-I-
Büyük bir hevesle kitapçıya koştum Elif Şafak'ın yeni bir kitap yazdığını öğrenince. Son zamanların en büyük hayalkırıklığını yaşayacağımın bilincinde olmayarak.
Siyah Süt hamilelik depresyonunu anlatıyormuş, daha önce hamileliğe bu şekilde yaklaşan pek fazla kitap yokmuş, üstelik de otobiyografikmiş kitap diye duymuşluğum vardı. Ne var ki, içsel bir şeyler beklerken, derinlikli bir üslup peşindeyken, tıpkı o resimlerdeki gibi karikatür olmaktan öteye gidememiş iç sesler, kadın yazarların yazarlık ve annelik serüvenleriyle en magazinel haliyle "çocuk da yaparım kariyer de" şeklinde bir yaklaşımdan daha fazlasını bulamadım kitapta. Hele ki sonundaki o test de neyin nesiydi. Ayşe Arman'la olan röportajlarına benzemiş maalesef kitabı da.
Kitabın büyük bir kısmında yer alan iç seslerin kendi aralarındaki diyaloglar o kadar canımı sıktı ki, o kadar yüzeyseldiler ki yakıştıramadım bir türlü o ince işçiliğiyle karakterlerini oluşturan Elif Hanım'a. Üstelik hamilelik ve loğusalık dönemindeki depresyonunu yazdığını söylese de, o dönemine ilişkin belirgin bir ruh halini yansıtabildiğini söylemek de güç kitapta. Hep aynı giysiyle dolaştığından, hiçbir şey yazamadığından, sadece karamsar bir ruh haliyle yiyip içmekten başka bir şey yapamadığından bahsediyor ve ruh haliyle ilgili de bütün bahsettiği bu kadar. İç çatışmalarını, bir daha yazamayacağı korkusunu, yazmayla anneliği bir arada yürütüp yürütemeyeceğine ilişkin tedirginliğini, karikatür hanımlarına - içten sesler korosuna gerek duymadan daha içten bir şekilde yazsaymış keşke. Kendisini anlattığını söylerken bir yandan, bilinçlice saklanan bir şeyler var sanki.
...
-II-
Murat Uyurkulak'ın Tol romanını öyle bir bağrıma basmıştım ki, bir kıyamet öyküsü olarak tanımlanan Har'ı kaptığım gibi okudum. Tol kadar benimsemedi ruhum Har'ı. Yine de keyifliydi diyalogları ve şenlikli karakterleri okumak.
...
-III-
Amin Maalouf'un çok popüler olduğu zamanlarda bucak bucak kaçmıştım kitaplarından. Hakkında okuduğum yazılarla ve kitap kapaklarıyla fazla oryantalist bir yazar olduğu hissine kapılmıştım. Hediye olarak gelen Doğunun Limanları'nı okuduktan sonra bu izlenimim değişti bi nebze. Sürükleyici ve hüzünlü anlatımıyla baş karakterinin yaşadıklarının birinci ağızdan anlatıldığı kitabı sevmiştim.
Semerkant romanı ise iç içe iki öyküden oluşuyor. İlk bölümde Ömer Hayyam'ın yaşamından bir kesit sunuluyor. Rubailerini nasıl yazdığından, aşkı Cihan'la yaşadıklarından ve ikisinin karakterlerindeki tezata rağmen kimyalarının nasıl uyuştuğundan bahsedilirken arka planda Selçuklular dönemine ilişkin bilgiler veriliyor.
İkinci bölümün birinci bölümle pek alakası hissettirdikleri açısından. Sanki Batılılara yaranmak için yazılmış. 1900'lerin başında rubailerin peşine düşerek İran'a giden bir Amerikalının oradaki maceraları, İran'daki siyasi gelişmelerin tarih dersi gibi anlatılması, İran'ın yobazlıkla Batı'nın özgürlükçülükle özdeşleştirildiği bir bölümle ilerliyor kitap. Hele ki sonunda Titanik'e kadar bağlanıyor olaylar ki, hesapçı bir olay örgüsü gibi geldi bana. Kitabın bu bölümü best seller macera romanlarını andırıyor gözümde.
Yine de Semerkant'ın ilk bölümü tekrar tekrar okunabilir Ömer Hayyam'ın yaşam coşkusu için. (Tarihsel bilgilerin ise ne kadar doğru olduğu ise araştırma konusu tabii.)
