
AmateurHafızasını kaybeden Thomas, nemfoman olduğuna inanan eski rahibe Isabelle ve kendine yeni bir hayat kurmak isterken başı belaya giren eski porno yıldızı Sophia... Muhteşem üçlü tarifinize uymadı mı yoksa? Sırf karakterlerin yüzlerindeki nihilist ifadeler için bile izlenebilecek bir Hal Hartley filmi, leziz bir bağımsız yapım. Sürükleyici, nihilist ve aynı zamanda da şenlikli. Hele bir de kafayı yemiş bir muhasebeci var ki, değme Jack Nicholson karakterlerine taş çıkartır.
Hal Hartley'nin Henry Fool'unu da izledim bu filmden sonra ama Amatör kadar sevmedim. Bu filmdeki karakterler ve oyuncular başka güzel. Isabelle Hupert, Martin Donovan ve Elina Löwensohn rolleri için yaratılmışlar gibi bir izlenim uyandırıyorlar. Isabelle Hupert ve Martin Donovan hakkında biraz olsun bir şeyler bilirken, Romanya doğumlu Elina hanımın diğer filmlerini merak etmemek kaçınılmazdı.
Hal Hartley ve filmleriyle ilgili daha çok fotoğraf ve bilgi için burası incelenebilir.
Buffalo 66Vincent Gallo darma duman eden filmiyle, yalnızlığa mahkum ifadelerini ömür billah suratlarından atamayacakmış gibi bir ifade takınan karakterleriyle ve bizzat seçip hazırladığı müzikleriyle karşımızda.
Hapisten yeni çıkan Billy Brown'ın ilk işi tuvalet aramak olur etrafta. Fellik fellik tuvalet ararkenki hali sanki bir komedi filmi izleyeceğimiz hissi verir. Sonra pek de hayallerin kızı olduğu izlenimi vermeyen kocaman göğüslü, iri kalçalı ve gülmemeye ant içmiş görüntüsü veren ve tipine cuk oturan roller bulmakta üstüne yok diyebileceğimiz Christina Ricci'nin suretindeki Layla'yla karşılaşır girdiği dans okulu gibi bir yerde (yoksa aerobik salonu muydu?) Her neyse birden Layla'yı kaçırmaya kalkar - filmin burasında maceraya dönük bir tavır takınacakmış gibi olur Vincent Gallo ve "hanım kızımızın" arabasına binerler. Layla'yı ailesine götürp karısı gibi tanıtır. Ailesine hapse girip çıktığını söylememiştir Billy. Billy'nin ailesini görünce bi tuhaflık olduğunu ve Billy'nin dengesiz tavırlarını anlarız sonunda. Ve filmin de yalnızlığa ve melankoliye bir güzelleme olduğunu...
Filmle ilgili tek şikayetim Christina Ricci'nin fiziksel ve ruhsal suretinde izlediğimiz Layla'yı yeterince iyi tanıyamayışımız... Fazla bir şey öğrenemiyoruz onunla ilgili. Başlarda kurban konumundayken giderek rolünü benimsiyor Billy'nin ailesine karşı ve onun sevgilisi olduğuna da inandırıyor kendini. Kafedeki ağlamaklı hali içler acısıydı.
Punch Drunk LoveBildiğiniz romantik komedilere benzemeyen bir film daha ekliyorum bu yazıya.
Adam Sandler ve Emily Watson Manolyasına hayran kaldığımız Paul Thomas Anderson filminde bir araya gelmişler. Emily Watson gözümde şahaneliğini kanıtlamış bir oyuncuydu zaten. Lars von Trier'in benim için katlanması zor filmi Breaking The Waves, birkaç yazı önce uzun uzun anlattığım Hilary&Jackie, Robert Altman'ın üst sınıf-alt sınıf çatışmasını Agatha Christievari bir şekilde anlattığı bol tanınmış oyunculu filmi Gosford Park, romanı bir döneme damgasını vurmuş Angela's Ashes, Christian Bale'i allak bullak eden kadın rolüyle az ve öz bir şekilde oynadığı Equilibrium gibi filmlerde şahane oynuyordu ve film seçimleriyle de takdirimi kazanmıştı.
Adam Sandler ise daha çok kof Holivud romantik komedilerinde yer alan, oyunculuğu pek öyle ahım şahım olmasa da sempatik bir aktördü gözümde. Takıntılı, bol kız kardeşli, ufak bir iş yerinin sahibi, statik bir hayat yaşayan ve statik diyaloglar sarf eden bir adamı canlandırırken sıkmıyor ve filmi neredeyse tek başına götürüyor.
Filmin ilk yarısında sıkılırken ikinci yarısında gömüldüğüm koltuktan fırladığım sahneler oldu. Eğlenceli anlara sahne olan bölümler karakterin değişiminin gözümüze sokulduğu sahnelerdi. Bir başyapıt değil ama ağızda kötü bir tat bırakan romantik komedilerden mideniz bulandıysa hoş anlar geçireceğiniz bir film olduğu kesin.
4 yorum:
manolya gibi nerdeyse 180 dakkalık uzun ama aşmış, mükemmel bir filme tapmış olarak ben bu punch-drunk2'ı çok merak ettim doğrusu. adam sandler'ın son filmi de çok iyiydi, reign over me'den bahsediyorum elbbette. acıklı bi tarafı vardı filmin ve sevimliydi oldukça.
christina ricci isim oldum olası yeteneksiz gelmiştir bana. o kadında bişeyler eksik. oyunculuk olabilir mi dicek kadar iddialı her an olabilirim çünkü monster gibi sadece oyunculuğun ön planda olduğu oscar avcısı bi filmde charlize theron kadar rolü olan christina ricci beni hiç etkileyemezken, charlize theron'a tapmıştım o filmde, zaten oscar kadın'da ona gitmişti o sene. prozac natio^n'ı izlemedim daha ama gene de eli yüzü düzgün başka bi filmi de yok. haa unutuyodum sanırım tim burton'un sleepy hollow'ı da vardı. ama onda da onu hiç tanımıyordum önemsiz biri gibi gelmişti filmi ilk izlediğimde. jjohnny depp orda da harikaydı elbette. ;)
meraba,
evlilik arefesinde eski sevgili(/ler)den kalan eşya fotoğraf vs.leri napacağını bilemeyen çiftler falan olan bir film biliyomusunuz acaba?
triancula: christina ricci'de belki duygu eksikliği hissetmişsindir. daha çok Tim Burton filmlerine ve gotik filmlere yakışan bir tipi var. Prozac Nation gibi bazı dramlarda da gayet iyiydi. Monster ise film olarak değil de Charlize Theron'la akılda kalıyordu zaten.
ilber: merhaba,
aklıma gelen Eternal Sunshine of the Spotless Mind var, büyük ihtimalle izlemişsinizdir ama başka bir film aklıma gelirse bununla ilgili iletirim size.
Yine izlemediğim 3 adet film :D Nazira yaparcasına okumadığın 3 adet kitapla karşılık vereceğim :P Aslında filmle de karşılık verebilirim, bakalım :P
Yorum Gönder