Nell ve Tig'in öyküleri 80'lerindeki Margaret Atwood'un hayatı sorgulaması gibi. Bir çiftin yaşamlarının sıradan rutinlerini de, ayrıksı anlarını da, paylaşılan güzelliklerini de şefkatle anlatıyor. Son bölümde özellikle yas duygusu hakim. Tig'in gidişinin ardından Nell'in yalnızlığı, burukluğu, yaşadığı boşluk Margaret Atwood'un kendi yas deneyimlerini de yansıtıyor gibi. Eski bir arkadaşlarını anlattıkları savaş anılarıyla savaş dönemi ve savaş sonrası kuşağın kaygıları, sevinçleri ve yaşam tarzları arasındaki farkları görüyoruz. Bir kediye veda şiirini içeren öykü de bir nevi teselli gibi hissettiriyor. Smudgie tatlı bir kedi ismi.
İskenderiyeli Hypatia'ya ses olduğu Midye Kabuğunda Ölüm kitaptaki en sevdiğim öykü olabilir. Nefretle ve şiddetle yok edilen bir kadın bilimcinin hikayesi bir monologla tarihteki kadın katliamları üzerine öfkelendiriyor. Kadın nefretinin dayanağını arıyor. Tarihte bilimle, felsefeyle, düşünceyle, eğitimle uğraşan kadınlara yapılanları, engellemeleri, baskıları hatırlatıyor. Hypatia'nın kinik ama gerçekçi sitemini herkes duysun isterim.
George Orwell'le kendisinin hayali sohbetini içeren Ölüyle Mülakat'ta Orwell bir ruh çağırma seansıyla Margaret Atwood'un karşısına geliyor. Değişen ve değişmeyen dünyayı sorguladıkları diyaloglarda keskin bir mizah var. Büyük biraderden internet dünyasına şekil değiştiren etkiler, aslında 1984'ten ziyade Huxley'nin Cesur Yeni Dünya'sını yaşadığımız gerçeği, Rebecca Solnit'in Orwell'in Gülleri kitabına gönderme, Stalin gibi diktatörlerin baskılarının kapitalizmi güçlendirmesi hep bu diyaloglarda var. Kitabın içinden ayrıca seçilip okunabilir.
Şeytan Ruhlu Anne adlı bölüme adını da veren anne kız öyküsü tam bir anne kız çatışması, işlevsiz aile, travmalar öyküsü. Tek başına bir romana da dönüşebilirmiş. Margaret Atwood'un cadılar, spiritüalizm, tarot ve astrolojiye olan ilgisinin etkilerini de bu öyküdeki anne karakterinde görüyoruz. Yönetmen olsam filme çekmek isteyebileceğim bir öykü.
Metempsychosis: ya da Ruhun Yolculuğu kitaptaki en şaşırtıcı öykülerden biri. Bir kadın bedeninde yeniden dünyaya gelen salyangozun insan doğası, ilişkiler, cinsellik ve iş hayatının bunaltıcı saçmalıklarına dair yorumları tebessüm ettirirken düşündüren cinsten. Sabırsız Griselda ise bir uzaylının bakış açısıyla eleştirel mizahı yakalıyor.
Felsefi mizahı keskin gözlemleriyle yapıyor Margaret Atwood. Bir grup orta yaşlı akademisyen kadının feminizmin geçmişi ve günümüz üzerine diyaloglarında da (Havalanmış Kadınlar adlı öykü) bu etki var. Herkese Serbest adlı öykü Damızlık Kızın Öyküsü'nün bir paraleli adeta. Distopik feminist bilim kurgu türünde Atwood'dan aşina olduğumuz bir etkiye sahip. İki kadının arkadaşlığını sorguladıkları Çürük Dişler adlı öykü kitapta en az aklımda kalan öykü oldu.
Bu derlemedeki öyküler Margaret Atwood'un en çarpıcı eserleri olmayabilir fakat yine yazarın vurguladığı konuları, türler arasında kıvrak geçiş yapabilmesini, keskin eleştirel gözlemciliğini ve kurmacaya verdiği önemi ziyadesiyle yansıtıyor. En çok da, Nell ve Tig'in sayesinde sevgi ve şefkat uyandırıyor.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder