Ben XHayatı oynadığı bilgisayar oyunlarının gözüyle gören otistik bir gencin öyküsü kendi bakış açısından yansıtılırken, farklı olana karşı toplumun ne kadar acımasız olabileceğini gösteren en çarpıcı filmlerden biri Ben X.
Masum görünen ortamına rağmen, en acımasız ve rezil toplumsal kurumlardan biri olarak sayılabilecek okulda başlıyor ve yaşanıyor her şey. Hepsinden zeki olduğu halde -ve belki de biraz da o yüzden- itilip kakıldığı, ezik bir kaybeden sayıldığı, rezil rüsva edilip görüntülerinin internette yayıldığı okulun aksine bilgisayar ortamında oyun arkadaşı ve platonik aşkı Scarlite'ın da yardımıyla süper güçlü ve karizmatik bir kahraman olarak görüyor kendini. Yönetmenin bilgisayar oyunuyla karakterin yaşadıklarını görsel olarak bütünleştirmesi de etkiyi artırıyor.
Çok aşırı bir yüklemeymiş gibi hissediyor karakterin yaşadıklarını izleyici ve kaçınılmaz intikamlı sona yaklaşıldığının da bilincinde oluyor filmi izlerken. Karakterimiz Scarlite'la "gerçek hayatta" buluşmaya gittiği ,-ki gerçek hayat kavramı da tartışmaya açık halbuki- asosyalliğinden bir türlü kızla konuşamadığı, yalnızca trende yanına oturup otistik hastalığından dolayı bütünü görememesinin de etkisiyle kızın saçına, boynuna, gözlerine, dudaklarına baktığı sahnelerde de içimizde ayrı bir sızı hissediyoruz.
Ailenin tavrı ve çaresizliğinin de oldukça gerçekçi ve duygu sömürüsüne yer vermeden yansıtıldığını düşünüyorum. Karakterin filmin sonundaki patlamasına ailenin etkisi de çok manidar ve itilip kakılan karakterin yaşadıklarına karşılık yönetmenin bir şekilde mesaj verme kaygısı gütmesi de elzem bir yaklaşım olarak filmde yerini alıyor. Mesaj kaygısına sinir olmadığımız ender filmlerden. Greg Timmermans'ın oyunculuğu da takdir edilmeli mutlaka.
Gwoemul"İki süper film birden" kuşağının (evet var böyle tanımlar) diğer örneği ise, İngilizce adı The Host olan Kore yapımı leziz yaratık filmi Gwoemul. Yaratık filminin lezizi mi olur demeyin, izleyin izlettirin!
Han nehrine atılan zehirli atıklar sonucu oluştuğu ima edilen yaratığın şehre ve bir aileye korku salması olarak özetlenebilir konusu kısaca. Ama biz o hataya düşmeyeceğiz çünkü çok daha fazlası var işin içinde.
Filmdeki birbirinden kopuk aile üyelerinden özellikle dede ve baba bir alem. Küçük kızlarının canavar tarafından kaçırıldığını cep telefonuyla kızın gizlendiği yerden araması sonucu öğrenen aile hiçkimseye anlatamıyor derdini. Üstüne üstlük kızın cins, aşırı çocuksu babasının canavarın oldukça yakınına gidip onunla mücadele etmesinden dolayı virüs kapmış olma ihtimali elleri kolları bağlanıyor devlet ve sistem tarafından. Amerikan kuklası devletlerin içler acısı halini de izliyoruz aynı zamanda. Aile üyeleri de kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalıyorlar ama bu mücadele hiçbir şekilde Amerikan tarzı "aile her şeye rağmen ayakta kalır, aslan yürekli aile üyeleri her zorluğun üstesinden gelir, güçlüklerin ardından birbirlerine kenetlenip sonsuza dek mutlu yaşarlar" temasının vıcık vıcıklığına maruz kalmıyor. Böyle vıcık vıcık bir tavrın olmaması da filmi daha dokunaklı ve gerçekçi kılıyor. Küçük kızın mücadelesinin gösterildiği sahneler ise filmin hem en ürkütücü hem de en dokunaklı bölümleri.
Nolur bu filmin içine edip de "yeniden çevrim" komedisi haline getirme ey Hollywood!
2 yorum:
Geçmiş zamanların birinde (ki bu geçtiğimiz sonbahar bile olabilir, o derece amnezi yaşıyorum mütemadiyen) festivalde gösterilirken bilet alıp karşı taraftaki sinemada (Rexx) oynadığını farkettiğimde gidemediğim bir filmdi Ben X. Yazdığın özeti okuduğumda sonradan bir şekilde izlemiş olduğumu farkettim. Ah bu benim sayısal zekam diyorum bu noktada. Ama aklımda kalan en güçlü sahne otistik kahramanın yaşadığı patlama. Güzel filmdi vesselam.
Bence de güzel filmler arasındaki yerini aldı.
Yorum Gönder