini çok gördük, sona doğru da iyice tahmin edilebilir bir seyir izledi. Benim Güney Kore'ye has kara mizahını, adaletsiz gelir uçurumlarını can yakan bir şekilde göstermelerini, dizideki set tasarımlarını severek izlememi engellemedi tüm bu klişeler. 2.sezonu izler miyim bilmem ama yılın kaydadeğer yapımlarından olduğu kesin. Aradığımı bulamadım listesine atmaya kıyamadım ne yapalım.
Bozkır 1.SezonSon dönemin öne çıkan Türk dizileri arasında Masum'dan sonra en beğendiğim yapım olabilir Bozkır. Kulüp azınlıkların yakın tarihimizdeki yerini öne çıkarmasıyla değer kazansa da hikayesinin ağdalı bir seyir izlemesi hayal kırıklığı yarattı benim açımdan. Fatma da mantık hatalarıyla izle unut dedirtti. Bozkır'ın toplumsal cinsiyet eksenindeki suç vakalarını iyi işlemesi çok değerli bu yüzden. Ülkemizdeki birçok sistemin baştan koktuğunu incelikle yansıtıyor. Diyaloglar ve oyunculuklar da kaliteli bir yapım izlediğimizi vurguluyor. 2.sezonu merakla bekliyorum.
Succession 3.Sezon (Spoiler içerir)
Biriktirmeyi bekleyemedim ve pazartesileri ilk iş olarak Succession izlemeye koştum işi gücü bırakıp. Kendall'ın hamlesiyle 2.sezon finalinde arşa çıkmıştı dizi. Devrim yaptığını sanan Kendall'ın giderek dibe vuruşunu izlemek hiç kolay değildi elbette Team Kendall mensubu olarak. Kendall'ın sezonun başlarında çocuklarının odasında kardeşlerini ikna etmeye çalıştığı sahneden sezon finalinde Shiv'le Roman'ın Kendall'la birlikte Logan'dan hüsran içerisinde hesap sorduğu ana ilerledik. Shiv'in sürekli aşağıladığı Tom'un etrafında kurulan kurgu akıl doluydu. Bir iki doğru hamle yaptı diye kendini dev aynasında gören Roman'dan yeri geldi nefret ettik, yeri geldi tiksindik ama Logan'ın karşısında yere çöktüğü son sahnede perişan olduk. Herkesin empati kurabileceği, sevilesi karakterleri benimsemek kolay; asıl hiçbir yanına bayılmadığınız karakterleri benimseyin bakalım diyor Jesse Armstrong sanki el attığı her projede ama bayılıyoruz Roy ailesini izlemeye. Her bölümde konuşulacak dünya kadar detay var. Kendall'ın 40.yaş doğum günü partisinden annelerinin İtalya'daki düğününe son 3 bölüm zirve. Senaryo hikayenin gidişatı, önceki bölümlere göndermeler, tutarlılık, Waystar Royco'nun akıbeti ve karakterlerin yolculuğu açısından dört dörtlük. Bir Succession podcastinde de dedikleri gibi, Amerikalı olmayanların Amerika'yı çok iyi anlattıkları bir yapım izliyoruz. Jeremy Strong'dan Matthew Macfayden'a tüm kadro muhteşem.
The Great 2.Sezon
The Great diyaloglarıyla en eğlenceli dizilerden. Catherine ve Peter arasındaki sevgi nefret ilişkisini izlemelere doyamadım. İki oyuncu da en güzel halleriyle karşımızda. Catherine'in imparatoriçeliği henüz aradığım kıvama gelmese de tatlı sert yöntemleri bundan sonra karşılığını bulacaktır diye düşünüyor ve 3.sezonu beklemeye başlıyorum.
Dopesick
İlaç sektörünün başımıza ördüğü çorapları geri dönüşlü kurguyla çok iyi işlemiş Dopesick. Karakterlerin dramatik anlarını ajitasyonsuz anlatıyor. Biraz polisiye biraz belgesel havasına da sahip. Kaitlyn Dever günümüzün en iyi oyuncularından biri olma yolunda hızla ilerliyor. Yılın en iyilerinden desek yeridir.
Arcane
Arcane'in dünyasına, oyununa çok yabancı olmama rağmen hemen içine aldı hikayesiyle. Kız kardeşlerin çatışmalarından yarattığı görsel dünyaya, hikayenin ilerleyişinden steam punk esintisine 2021'in en iyi işlerinden.
Aradığımı Bulamadım Listesi:
Sofia Helin ve Tom Schilling'in yer aldığını görünce koşarak izlediğim ama bir şeylerin eksik geldiği ve devamı da gelmeyen Soğuk Savaşlı casus dizisi The Same Sky, İngilizlerin nutukçuluğunun geçtiği döneme dair hikayeyi gölgelediği bir başka casus dizisi Traitors, gerçek bir suç olayını etkili anlatsa da fazla ağır temposuyla yoran Danimarka dizisi The Investigation, sürprizini sevemediğim Agatha Christie uyarlaması The Pale Horse, hikayesinin pek bir yere varmadığını düşündüğüm The Mosquito Coast, Olof Palme suikastına dair gerçeklere dayanan, belgesel gerçekçiliğinde fakat izledikçe sıkıntı veren İsveç dizisi The Unlikely Murderer, ilk sezonun dinamizminin ve Me-Too temasının hakkını veren coşkusunun yerinde yeller esen The Morning Show'un 2.sezonu, bazı karakterler gidince eski havasını yakalayamadığım Das Boot'un 2.sezonu, He-Man aşkına başladığım ve ilk yarısını fena bulmadığım ama sonra hevesimi yitirdiğim Masters of the Universe: Revelation 2021'de aradığımı bulamadığım dizilerdi.
Sizin favorileriniz ve beğenmedikleriniz hangi diziler?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder