Cumartesi, Aralık 29, 2007

Gişe Filmleri Kuşağı

Golden Compass / Altın Pusula

İzlerken zaman çabuk geçse de çok ciddiye alınacak bir film değil. Bol görsellikli, bol özel efektli, bol karakterli bir fantasik curcuna. Uyarlandığı roman geçti elime ama film çok da merak ettirmedi romanı. Eğlendiriyor eğlendirmesine ama fantastik filmlere karşı zaafı olan bir arkadaşım bile filmin içine tam olarak giremediğini, filmin ayrı bir dünyaya gitmişlik hissini vermediğini söyledi. Romanı bilmeyenler için de kavram karmaşası oluyor. Magisterium, daemon falan derken anca alışıyor insan gördüklerine. Lyra da pek çabuk alışıyor elindeki pusulaya ve hemen yorumlamaya başlıyor geleceği. Kutup ayılı sahnelerde çok uğraşmışlar sahne arkası görüntülerinden izlediğim kadarıyla, keşke kutup ayılarına gösterdikleri özeni karakterlerin gelişiminde gösterebilselerdi.

Lyra'yı oynayan Dakota Blue Richards götürüyor filmi ve gelecekte de çok başarılı bir oyuncu olacağı izlenimi veriyor şimdilik. Pek de bana öyle ahım şahım bir oyuncuymuş gibi gelmeyen Daniel Craig'in görünmesiyle kaybolması bir oluyor ve söylediğim gibi kendisini pek sevmesem de keşke daha çok olsaymış rolü cümlesini sarf ediyor insan karakter namına. Nicole Kidman artık botoks mu yaptırdı ne yaptıysa yüzüne bi garip duruyor mimikleri, yine de kötü kadın rolünde garipsemedim. Eva Green bol bol uçuyor, sonra bi ara savaşıyor filan. Karizmatik cadı rolü yakışmış ama o da uçmaktan vakit bulamıyor rol yapmaya.

Bee Movie / Arı Filmi

Ratatouille'u izlemediğim için animasyon eksikliğini giderme amacı taşıyordu Arı Filmi. İlk yarısı sevimliydi. Arıların dünyasına el atmamak ayıp olacak diye düşünmüş holivudlu amcalar demek ki, kovanın dünyasını pek şenlikli çizmişler. İkinci yarıdaysa arılar dünyayı kurtarıyor ve feci halde zorlama ilerleyen bir animasyonla karşı karşıya olduğumuzu düşündürüyor. Baş arı karakter zorlama bi kere. Kovanda isyan edip, "ben bütün hayatım boyunca aynı işi mi yapıcam" diyor, çıkıyor dışarı çiçeklerden bal özü toplamaya. Sonra da ortalığı karıştırıyor. Arı kardeşle insan kız kardeş arasındaki "dostluk" da fazla abartılmış. Ama eminim çocuklara eğlendirici gelmiştir. Sivrisinekle arı arasındaki diyalog en eğlencelisiydi.

Yaşamın Kıyısında

Fatih Akın'ın filmini gişe filmleri kuşağına almamın en önemli ve en büyük nedeni koca bir hayal kırıklığı yaşamış olmamdır. O ki Im Juli/Temmuz'da ile kopyasını bırakın benzerinin bile gerçekleşemeyeceği bir sinema dili yakalamış, Solino ile kendi içindeki sinemacı çocuğu karakterlerle bütünleştirmiş, Gegen Die Wand/Duvara Karşı ile sarsmış, ne gerek vardı Innaritu tarzına... Filmin her dakikasında bir sonraki sahnenin anında tahmin edilebildiği, gereksiz ve aşırı bariz vurgulanan politik cümleler sarf etmeyi, son derece ağır ilerleyen bir öyküyü anlatmayı seçmeseymiş keşke. Festivallere ve gişeye oynamak yerine yine kendi halinde kalsaymış, röportajlarındaki gibi bir film çekseymiş.

Oyuncularına ve karakterlerine sözüm yok. Tuncel Kurtiz'in canlandırdığı karakterle onun oğlunu canlandıran karakterin olduğu sahneler geçmek bilmedi, antipatikti sürekli. Tüm diğerlerine ise şapka çıkarıyorum.

Kabadayı

Şener Şen'in bana sıkıntılı terler döktüren hiçbir an'ı olmadı zaten ve olacağa da benzemiyor. Ama bu filmin bir Kenan İmirzalıoğlu şov olduğunu söyleyebiliriz. Tv dizilerinden ve oynadığı karakterlerden hiç haz etmeyen ben bile bunu söylüyorum. Rolüne de cuk oturduğunu görmek için müneccim olmaya gerek yok. Rasim Öztekin ise apayrı bir etki bırakıyor izleyende ve en saygı uyandıran oyuncu haline geliveriyor anında.
Çok uzun ve bazı bölümlerinin ağır ilerlediğini söyleyenler olmuştu filmin ama ben öyle hissetmedim. Son zamanların izlemeye değer Türk filmlerinden her şeye rağmen.

Gangsterler dünyasında, aralarında Don Carleone gibi en çok bilinen karakterlerden birinin de olduğu bir grup vardır. Bu gruptakilerin uyuşturucuyla, kadın ticaretiyle vs. ile işi olmaz. Yoksul, yetim gözetmeyi ihmal etmez böyle gangster tipleri. Her şeye rağmen "iyi kalpli oldukları" gözümüze sokulur ve sinemanın en unutulmaz karakterleri arasına girerler. Şener Şen'in oynadığı Kabadayı bu gruba giriyor. Bir de arkası güçlü, her tür kirli işle haşır neşir, paraya para demeyen, denizde kum onlarda kadın bulunan, bol kan döken, cani tipler vardır. Kenan İmirzalıoğlu da bu grupta yer alıyor. Eski-yeni çatışması, kadın meselesi, bir kadın için her yeri kana bulama, yıllar sonra oğlu olduğunu öğrenen eski kabadayının mücadelesi, ölüm döşeğindeki annenin son isteği kulağa tanıdık geliyor maalesef. Ekşisözlükteki "ne yerin dibine sokulacak kadar kötü,ne de olay yaratacak kadar iyi bir film" cümlesini sarf eden arkadaşı destekliyorum.

-2008'in en antipatik görünen filmlerini listelemişler. Sylvester Stallone'nun Rocky-Rambo inadıyla Amerikalı yapımcıların süper kahraman aşıklığını anlamaya çalışmakla vakit harcamamayı seçerek bir de siz göz atın demeden geçmiyorum.

6 yorum:

Ludmilla dedi ki...

Ehuhe izlediğim bir tane bile yok arasında, işin garip yanı merak ettiğim bir film de yok. Eski ben, Kabadayı'yı merak ederdi bu yazıdan sonra. Narnia faciasından sonra Altın Pusula ve türevlerini izleyebileceğimi sanmıyorum, Hobbit çekilirse başka tabi :D Fatih Akın beri geriyor izlerken, o nedenle son filmini de zerre merak etmiyorum. Bir animasyon filmi kaldı heralde laf atmadığım :D

Sera dedi ki...

İlk iki yazdığım filme kardeşim istediği için gittik. Kabadayı'yı da öyle çok merak ettiğimi söyleyemeyeceğim gitmeden önce. Sinemadaki en gidilesi filmdi o sırada. Yaşamın Kıyısında'yı merak ediyordum sadece bunlar arasında ve artık Fatih Akın filmlerini takip etmemeye karar verdim izleyince.

mayksisman dedi ki...

valla sera aralarında henüz sadece yaşamın kıyısında'yı izledim diğerleri hakkında pek bişey diyemicem ama kısa kısa bişeyler karaliim.

- golden compass'i kimse beğenmedi heralde sanırım çünkü saçmasapan diyenler o kadar çoğunlukta ki, zaten türü nedeniyle filmi izleme şansımın içinde nicole kidman barındıran bir film olmasına karşın iyice azaldı. bunda kuzenimin filmdeki saçmalıkları birbir sıralaması da bayaa etken oldu dabi :)

- bee movie hoş bişeye benziyor aslında da ben bu animasyon filmlerine yeteri kadar önem vermiyorum sanırım. renaissance'tan beri hiç bi animasyon filmini izlememişim. daha simpsons var, ratatouille var, ice age 2 bile var. persepolis de çoktandır listemde zaten. nolcak bilmiyorum.

- kabadayı, şener şen'in eşikya ve gönül yarası gibi iki güzel filmden sonra yine etkileyici bi filmle döndüğünün kanıtı evet, henüz izlemedim ama yine de hoş olduğuna eminim.

- yaşamın kıyısında ise fatih akın'ın henüz izleyemediğim ama öve öve bitirileemeyen kurz und schmerzloss (kısa ve acısız demeye çalışıyorum :p) im juli ve solino'dan sonra yüksek beklentilerle izlediğim gegen die wand faciası'ndan sonra (evet biçokları bu filmi öve öve bitiremedi, bana çok arabesk gelmişti ve etkileyici de bulmamıştım her ne kadar gurbetçilerin hikayeleri arabeskvari zaten olsalar bile, bana hiç de dokunmamıştı]daha az beklentilerle izlemeye başladım. açıkçası filmde fatih akın beni çok şaşırttı. şöyleki, son zamanlardaki meşhur amores perros-21 grams-babel gibi üç silahşörün tarzını uygulicanı biliyodum filmi izlerken ama bu kadar "koskoca bisürü bisürü şeyden bahsedip, elde var sıfır" pozisyonuna düşebiliceni hiç aklıma getirmemiştim. etkileyicilik bakımından bişeyler yapmış ayrı ayrı ama nedense bitürlü istenilen etkiyi bana veremedi film ki oyunculukları beğenmiş olsam da. görüntüler mesela oldukça hoş, son sahne falan oldukça fotoğraf karesinden fırlama bilmem ne evet, her şey güzel ama eksik bişeyler var bu filmde.

Sera dedi ki...

Persepolis'i izleyemedim ya ona yanıyorum. Sinemaya gelmesini bekledim ama gelmedi ve geleceğe de benzemiyor. Ya mecburen illegal yollardan izleyeceğiz ya da dvdsini falan bekleyeceğiz.

Yaşamın Kıyısında'da aynı yazdıkların gibi hissettim. Duvara Karşı da aynı şekilde pek ilgimi çekmemişti ama karakter çalışması, öykü ve sosyal gerçekçilik daha sağlam anlatılmıştı.
Neyse artık.

ashkar dedi ki...

mutlu yıllar...
mutlu mutlu yıllar...
mutlu mutlu mutlu yıllar...

Sera dedi ki...

sana da mutlu yıllar :)