Cuma, Nisan 01, 2022

Mart 2022'de Okuduğum Kitaplar

Mart 2022 çok ciddi olmasa da çoğunlukla sağlık sorunlarıyla ve birtakım hak arayışlarıyla geçen bir dönemdi. En güzel anlar her zamanki gibi yine kitaplarla geçen anlardı. Bu dönemi kadın yazarlar, kadın anlatıları ve LGBTQIA+ edebiyatıyla geçirdim. Hepsini ayrı sevdim. Beğenmediğim kitap olmadı diyebilirim. 

Suya yazı yazar gibi kimsenin okumayacağı çeviriler yaparak toplumdan neredeyse yüzde yüz izole yaşayan Beyrutlu bir kadının hikayesini anlatan Rabih Alameddine'nin Lüzumsuz Kadın'ı bir erkek yazarın yazdığı en iyi kadın karakterlerden birini anlatmasının yanı sıra, gözlemleriyle, coğrafyanın kader oluşunu sorgulatmasıyla, edebiyat sevgisiyle, umudu küçümsemeyişiyle ve finaliyle özel bir kitap. Yalnızlığı tercih eden karakterleri anlatan hikayeleri sevenlerin de beğeniyle karşılayacağı bir roman sayılabilir. 

Tove Ditlevsen'in Kopenhag Üçlemesi'nin ikinci kitabı Gençlik'ini ilk kitap Çocukluk kadar sevemeyeceğimi tahmin etmiştim. Bunun en büyük nedeni de, yazarın o dönem yaşadıkları, ilk girdiği işler, şiirlerini yayınlatma çabaları ve ilişkilerini anlatması fakat bunlara dair hislerine çok az yer vermesinden olsa gerek. Daha çok olaylar ve karakterler silsilesi şeklinde ilerliyor serinin ikinci kitabı. Üçüncü kitabı da merakla beklememe engel değil tabii. 

Rebecca Solnit'in birçok kitabı başucu olmaya aday zaten. Yokluğumdan Aklımda Kalanlar'da artık okuduğum kitaplarda cümlelerin altını eskisi kadar çizmesem de birçok altını çizdiğim, altına imza atacağım cümle var. Kadınların sokaklarda ve toplumun birçok kesiminde özgürce, korkusuzca kendilerini ifade edebilmelerinin tarihi daha çok yeni maalesef ve okudukça insanın geçmiş yıllarda cadı ilan edilen, toplum dışına itilen, susturulan ve yok sayılan milyonlarca kadın adına yas tutası geliyor. Solnit Jack Kerouac ve diğer Beat kuşağı yazarlarının cinsiyetçi anlatılarına karşı da lafını esirgemediği için kendisini ayakta alkışlıyorum. Bir kadının hikayesinin bütün kadınların hikayesine dönüştüğü noktada kendi hikayesiyle sosyal sorunları sorgulamayı çok iyi bütünleştiriyor Rebecca Solnit. Her okuduğumda iyi ki var, iyi ki yazmış ve yazıyor dedirtiyor.

Bu ayın bir başka kurgu dışı yapıtı da nihayet okuduğum Ursula K. Le Guin'in Kadınlar Rüyalar Ejderhalar'ı. Bilim kurgu ve fantastik edebiyatta bir kadın yazar olmak adına kendi yolculuğundan en temel var oluş problemlerimize akıl dolu yazılar ve eski konuşmalarının metinleri sayesinde Ursula'yla yeniden buluşmak çok iyi geldi. 

Ayın Türk yazarları Burası Radyo Şarampol'ünü çok sevdiğim Şükran Yiğit ve ilk kez okuduğum Seray Şahiner. Şükran Yiğit'in Ankara Mon Amour'u 60'lardan 80'lere ülkemizin büyük çaresizliğini arka plana almış, çocukluğa gereken değeri vermiş, ilk karşılaşılan ölümün travmalarıyla ülkenin kendi travmaları arasında bağ kurmuş, son bölümlerindeki karakter seçimleriyle şaşırtan ve sevindiren bir roman olarak sevdiğim kitaplar arasında yerini aldı. Seray Şahiner'in Ülker Abla'sı şu koca dünyaya sığdıramadığımız emekçi ve erkek şiddeti mağduru sayısız kadından biri olarak asla unutamayacağım, pamuklara sarmak istediğim bir karakter. Kadın mücadelesiyle sınıf çatışmasını çok iyi birleştirmiş, Ülker Abla'nın kendi ağzından okuduğumuz romanda karakterin kendi sövgü ve küfür dolu gözlemleriyle de elimden bırakamadığım, ağlak değil de trajikomik bir havasının olmasıyla daha da çok takdir ettiğim bir roman. Antabus'u yeni kitap siparişime ekledim bile. 

E.M.Forster okumamıştım hiç hatırladığım kadarıyla. Bir yıldır dahil olduğum, yer yer birbirinden farklı zevklere sahip ama bir o kadar da tatlı kadınlardan oluşan kitap kulübümle birlikte okuduğumuz ve birlikte gömdüğümüz kitaplardandı Maurice. Türkçe çevirisindeki çevirmenin bazı sözcük seçimleri ve diğer birtakım hatalar kitaptan kopmama neden oldu. Romana gelirsek, Maurice'in 1900'lerin başlarındaki ayrıcalıklı dünyasında eşcinsel bir birey olarak yaşadığı sorunları okuyoruz. Clive'dan Scudder'a giden yolda daha fazla duygu ve tutku görmeyi beklerdim. Romanı kötü bulmasam da bu ay en az beğendiğim kitap Maurice'ti o yüzden.  

Annie Ernaux Babamın Yeri'nde 1900'lerin başına götürüyor bizi. Babasıyla anılarını, babasının karakterini anlatırken, tıpkı Seneler'de yaptığı gibi, bir dönemin yaşam biçimini, günlük alışkanlıklarını, savaşların etkilerini, toplumsal olaylarını da anlatıyor. Bellek ve yaşamımız üzerine düşündürmeye devam ediyor.

Bir süredir çevrilsin diye beklediğim Douglas Stuart'ın Shuggie Bain'i öfkeyle, üzüntüyle ve aynı ölçüde de beğeniyle okuduğum bir roman. İskoçya'nın yoksul mahalleleri, madenciler, Thatcher döneminin yansımaları ve fazlasıyla işlevsiz bir ailedeki yapayalnız Shuggie hüzne boğuyor okuru. Toksik erkekliğin sözlük karşılığı olan babası ve annesinin hayatına giren diğer bütün erkekler dışında, annesi Agnes'in basiretsizliğine de sinirlenmeden edemedim. Çaresizliğin dizboyu olduğu, çevirmen Duygu Akın sayesinde akıcı bir şekilde okunan ve İskoç aksanının Türkçeye yansımalarının başarılı olduğu bir hikaye. Adı Shuggie Bain olmasına rağmen Agnes Bain olsa şaşırtmazmış. Shuggie'nin queer bir çocuk olmasına dair detaylar kitapta daha az yer kaplıyor aslında. Alkolizmin ve bağımlılığın dağıttığı bir ailede queer bir çocuk olmak üzerine iyi yazılmış romanlardan. 

Ayın son kitabı Delia Owens'ın Kya'nın Şarkı Söylediği Yer veya orijinal adıyla Where The Crawdads Sing. Bu yazıyı yazdığım sırada romanın sonunu henüz getirmemiştim ama bitmesine çok az kaldığı için bu ayın kitaplarına ekledim. Ailesinin terk ettiği bataklıkta yaşayan Kya'nın toplumdan izole hayatı, güvendiği tek tük insanın da kendisini hayal kırıklığına uğratması, doğayla iç içe dünyasında kendine özgü bakış açısı romanın en sevdiğim yanları. Romandaki cinayet hikayesi benim için geri planda kaldı, zira bu romanın benim için asıl öne çıkan yanı, Kya gibi bir karakterle tanışmak, ona sıkı sıkı sarılma isteği duymaktı.

Nisan 2022 kitaplarının yazısında görüşmek umuduyla...

 

2 yorum:

buraneros dedi ki...

Evet bu kez sıfırda sıfır elde var sıfır:) Seray Şahiner hep aklımı dürter, Şükran Yiğit'n Radyo Şarampolü de kitaplığın okunmayanlar bölümünde uzun zamandır beni bekler:) Sevindirici hâl ise Sera'nın ses vermeye devam ediyor olması:)

Sera dedi ki...

@buraneros: Bu yazıda bahsettiğim çoğu kitabı seveceğini düşünüyorum. Yorumların hep motive edici. Çok teşekkürler. :)