10 yorum:
:) Hehe ben de yazmıştım bugün Siyah Süt'ü. Aslında tüm hafta sen yazarsın ben altına yorum yazarım diye bekledim, ses seda çıkmayınca yazayım dedim. Bir gün daha bekleseymişim keşke :P
Elif Şafak'ta (artık) beni huzursuz eden birşey var, düşündüğüm ya da hayal ettiğim diyelim gibi biri olmadığını düşünüyorum. Tabi kişiliği edebiyatından zevk almama engel değil. Neyse bakalım Siyah Süt faciasını unutturabilecek mi bana? Yine bağrıma basarım o zaman(kitaplarını).
Semerkant'ı lisedeyken okumuştum, okuma kulübü için seçtiğimiz kitaplardan biriydi. Haşhaşiler üzerine epey konuştuğumuzu anımsıyorum, Batılı yazarların ya da araştırmacıların en çok ilgisini çeken şeylerden biri Hasan sabbah ve Haşhaşiler. Bunun üzerine yazılmış güzel bir tarihi roman da okumuştum - Alamut (Vladimir Bartol'du sanırım yazarın adı) Kitabın bana kazandırdığı Ömer Hayyam'ı tanıma şerefine erişmem olmuştu, daha önceden bir kaç dizesini biliyordum ancak Semerkant'tan sonra Rubailer'ini alıp okumuştum. Ömer Hayyam ve Şarap üzerine tartışmalar yaşandığını da anımsar gibiyim. Aslında bizim ortamamızda doğal sayılır.
Ben Har'ı, Tol'den daha fazla sevmiştim. Tehlikeli Oyunlar'ın Tutunamayanlar'ın ardında kalması gibi, Har da Tol'ün ardında kalacak gibi maalesef. Yine de beğenmene sevindi :)
senin yazdığın yazının yanında çocuksu bir serzenişten öteye gidemiyor maalesef benim yorumum.
Elif Şafak konusunda ben de huzursuzum. Ne zaman bir yazara bağlansam sonunda hayal kırıklığına uğruyorum. Bir yazara bağlanınca ruhumla iliklerime kadar bağlanıyorum kitaplarına ve sonra da Siyah Süt gibi bir şeyi görünce kendime kızıyorum ne işim vardı benim bu yazarla diye. Umarım Elif Mahrem kadar olmasa da en azından Araf ve Bit Palas gibi bir roman yazar da bu histen kurtulurum. Siyah Süt'te benim de eğlendiğim ve ilgimi çeken kadın yazar hikayeleri de oldu tabi. Tamamen bir facia diyemem ama benim ondan beklediğim bir kitap değildi bu.
Alamut'u çok yerde görmüştüm ama okumak kısmet olmadı. Tarihi romanlara pek düşkünlüğüm olmadığından olsa gerek. Rubaileri okumam lazım asıl benim.
Tehlikeli Oyunlar eminim Tutunamayanlar'dan daha güzeldir. Tutunamayanlara bir türlü ısınamamıştım. Tol'u ise tekrar okumayı düşünüyorum. Har da pek geyikti canım.
dün burası böyle değildi...
sera seni de seçtim aday olarak sitemde :))
Tol neden hakettiği ilgiyi görmüyor anlayamıyorum.
ashkar: evet. eski temama dönmeyi uygun buldum.
triancula: hayırdır görmedim ne adayı, bi bakim :)
sarapçi: elif şafak gibi olacaksa sonu, görmesin ilgi daha iyi.
biriktirdiğim tüm parayı bu kitaba(siyah süt) yatırmadan önce yazını okuduğum çok iyi oldu. çünkü kitaplar hakkındaki yorumlarını kendi görüşlerime paralel buluyorum.para cebimde kaldığı için bir kez daha teşekkürler. :D
Ayşe Kulin'in Veda'sını bitirmeme az kalan şu günlerde, "daha sonra ne okusam" sorusuna verdiğim cevap Siyah Süt ve Boleyn Kızı idi. e haliyle Siyah Süt ü şutladık...
:*
Siyah Süt' e 17 milyon verdiğine yananlardan olarak sakın sakın diyorum. Nasıl olsa birilerinden bulup okursun, arşivlik bi kitap hiç değil çünkü.
Bolelyn Kızını ben de merak ediyorum. Baya kalın bir kitap gibi görünüyordu. Güzel midir, edebi bir yanı var mıdır bilemem ama en azından dev gibi bi kitaba para verdiğin hissi oluşur belki :)
ansiklopedik ve oldukça da lirik bir eser kanımca Boleyn Kızı..
;)
eh ansiklopedik olduğu kalınlığından bariz, lirikliğini okumadan bilemem ama filminde natalie portman'ın oynadığına sevindim :)
Yorum Gönder