Lost'un 3. sezonunun 6. bölümü bitti ve bundan sonra Şubat'a kadar yeni bölüm yok.Artık yayın politikası mıdır yoksa izleyiciyi daha çok fıtık etme isteği midir o kadarını bilemeyeceğim ama bu 3. sezon ve genel olarak birşeyler yazmadan edemeyeceğim.
-Spoiler-
Şu an dizinin Yalan Rüzgarından pek bir farkı kalmamıştır.
Hele iyi olması gereken 3 ün 6. bölümünde tamamen bir pembe dizi havası vardır.
Genel olarak da 3. sezonun şu ana kadarki bölümleri beklentilerimi karşılamadı.
"Diğerlerinin" Jack-Kate-Sawyer'ı kaçırmaları, Jack'i 4 bölüm cam kafeste tutup da, taa 5. bölümde ameliyat için onu tuttuklarını söylemeleri; sonra Kate ve Sawyer'ı nedeni belirsiz biçimde köle gibi çalıştırmaları, Kate'i cinsel araç olarak, Sawyer'ı dolandırıcılık açısından kullanmaları; adanın diğer tarafında kalan Sayid, Hurley, Desmond gibi karakterlere çok nadir yer verilmesi...hiçbiri hoşuma gitmedi. En tatmin edici bölüm John Locke'un Eko'yu bulduğu bölümdü. Sawyer'la ilgili bölüm de şaşırtıcıydı. Onun dışında sadece Jack-Kate-Sawyer'a odaklanılması ve diğerlerinin figüran durumunda bırakılması tamamen diziden soğutan nedenler olmuştur.
3*01- Jack'e odaklı bölümlerden sıkılırım genelde, ama bu bölümde daha fazla zorlama hissi geldi.
3*02- Sun ve Jin odaklı bölümlerde mutlaka ikisinin arası bozuluyor ve onca şeyden sonra bu bölümde de yine aynı şey oldu. Sun'ın eskiden beri yalancı olduğunu ve zorba babasıyla kocasına karşı yalana dayalı bir savunma mekanizması geliştirdiği teyit edilmiş oldu. Ayrıca hiç de o kadar sadık bir eş olmadığını da gördük kendisinin. Ki Jin zaten sinir bozucu geliyor bana o yüzden Sun'ın bu davranışı beni şaşırtmadı.
Daha sonraki Locke, Eko ve Sawyerlı bölümler iyiydi ama yine soru işaretleri vardı. Özellikle Eko ve kara duman karşılaşması. En azından kara dumanın bir çeşit halüsinasyon etkisi yarattığını öğrendik.
Others: Juliet ve Ben'in tavırları çok sinsice. Juliet'in sürekli "güven bana" şeklindeki yaklaşımı, Ben'in "beni kurtarmayı istemeni istiyorum" şeklindeki cümleleri ve entrikalarını anlamak mümkün değil. Hem size ne kardeşim Kate'le Sawyer'ın arasındaki ilişkiden. Yani bir ameliyat için bu ikisinin ilişkiye girmelerini beklemelerinin neresi zekice anlamadım. Doğrudan "ameliyat olmam lazım" demek yerine bütün bu entrikalar neden? Ne tür bir oyundur bu. Yok yok gereksiz geldi bana bunlar. Daha elle tutulur, daha mantıklı birşeyler bekliyordum bu "diğerlerinden". Ama gördüğüm sadece bir pembe dizi entrikası şu an. Yine de bütün bu entrikaların sadece Jack'i ameliyata zorlamak için olmadığını düşünmek istiyorum.
3*o6 -"şimdiye kadarki en iyi 3. sezon bölümü" diye bir tanım geçiyor bölümün reklamlarında. Desperate Housewife görünümündeki Kate, Jack'in Sawyer'la Kate'in arasında olanları gördükten sonraki tavırları ve ameliyatı yapmaya karar vermesi, ne planladığının belirsiz olması tam bir pembe dizi.
Kate'e odaklı bu bölümün flashbacklerinde de mantıksızlıklar var. Hem polisle evleniyor hem de adam nasıl bir kaçakla evlendiğinden bihaber olur, Kate neden rahat rahat yaşıyorken gidip ajanı arayıp kendini huzursuz etmiştir, sanki ajan o istedi diye onu yakalamaya çalışmaktan vaz mı geçecektir. Peh.
Sonuç: Eleştirdiğim nokta Jack-Kate-Sawyer ve othersa fazla odaklanmaları. İlk iki sezonu düşününce, her bölümde bir flashback olmasına rağmen aşırı derecede ikinci plana düşen karaktere az rastlanır. Ama şu an durum öyle değil. Ekşisözlükte Hurley'nin harcandığına dair bir yazı okumuştum ve kesinlikle katılıyorum bu düşünceye. Sayid gibi pratik bir adama sezonun başında hata yaptırmaları da gerçekdışı geldi. Senaristler çıkmazda sanırım. Desmond'ı ise en merak uyandırıcı ve hakiki karakter olarak görüyorum. Şu an en esrarlı tavırlar da ona ait sahilde çekirdek çitleyip voleybol oynayan Charlie ve tayfası arasından. Charlie her zamanki gibi uyuzluklarına devam ediyor ve Claire'i ise bebek pışpışlamaktan başka atraksiyonlarda görmek istiyoruz. Yeni gelen 2 karakter ise hiç olmamalıydı; onların yeinre kaprisli Shannon'ı bile tercih ederdim. Yiğit delikanlı modundaki Boone da harcanmıştı ilk sezonda zaten. Ana Lucia'yı öldürmek yerine bu iki karakterin diziye sokulması hiç adil değil. Umudumuz Jack Sparrow kılıklı tek gözlü herife kaldı artık...
50 küsür bölümdür karşılaştığımız soru işaretlerinin yüzde 90'ının cevaplanmamış oluşu ve senaristlerin -ilk bölümde pilotu öldüren canavar mıdır nedir o dahil- unutturmaya çalışmaları, ilk zamanlarki şevkimi kırmıştır. Heyecan falan da azaldı, umarım kalan bölümlerde toparlarlar. Prison Break'te hiç böyle bezdirici ve ağır giden bölüm var mıdır mesela; ya da 4400'de en fazla birkaç bölüm sonra soruların cevaplanması ne rahatlatıcı gelmektedir bütün bu Lost adası esrarını gördükten sonra, anlatamam.
2 yorum:
Yazına yorum yapmak için 6. bölümü bekliyordum, bikaç gündür şehirdışında olunca izleyemedim, bugün gelince ilk işim izlemek ve yazını da okumak oldu.
Öncelikle söylemeliyim ki iyi bir özet ve analiz olmuş.
3. sezon açısından sana katılıyorum fakat sözlükte de sıkça yazılan, "senaryo sıkıntısına" hiç katılmıyorum. Binlerce çözümlenesi olay varken, bir o kadar karakter birikmişken ve de bizi 2 sezondur bu bulmacaya çok iyi biçimde adapte eden senaristler varken, senaryo sıkıntısı demek, bana kolaycılık gibi geliyor.
Peki niye bu aynı karakterler arasında dönüyor hikaye, nerde ilk sezonlardaki o karakter geçişleri, herkesi filme katmalar denince benim aklıma birkaç teori geliyor. Yabancı birkaç sitede okumuştum benzeri bir düşünceyi, sanırım yapımcıların oyuncular ile sözleşme problemi var. Tabii bu biz izleyicileri bağlamaz, açıkçası hoşuma da gitmiyor bu şekilde ancak, kanaatimce bu uzun süreli ara da bu sebepten olacak, korkarım ki Mr.eko da bu sebepten harcandı gibi geliyor...
Tabii bunlar sadece bir sezinleme. Ve de sözlükte sıkça ifade edilen "film artık yavaş akıyor" fikrine katılmıyorum. Elbette oturur bir sezonu bi haftasonunda izlersek, film hızlı akar, sürükleyici olur. Şimdi birer hafta beklemek bize akışı yavaşlatıyor. Hani bir söz vardır, köprü sizin hızınız kadar uzunluktadır diye, bence yanılsamamız burdan kaynaklanıyor.
PB kıyaslaması ile ilgili de, evet bu kıyaslama (ikisinde ki olay çözümlemeleri, akış, karakter oranları gibi) sıkça yapılıyor. Ama açıkçası ikisi farklı kulvarlarda diziler, Lost bir bulmaca dizisi, insanları olaya katan, yorumlarla şekillenen bir dizi. Akış her insanın kafasındakilerle şekilleniyor. Geçmiş bölümlerdeki birçok gizemin de çözülmesine -bana kalırsa- gerek yok, çünkü zaten biz onları kafamızdaki teoriler ile çözüyoruz, ve yeni olayları buna göre şekillendiriyoruz, bu sayede her izleyici için farklı bir dizi ortaya çıkıyor...
İlk baştaki pilotu öldüren canavarımsı, bana kalırsa "black smoke"tu, yanılmam da olası tabi :P
Filmdeki romantizmden en az senin kadar şikayetçiyim, bu ne kardeşim biz istesek aşk-drama filmi izlemeyi bilmiyor muyuz, hani nerede yeni bilinmeyenlerimiz, biz şimdi neyi merak edelim 3 ay, zaten ilk haftalar da belli olmuştu, Kate'in Sawyer'ı seçeceği, bu zaten çok sıradan bir seçim, Başarılı-zeki :P-doğrucu,mükemmelist Jack yerine daha bir artist-düzenbaz-(kızların tam hoşlanacağı umursamazlıkta)-manken abimiz James'ın seçilmesi ne kadar ilginç olabilir ki :)))
biraz uzun oldu sanırım :P
Dediklerine katılmamak elde değil. Oyuncuların sözleşmesi bitiyor, diziden ayrılıyorlar. Biz şapşal izleyiciler de "acaba Eko neden öldü, ölümünün yüce bir amacı var mıydı" falan diye soru soruyoruz kendi kendimize.
Benim "film yavaş akıyor"dan kastım, 6 bölümdür kate-sawyer ilişkisine odaklanmaları. John Locke ve Eko'nun halüsinasyonları dışında ilgimi çeken bir bölüm olmadı mesajda yazdığım gibi.
Olsun uzun yaz sen :D ;)
Yorum Gönder