Sinemaya dair, aileye dair, aşka dair güzel bir Fatih Akın filmiydi.
Im Juli'den sonra en çok beğendiğim film Solino oldu Fatih Akın filmleri arasında.
Özellikle ilk bölümdeki çocuklukta geçen sahnelerle ikinci bölümde İtalya'da geçen sahneler favorim.
Almanya'ya geçen İtalyan ailenin yabancı bir ülkeye uyum sağlama sürecini anlatırken, yabancı bir ülkede "öteki" olmaya ilişkin yeni birşeyler söylemese de, insan ilişkileri ve düşlere dair gösterdikleri, bir çocuğun sinema tutkusu ve filmdeki Fatih Akın'a özgü ayrıntılar izlettiriyor daha çok.
Kevin Costner'ın yönetmenliğinde bir Kızılderili destanı.
"Destan" sözcüğü gerçekten doğru bir sözcük burada, şöyle ki "extended cut"ı izleme gafletinde bulundum toplam 3 küsür saat uzunluğundaki.
İlk cd'de askerin ordudaki görevini ve kızılderililerle ilk karşılaşmasını izlerken çok ağır bir anlatım benimsenmiş.
Sıkılıp diğer cdleri ertesi güne bıraktım ve 3 cdyi de 3 güne böldüm.
Ertesi gün 2.cdye geçmemle film daha bi anlam kazanmaya ve etkilemeye bile başladı. Kızılderililerle karşılaşıp, onlarla iletişim kurup, bir de onlara uyum sağlama ve kendisi de Kızılderili olmaya doğru yol almaya başladı askerimiz bu ikinci cdde.
"İnsanlığı" Kızılderililerden öğrenmeyi hiç beklemeyen askerimiz 3. cdde onlarla birlikte savaşmaya başladı ve Kızılderililerin safına katıldı.
Bu filme 90 ya da 91 yılında Oscar veren Akademi'ye gerçekten büyük bir teşekkür etmeli ve bu filmi şu an Irak'ta "görev yapan!" Amerikan askerlerine izletmeli diye düşünüyorum...
İlk cdyi saymazsam genel olarak sevdim filmi. Kevin Costner'ın Kızılderili katliamına vurgu yaparken Mel Gibson'ın Braveheart filmindeki gibi duygu sömürüsü yapmaması ve kan gölüne çevirmemesi-ki istese bunları da yapardı; aksine insanlığa dair ayrıntıları filme almayı tercih etmesi takdir edilesi. Daha sonrasında Waterworld ve Postman gibi başarısız filmlerde oynayıp, bu filmle ilgili yalnızca kahramanlık imgesini benimsemesi; üstüne üstlük kendisini gereksiz duygusal komedilere vermesi üzücü gerçekten.
Hollywood'da kadın olmak. Konu güzel. Ama eksik birşeyler var.
Mesela Jane Fonda Hanım, iki saat oyunculuğu ne kadar çok sevdiğini ve kendini kaptırınca nasıl mutlu olduğunu anlatıyor da kimse ona "neden evlenip herşeyi bıraktın madem" diye sormuyor. Meg Ryan da botokslu haliyle hiç inandırıcı gelmiyor.
"Popon büyük" deyip kendisine iş vermeyen yapımcıları ti'ye alan Whoopi Goldberg ve senede sadece bir film çekince çocuklarına daha çok zaman ayırabildiğini söyleyen Sean Penn'in eşi Robin Wright Penn daha inandırıcı. Bir de Rosanna Arquette'in annesinin mezarı başında görüntülenmesine ne gerek vardı...
Konu sürekli 40ından sonra unutulmaya yüz tutmaya ve 40ını aşan erkeklere "karizma" biçilmesine rağmen kadınlar açısından bu durumun çok nadir olduğundan bahsediliyor. Haklılar ama bir derinliği yok bu belgeselin. Belgeselden çok bir tv röportajına benziyor.
Leon ve Nikita'nın yanına bile yaklaşamayacak bir Luc Besson filmi. Tek ortak yanları Jean Reno.
"Dipte ne var", diye merak edip duran bir serbest dalışçı çocukluğundaki travmasını atlatamamıştır. Bu serbest dalışçıya aşık olan kadın kahramanımız, karşılık bulamayacağını bildiği halde, işini gücünü bırakıp aşkının peşinden gider vs.
Bütün bunlar daha akıcı bir şekilde de anlatılabilirdi sanki.
Tüm o Hollywoodvariliğine rağmen Beşinci Elementi tercih ederim.
Peter Sellers'ın hayatını izlerken, kendisinin hiç de göründüğü gibi olmadığını izliyoruz.
Geoffrey Rush performansıyla Peter Sellers'dan bile daha Peter Sellers. İlk eşini canlandıran Emily Watson da çok iyi. Charlize Theron ise sadece güzel bir kadın görüntüsü verdi bana bu filmde.
Filmin teatral anlatımı, aktörün ünlü tiplemelerini nasıl ortaya çıkardığının gösterildiği bölümler güzeldi. Bir de tüm zaaflarıyla yansıtmışlar ve kahramanlaştırmamışlar Peter Sellers'ı. O kadar kadın düşkünü olmasına rağmen yapayalnız bir adam.
8 yorum:
Luc Besson'a sırf LeoN gibi bi şaheser, hayatımın filmini yarattığı için derin bi saygı ve sevgi duyucam. Angel-A'yı da geçen yaz izlemiştim ve çok beğenmiştim. Nikita'yı da çok duydum ama bi türlü izleyemedim. Bu filmi ilk defa duydum ama konusu çok cazip gelmedi bana :/
bence de konusu 3 saat anlatılacak birşey değil. Leon'a haftada bir izleme şartı falan getirseler gene izlerim.
millet derken bizi kastettiysen benim umrumda bir saati aşması. zaten yazdıgın yazı da silindiyse aynısını tekrar yazmaya çalışmak kadar zor bişey yok bence.
bu arada, ben burda okudugum filmlerinden bazılarını not ediyorum biliyor musun :)
canım benim. beni çok mutlu ettin. benim de öyle bi listem var işte ordaki filmleri tek tek izliyorum. bazen listenin dışına çıktığım da oluyor tabi :D
yani o kadar yazıp da silinince sinir olmuştum. önce not defterine falan yazmak lazım herhalde. bu kadar uğraştığıma değiyor mu sanki diye düşünmüştüm. öyle popüler olayım, çok okunayım diye bi derdim yok tabii ki. yine de insan merak ediyor insan yazılarını okuyanları, okurken ne düşündüklerini falan. :)
sera, ben şu kadarını söliyim;
(gizli ve yeni bi hayranın olarak :p )
yorum çok yazmasam da yazdığın ve önerdiğin filmler ya da düşüncelerin benimkilerle çok paralel gidiyor,, bilmeni istedim sadece
:*
Öncelikle elinize sağlık, "solino" ilk fırsatta izlenecek, sağolun.
Bir de; belki kağıt peçetelere "istek şarkı" yazmak gibi olacak ama; "karpuz kabuğundan gemiler yapmak" sizin gözünüzden nasıl gözüküyor merak ettik. Bu film üzerine birkaç cümle yazarsanız seviniriz.
triancula: çok teşekkür ederim ;)
memed: "solino" mutlaka izlenmeli evet.
"karpuz kabuğunda..." pazar günü müsait olursam izleyeceğim. isteklere açığız :D
ben zaten buraya sinema eleştirisi amacıyla yazmıyorum filmleri. kendi düşüncelerimi yazıyorum filmlere dair ve bunların da makale şeklinde olması gerekmiyor.
filmi beğenmedim ve neden beğenmediğimi yazdım. kendi içinde bir derinliği olabilir ama filmin anlatımını sevmedim. ayrıca asıl sığ düşünüp "sinirlenen" sizsiniz. düşüncelerime katılmadığınızı ve filmi şu şu yüzden sevip derin bulduğunuzu yazmanız yeterliydi. madem kendinize bu kadar güveniyorsunuz profiliniz ve blogunuz neden görünmüyor...
örneğin ilk cümlelerinize bir itirazım yok. ayrıca filmlerde sürekli eğlence ve macera arayan birisi olmadım hiçbir zaman. bu da sizin sınırlı bakış açınız olur böyle düşünüyorsanız.
Yorum Gönder