Pazartesi, Ekim 09, 2006

Filmler-01-07 Ekim 2006

Ayın filmleri başlığı açınca upuzun bir liste oluyor ve film yorumlarını kısa kesmek zorunda kalıyorum. Geçen haftanın filmleri;

Tristan+Isolde
Romeo ve Juliet'i anımsatan hüzünlü bir aşk öyküsü.
Kimi yerleri fazla melodramatik. Yine de sürükleyici bir şekilde izleniyor ama sonunu tahmin etmek çok kolay oluyor.
Bir de İrlandalılarla İngilizler arasındaki savaşta İrlandalıları hain göstermişler. Tabii bu konuda bir tarihsel bilgim yok ama yine de çok belirgindi ayrım.
Televizyonda izlediğim için dublajın pek iyi olduğunu söyleyemeyeceğim.

Pleasantville
Ya da Türkçe çevirisindeki adıyla "Yaşamın Renkleri".
Toby Maguire ve Reese Witherspoon'un şimdiki kadar popüler olmadıkları 1998 yılından ilginç bir film.

İki kardeş televizyon kavgası yaparken, esrarengiz bir adamın verdiği uzaktan kumanda yüzünden 1950lerin tv dizisi Pleasantville'in içinde bulurlar kendilerini.
Bu dünyada herşey ve herkes birörnektir.
Siyah beyaz ve basmakalıp dünyanın içinde iki kardeş zamanla yaşamı renklendirirler. Yaşam renklenmeye başladıkça hem iki kardeş hem de kasaba sakinleri yaşamlarını sorgulamaya başlarlar.lk yarısı komediyken, ikinci yarısında toplumsal rollerin sorgulanmasıyla kişisel dramlar ortaya çıkıyor ve gittikçe duygusallaşıyor film.
Genel olarak sevdim filmi.

Lady In The Water/Sudaki Kız
Night Syhamalan'ın son eseri. The Village'i beğenmemiştim güya ama bu daha kötü.
Sudan gelen peri kızı, ürkütücü çim sırtlanı, efsaneler, tuhaf ve değişik apartman sakinleri...
Filmin büyük çoğunluğu zaten bulmaca çözmekle geçiyor. Peri kızını kurtarmak için bütün apartman birlik oluyor. Bi kere hiç sorgulamadan kızın peri olduğunu ve başka bir dünyadan geldiğini kabullenmeleri son derece mantık dışı. Bir de böyle bencil bir dünyada bu kadar yardımsever olmaları da - yerseniz.
İkinci olarak, herkesin işi gücü bırakıp efsaneyi çözmekle uğraşmaları çok saçma. Lonca kimdi, şifacı kimdi, muhafız kimdi diye diye filmin sonuna geliniyor. Filmin tek gerilimli anları çim sırtlanının geldiği anlar. Yönetmenin mesaj verme kaygısı da büyük oranda hissediliyor ama mesaj vereceğim diye saçma bir hal alıyor film gitgide. Uzakdoğulu, Latin apartman sakinleriyle iletişim sorununun da bu kadar göstere göstere verilmesine gerek yoktu.
Filmin tek iyi ve akılda kalıcı yanı Paul Giamatti'nin kendine özgü performansı. Korku filmleri genelde eğlendirici olur, korkmasanız bile gülersiniz ve o şekilde eğlenirsiniz ama bu filmde o da yok. Zaten tam anlamıyla bir korku filmi de olamıyor yönetmenin mesaj verme kaygısı yüzünden.

4 yorum:

Adsız dedi ki...

sudaki kız.... tek kelimeyle berbattı. sinemada o kdr film arasından onu seçtik ya, hala aklım almıyo!!

Sera dedi ki...

bence de izlediğim en kötü filmlerden biriydi.

Adsız dedi ki...

ya inanmıyorum cnbc-e de izledim geçen hafta pleasantville yi çok güseldi hayran kaldım google da aradım ama bulamadım ve burada bulduğuma çok sewindim tşkler :)

Sera dedi ki...

rica ederim. ben de çok sevdim pleasantville'i. :)