Bir kitaba ne kadar âşık
olunabilirse bu kitaba o derece âşık oldum sanırım. Cümlelerinin güzelliğinden,
tüm inceliklerinden, iki karakterinin ruhsal yolculuğundan büyülendim.
Clarice Lispector yaşamda anlam
arayışını, iç dünyamızda, ruhumuzda, kalbimizde, beynimizde olup bitenlerle dış
ve maddesel dünya arasındaki çelişkileri bir aşk hikâyesine yansıtmış.
Kendimizi sorgulamamıza mahal veren özel kitaplardan biri Bir Öğrenme Ya Da Hazlar Kitabı. Aşkı yalnızca Clarice Lispector
derinliğindeki yazarlar yazsa keşke sadece dedirtiyor. Romantizm kendisine çok
yakışıyor. Bunun sebebi de, duygusallığın ve romantizmin içini boşaltmaya
çalışmaktan uzak olması. Lispector’da bu mistik bir noktaya varıyor. Kişinin
kendini sevmeden, kendisiyle ve yaşamla yüzleşmeden başkalarını sevemeyeceği
üzerine düşündürüyor. “Bir şeylere rağmen” yaşamak ise bodoslama atlamaktan çok
daha fazlasını barındırıyor.
Virgüllerle başlayıp virgülle
biten bir anlatı olarak yaşamın akışından bir parça, bir yandan da hep içimizde
yaşanan gelgitlerin bir yankısı gibi kurulmuş biçimsel tercihler romanın
temalarını destekliyor. Lori'nin sesi okur olarak bizim içimizdeki ses gibi ve
Clarice'in kendi sesi gibi hissediliyor. Aşırı duygusallığa kapılmasından
korktuğumuz anlarda hem karakterlerle hem okurla kurduğu mesafede ölçülü bir
bilgelik var sanki. Son aşamada Lori’nin aşka karşı bakışının ve korkularının
en temeldeki yaşamsal korkularla ve kaygılarla iç içe olduğunu görüyoruz. Ulisses
ise Lori’nin tüm bu sorgulamalarını yapması için bir nevi araç işlevi görüyor. Lori’nin
hislerini obsesyon gibi görmek haksızlık olur. Asıl peşinde olduğu şeyin iç
huzuru olduğunu vurgulayacak şekilde ilerlemesiyle de beni yakaladı kitap. Kitabın
çevirisi bir nehir gibi akıyor. Lispector şairaneliğine de bu yakışırdı zaten.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder