Cuma, Aralık 31, 2021

2021'de Sevdiğim Kitaplar 2: Temmuz - Aralık

2021'de okuduğum ve sevdiğim kitaplardan bahsettiğim yıl sonu yazısını bu yıl ikiye böldüm. Ocak-Haziran arasındaki favorilerimden sonra Temmuz-Aralık arasındaki favorilerimle karşınızdayım. 

*****5 Yıldızlılar

Michael Cunningham - Dünyanın Sonundaki Ev (Tekrar Okudum)

İlk okuduğumda biraz yaşamımı, bakış açımı değiştiren kitaplardandı Dünyanın Sonundaki Ev. 2021'de tekrar okudum. Bu karakterleri ziyaret etmek iyi geldi. 

Charlotte Perkins Gilman - Sarı Duvar Kağıdı

İthaki'nin basımında 4 hikayesi yer alıyor Gilman'ın. Akıl hastalığı hikayesini kadınların kıstırıldığı erkek egemen dünyayı eleştirmek için alegori olarak kullanmış. Atmosferini hâlâ unutamıyorum. İntikamlı ikinci öykü ve son iki öykü de az değil. Çeviri akıcı, öyküler keyifle okunuyor, tekrar okunma potansiyeli taşıyor. Daha ne olsun. 

Zaven Biberyan - Karıncaların Günbatımı

Birçok kişi için yılın kitaplarından biri olmuş gördüğüm kadarıyla Karıncaların Günbatımı. Gerçek bir başyapıt diye boşuna demiyoruz. Biberyan insanın iç dünyasının hoşa gitmeyecek yönlerini de, toplumu da, muhafazakar milliyetçi bir ülkede azınlık olmayı da, geçtiği dönemi de, karşılıksız sevgileri de, aile ilişkilerini de, insanın ikiyüzlülüğünü de çok iyi anlatıyor. Üstelik son derece akıcı bir roman okuyoruz. Diyaloglar, özellikle anlatıcıyla Dırtad amca arasındakiler, klasikler arasında sayılmalı. 

****4 Yıldızlılar

Sherwood Anderson - Winesburg Ohio

Raymond Carver, Richard Yates, Carson McCullers'ı seven Sherwood Anderson'ı da sever demekte tereddüt etmeyeceğim. Amerikan taşrasından her bölümde farklı ama hepsi de birbirine bağlı karakterlerin öykülerinin bir ortak noktası var. Karakterlerden biri tüm öykülerde yer alıyor.  Okunası öyküler, ziyaret edilesi bir kırsal atmosfer. 

Claire Keegan - Emanet Çocuk

Keegan'ın Mavi Tarlalardan Yürü adlı öykü kitabı kadar sevmedim Emanet Çocuk'un öyküsünü ama Keegan'ın tarzını ve bakış açısını sevmeye devam ettim, ediyorum. 

Maj Söwall & Per Petersson - Gülen Polis

Martin Beck serisinin 5 kitabını da okudum. 2. kitaptan sonra en sevdiğim macera bu 4.kitap oldu. Epey dallanıp budaklanan bir polisiye olay söz konusu. Tek bir dedektifin karizmasıyla değil de ekip işiyle çözülüyor. 

Alex Michaelides - Sessiz Hasta

Bir çırpıda okunan yaz kitabı ararken elime aldım ve elimden bırakamadım. Finali herkesi tatmin eder mi bilemem ama sessiz hasta ile anlatıcı arasında geriye dönüşlerle ilerleyen hikayenin belli bir amaca hizmet ettiği kesin. Psikanaliz ve cinayet bir arada olsun istiyorsanız buyurun. 

John Fowles - Ağaçlar

Fowles kendi ailesinden, İngiltere kırlarından yola çıkıp insanın doğayı bencilce tahakküm etmesini sorguluyor bu deneme yazılarında. İnce ama kalibresi büyük kitaplardan. 

Edouard Louis - Eddy'nin Sonu

Kurgusu ve sınıf bilinci açısından Babamı Kim Öldürdü daha iyi bir romandı kanımca. Eddy'nin Sonu'nda yazarın çocukluğuna ve ilk gençliğine yol alıyoruz. Kendi kimliğini sahiplenme çabasını, çevresiyle ve tutuculukla mücadelesini yine severek, öfkelenerek, hüzünlenerek okudum. Son dönemin en iyi otokurmaca örneklerinden ikisini Edouard Louis'den okuduk. Bundan sonraki yazarlık yolculuğunu merakla takip edeceğim. 

Jeanette Winterson - Zaman Boşluğu

Winterson'dan önce uzun zamandır beklediğim Frankisstein'ı okudum fakat beklediğimi çok veremedi maalesef. Mary Shelley'nin bakış açısını okuduğumuz bölümleri ayrı tutacak olursam, günümüzde geçen bölümlerde Winterson'ın hep gördüğümüz yoğun anlatımı eksikti diye düşündüm okurken. Trans bireyli anlatıcıyla bilim kurgu öğelerini de iyi kullanıyor fakat romanın gidişatı tatmin etmedi. Zaman Boşluğu'na gelecek olursak, Shakespeare'in Kış Masalı eserinin günümüze başarıyla uyarlanmış bir versiyonu olarak severek okudum. Klasik eser günümüze ilişkilerdeki yanlış anlamalar ve hayal kırıklıkları, ebeveyn-çocuk ilişkileri, cinsel yönelimler, ırkçılık ve kayıp çocuk hikayesi olarak yansımış. Çeviri de hantal değil, akıp gidiyor. 

Claire Vaye Watkins - Nevada

Geçtiği coğrafyanın, toplumun aynası niteliğinde öyküler. Amerikan rüyası yanılsamasını, günlük hayatın çaresizlik hissettiren anlarını, kayıpların getirdiği yalnızlıkları, çöl insanlarını çok iyi işlemiş Watkins. Kitabın ikinci yarısındaki öyküleri özellikle sevdim ama kendi enteresan hayat hikayesinden bir kesitin yer aldığı açılış öyküsünün de yeri ayrı şimdiden. 

Han Kang - Beyaz Kitap

Şiir gibi kısa bölümlerde beyaza dair çeşitlemelerle yas sürecini ince ince işlemiş yazar. Tekrar tekrar okunabilecek bir yapıda. Han Kang'ın her kitabında ayrı bir deneysel tavır takınması da takdir edilesi. 

Ocean Vuong - Yeryüzünde Bir An İçin Muhteşemiz

"Bir kelime gibi bu dünyada hiçbir ağırlığım yok ama kendi yaşamımı taşıyorum." 

Bazı okurlara abartılı gelebilecek şiirsel bir üslupla annesine hitap ettiği, anneannesini andığı bir mektup yazmış Ocean Vuong. Vietnam kökenli Amerikalı bir gayin gerçek hikayesi olarak da okunuyor. Kendi adıma annesiyle ve anneannesiyle ilgili bölümleri çok sevdim, dilini de ağdalı ya da ağlak bulmadım. Mektuplu anlatıları seviyorum. Bana yorucu gelen kısmı dilinden çok kurgusuydu. Daldan dala atladığını düşündürüyor bazı bölümlerde. Adı kendisinden güzel kitaplardan. 

Natsume Soseki - Cam Kapının Ardı

Soseki'nin denemeleri ve anıları günlük hayat kaygılarını, insanlarla ilişkilerini, sinir bozucu bulduğu kişilere olan tavrını, hastalığının etkisiyle de yaptığı yaşam ve ölüm sorgulamalarını, 1900'lerin başlarındaki Japonya'da hayatı, çocukluğa özlemi, tanıyamadığı annesine hasretini içeriyor. Sadelikle sevecenliğin birleşimi etkiliyor. 

Andres Barba - Işıklar Ülkesi

Sokak çocukların tekinsiz dünyasının gerilimi. Sonunu baştan öğrensek de finaliyle de darma duman olduğumuz bir hikaye. Ne duygusal dozu aşırı yüksek bir çocuk masumiyeti söz konusu, ne de insanlar doğuştan kötüdür düşüncesine aşırı meyleden bir yetişkin dünyası alegorisi var. Bazen ağır ilerlese de çok vurucu.  

Jean Louis Fournier - Tek Yalnız Ben Değilim

Yalnızlığın ikilemleri. Bazı yazıları çok naif, bir kısmı ise başucu niteliğinde Fournier'in denemelerinin. Hüzünlüyken de tebessüm ettiriyor ama melankoliye boğulmuyoruz, yalnızlıktan bunaldığımızı hissetmiyoruz okurken. Kalabalıklar içindeki yalnızlıkların en can acıtan hislerden biri olduğunu vurguluyor. 

Madeline Miller - Akhilleus'un Şarkısı

Akhilleus ve Patroklos'un hikayesini Truva Savaşıyla ilgili bölümlerden çok daha ilgi çekici yazmış yazar, ne de olsa farklı bir açıdan bakıyoruz ve bir LBGTI hikayesi okuyoruz. Benim gibi mitolojiyle arası iyi olmayan okurlar için de gayet akıcı bir çevirisi var. 

William Shakespeare - Fırtına

Fowles'ın Koleksiyoncu'su en sevdiğim kitaplardan biri olunca ilham aldığı Shakespeare eserini de okumak şarttı. Biraz geç de olsa Miranda, Caliban ve Ferdinand'la tanıştım. En beğendiğim Shakespeare klasiklerinden sayabilirim artık Fırtına'yı. "Bizler rüyalardan ibaretiz." 

Muriel Spark - Sürücü Koltuğu

Tekinsiz ve sürpriz finaliyle çarpan, karakterin dengesiz ruh halleri üzerine düşündüren, oldukça sürükleyici bir novella. Dikkatle okunduğunda ipuçlarını baştan veriyor aslında Spark. Yolculuğunda karşılaştığı kişilerle ve olaylarla da geçtiği döneme kısaca göz atmış oluyoruz aynı zamanda. Miss Brodie'den daha çok sevdim Sürücü Koltuğu'nu. 

Şükran Yiğit - Burası Radyo Şarampol

80'lerde/90'larda çocukluk, darbe dönemi, Berlin Duvarı'nın yıkılışı, 90'lardaki etkileri, Antalya'dan Almanya'ya uzanan bir hikaye. Çok sevdim, en çok da çocuklukta ve ilk gençlikte Antalya'da geçen bölümleri tabii. Kreuzberg ve Londra bölümlerde de o şehirlerin atmosferini ve dönemin kaygılarını birebir hissettiriyor Şükran Yiğit. İlk aşktan ilk hayal kırıklıklarına, yolculuklardan ayrılıklara ve kavuşmalara, dağılan ailelerden aile gibi hissettirenlere, iz bırakan müziklerden radyoların hayatımızdaki önemine, hayatımıza girdikleri an çok kısa olsa da etkileri çok büyük olan ve unutamadığımız herkese dair bir roman Burası Radyo Şarampol. Yıllar arasında mekik dokuduğumuz kurgusuyla da özel. 2022'de Şükran Yiğit'in diğer kitaplarını da okumayı planlıyorum.  

John Williams - Stoner

Benzerlerine sık rastlanabilecek bir hikaye olsa da bir insanın ömrüne, var oluşuna, kaygılarına, melankolisine dair unutulmaz hisler bırakıyor okurda Stoner. Akademinin çetrefilli dünyası kadar kadın-erkek-ebeveyn ilişkilerindeki hayal kırıklıklarını da iyi anlatıyor John Williams. İçe dönük bir karakterin öyküsünü sürükleyici bir anlatımla ve akıcı bir çeviriyle okuyoruz. Gerçek bir Amerikan klasiği. 

Kenzaburo Oe - Kişisel Bir Sorun

Engelli bir çocuğun babasının iç çatışmalarını, ikilemlerini, psikolojisini, ailesine, topluma, sorunlarına yabancılaşmasını doludizgin yazmış Kenzaburo Oe. Yazarla sağlam bir tanışma oldu benim için. Himiko karakteriyle de Japon toplumunun kadınlardan beklentilerini sorgulatıyor yazar. Dönemin siyasi olayları da arka planda yer alıyor. Finalin aceleye getirildiği düşündürmese daha etkileyici olurdu. 

Annie Ernaux - Kürtaj

Ernaux kişisel deneyimlerini, kürtaj öncesi ve sonrası bir kadının ruh halini, toplumun muhafazakar bakış açısını, baskıcı kafa yapısını ince ince irdeleyerek anlatıyor bu kısacık kitapta. Bir anı kitabından çok daha fazlasını okuyoruz. Seneler gibi bir başyapıtı çıkaran bir yazardan da daha aşağısı beklenemezdi. 

Kim Young-Ha - Bir Katilin Güncesi

Alzheimerlı seri katil anlatıcının güvenilmezliği. Şahsiyet'i izlemedim ben ama kimilerince benzer yönlerinin olduğu söyleniyor. Yakın dönemin Kore tarihini de bu kısa ve öz romana çok iyi yedirmiş yazar. Finale doğru gelen sürpriz de okuru salak yerine koymuyor, etkili bir şaşırtmaca. 

Stephen King & Peter Straub - Tılsım

Paralel evrenli bir büyüme ve hayatın sorunlarıyla başa çıkma hikayesinde King bu kez Straub'la bir iyi-kötü mücadelesi anlatıyor. İnsan sevgisini küçümsemeyen bir korku-gerilim hikayesi tabii ki Stephen King'in kaleminden çıkacaktı. Peter Straub'la birlikte tabii. Hikaye bazen çok uzadığını düşündürdü ama türünün en iyi örneklerinden olduğu kesin. 

Volker Kutscher - Vaterland Dosyası ve Mart Şehitleri (Gereon Rath'ın 4. ve 5. Vakaları)

Babylon Berlin-Gereon Rath serisinin 4. kitabı Vaterland Dosyası soluk soluğa okunuyor. Mazuryalı-Prusyalı çatışmasını, etnik tarihlerini de öğreniyoruz. Naziler iyice yaklaşıyor. Gereon ise saftirik ortayolculuğuna devam ediyor. Charly'le yanlış anlaşılmaları, iletişim kopuklukları göz devirtiyor. Dönemin çok iyi bir portresini çıkarıyor Kutcher ve enteresan bir cinayet hikayesi okuyoruz aynı zamanda her zamanki gibi. 5.kitap Mart Şehitleri çok daha karanlık bir roman. Nazilerin seçimi kazandığı döneme denk düşüyor. Polisiye olaylar siyasetin, faşist yönetimin gölgesinde kalıyor. Charly yine öngörülü haliyle Gereon'dan bir iki adım önde. Faşizm her kulvara sızarken romandan en çok bu kasvetli atmosfer kaldı aklımda. Bir süre sonra cinayetleri önemsemeyip 1930'ların Almanya tarihi gibi okuyorsunuz. Cinayeti de Gereon bu konudaki pratik zekasıyla çözüyor. 6.kitap Lunapark bu yazının yazıldığı sırada yeni çıktı.2022 kitaplarından olacak. 

Craig Russell - Psikiyatrist

Prag ve çevresi, yıl 1935. 2.Dünya Savaşı'nın karanlığı giderek yaklaşırken bir akıl hastanesine dönüştürülen şatoda psikiyatristler, şehirdeki korkunç kadın cinayetleri ve gizemin sürprizli çözülüşü. Psikanaliz, tekinsiz gotik atmosfer, doğaüstüyle aklın mücadelesi. Epilog bölümü gereksizdi. Diğer bölümleri soluk soluğa okudum. Yer yer tüyler ürpertici. 

Carmen Maria Machado - Bedenine Yazılı Masallar

Carmen Maria Machado masalların tekinsiz yanlarını alıp günümüze uyarlamış. Kadın anlacıtılar, LGBTI karakterler, kadın bedeni etrafında şekillenen, hepsine bayılmasam da Machado'nun keskin anlatımıyla iz bırakan öyküler. Gerçek Kadınların Bedeni Olur, Kurdele, Anneler ve Sekiz Lokma en sevdiğim hikayeler oldu. "Kafanın içindeki gibi bir huzur hiçbir yerde yoktur."  

Jared Diamond - Tüfek, Mikrop, Çelik

Kurgu dışı okumalarımda bana çok şey katan bir kitap. Gerçek dünya tarihi gibi okunuyor. Sömürgeci beyaz batılı kafasına sövdürüyor. Bitki ve hayvanların evcilleştirilmesini, Japonlar gibi bazı milletlerin kökenini, bazı milletlerin neden daha geç geliştiğini sorguluyor.

Eduardo Galeano - Tepetaklak (Tersine Dünya Okulu)

Ne zaman Galeano'nun adaletsizlikleri sorguladığı bir kitap okusam yüreğimde ince bir sızı kalıyor. 90'ların sonunda yazdığı bu kitaptaki sömürüleri okuyunca şimdi bile bazı sorunların geçerli olduğunu, hatta dünyanın gitgide kötüye gittiğini görerek üzülüyoruz. İnternet ve şirketlerin yönettiği bir gelecekten çok umudum yok şahsen. Sonundaki umut dolu şiirle huzur veriyor yine de Galeano. 

Lucia Berlin - Temizlikçi Kadınlar İçin El Kitabı 

Lucia Berlin'in hem sert hem hiciv dolu bir tarzı var. Toplumun görmezden gelinen emekçi kadınlarının öykülerinin yer aldığı, bazı öykülerin birbirine bağlı olduğu ve zaman zaman aynı karakterlere rastladığımız, Amerika'nın kirli yüzü de denilebilecek haksızlıkları gördüğümüz durum hikayeleri. Çoğu şimdiden iz bıraktı bile. 

Gündüz Vassaf - Annem Belkıs

2021'de okuduklarımdan sevdiğim son kitaba geldi sıra. Gündüz Vassaf annesini anlatıyor. Daha doğrusu, annesi yaşamını, göçleri, Cumhuriyet öncesi ve sonrası Türkiye'yi, Amerika'da geçirdiği zamanları, 40lardan 70lere Amerika'daki ayrımcılıkları, kadının toplumdaki değişen yerini, değişmeyen bakış açılarını, iki ülke arasındaki gözlemlerini anlatıyor. Bir anı kitabından çok bir dönemi anlatan bir biyografi. Belli dönemlerde kullanılan eşyalar, giysiler, yenilen yemekler, insanların davranış biçimleri, gelenekler, gözden kaçan detayları çok iyi anlatıyor. Belkıs Hanımın ruh haline dair tasvirlere ise fazla rastlayamıyoruz kitapta. Duyguları çok göremiyoruz ama belli belirsiz bir hüzün de hissedilmiyor değil. Yaşamında çok fazla göç olduğu için olsa gerek, milliyetçi yorumları da var yer yer. Her fikrine katılmasanız da gözlemciliği ve azmi takdir edilesi. 

Herkese iyi okumalar, mutlu, huzurlu ve sağlıklı bir yeni yıl dilerim. 


4 yorum:

buraneros dedi ki...

Film ve dizileri es geçtim, çünkü dizi neredeyse hiç yok, film de çok az ve sinemada bizzat izlediğim de bir tek Minari.:) Kitaplarda da bu yıl eşleşmemiz çok az, ben biraz farklı, bilmediğim yazarlara doğru yayıldım sanırım.:) Sürücü Koltuğu'nu pandemi öncesi okumuştum, Tüfek Mikrop Çelik'i de piyasadan bir ara yok olmadan önce. Radyo Şarampol'se okunmayanlar bölümündeki yerini koruyor, Temizlikçi Kadınlar İçin El Kitabı ise sanırım elimdekinden sonra okunmayanlar rafından alınacak ve elimde olacak:)

Yeni yılın kutlu olsun:)

Gelecek yıl sonu görüşürüz diyeceğim ama, dilerim dedirtmez, hiç değilse arada bir yazarsın, ya da yine, bu sefer bir kaç podcast koyarsın:)

Sera dedi ki...

@buraneros: Merhaba, Şükran Yiğit'i ve Lucia Berlin'i seversin bence. Senin de yeni yılın kutlu olsun :) Bu kez arada bir yazmak istiyorum ben de gerçekten ama söz vermeyeyim :))

Çiçek dedi ki...

Merhabalar,bir sorum olacak. Volker Kutscher Gereon Rath romanlarını üst üste mi okumak gerekiyor? Dönem romanı olduğu için araya başka kitaplar koymak hikayeden koparır mı?

Sera dedi ki...

@Çiçek: Arka arkaya okumak gerekmiyor bence, hatta kitaplar ilerledikçe Nazilerin baskısını gittikçe daha çok hissettirdiğini gördüğümüz için ezici bile gelebilir. Yine de, hikayeden kopabileceğinizi düşünüyorsanız seriden iki kitap üst üste okuyup ara vererek devam etmek de makul olabilir. Sevgiler.