
Anne ve babasının ölümünden sonra büyükannesiyle ve büyükbabasıyla yaşamaya başlayan küçük kızılderili çocuk "Küçük Ağaç"ın yaşamı öğrenişi, Şeker Portakalı ve Küçük Prens'in izinden giderek bir çocuğun bakış açısından anlatılıyor. Adını andığım diğer kitaplar kadar sürükleyici değil, ama tebessüm ettirirken hüzünlendirmesiyle hüzünlendirirken tebessüm ettiricilik potansiyeli göz önüne alındığında diğer kitaplardan aşağı kalır yanı yok. Özellikle sonlara doğru, Küçük Ağaç'ın zorla okula gönderilmesi, okuldayken aşağılanması, büyükbabasıyla ve büyükannesiyle yıldızlar aracılığıyla konuşmaya çalışmasındaki dokunaklılık yelkenleri suya indirmenize neden oluyor.
Çocukla büyükbabası arasında geçen diyaloglar kitabın en güzel bölümleri. Ayrıca satır aralarında beyazların yıkıcılığı ve yüzeyselliği kızılderili bilgeliğiyle ve barışçılığıyla kıyaslanıyor.
Kızılderili halkının neden Türkçe'ye, "kızıl-derili" şeklinde çevrildiğini ve bu şekilde kullanıldığını anlayabilmiş değilim. Sözcüğün kendisi bile aşağılama, hadi öyle demeyim de ötekileştirme barındırıyor benim gözümde.
one little indian.
Filmi de varmış.
4 yorum:
şeker portakalı. direk hatırlayınca döndüm geçmişe, can yayınları'nın beyazlığı, kapaktaki resim. dün gibi aklımda...
flash!,
son dakka editi: hurley'mi gördün mü (:
şeker portakalının yeri çoook ayrıdır.
hurleyni gördüm :)
Kapağı çok itici be Sera'cım, 40 yıl kalsa o kapağa sahip bir kitabı okuyamam sanırım. :)
o yayınevinin azizliği şekerim. dış görünüşe aldanmamak lazım :p
açıkçası en iyiler listeme dahil edebileceğim bir kitap değil ama dokunaklılığı ve çocuksuluğuyla okumaya değiyor.
Yorum Gönder