Cuma, Kasım 21, 2008


"Düşünce insanın içine düşünce, yolun yarısı tamam. Yani varılır bir yere, önceki noktada değilsindir artık ve dönemezsin. Dönsen de."

Kayıplara karışanlar, ruhu daralanlar, umutsuzlar, başka dünyaların özlemini çekenler, taşranın çözümsüzlüğü, iç içe geçmiş öyküler ve karakterler... İnsanların üzerine giydikleri kişilik, özlemini çektikleri kişilik ve bir de gerçek kişilikleri arasındaki uçurumlar - uçurumlar mı desek çelişkiler mi?

"Şehrin bütün caddelerini aşmıştı sanki, çok uzaklarda, dağların ardında bir yeri görüyordu. Belki de kendine sığmazlığı vardı orada."

Filmi gösterime girecek yakında ama romanla eşdeğer bir yapımın beklenmesi abes kaçacaktır. Toptaş'ın anlatımına ve kayıp hikayelerine asla yaklaşamayacaktır hiçbir görsel ürün.

"Bu telaş, insanların o anda yaşamdan almaları gereken tatları oburca yiyip yutan bir canavardı kuşkusuz, ama kimse bunun farkında değildi. Hareket saati yaklaşan otobüslere binip koltuklarına oturanların yüzündeyse, bir yerlere çekip gitmenin heyecanını ve sevincini aramak boşunaydı. Kıpırtısızdılar çünkü... Her koltuğa insan duruşunda, insan bakışında ve insan sıcaklığında birer eşya bırakılmıştı sanki; yalnızca görüntüleriyle bakıyorlar, görüntüleriyle işitiyorlar ve görüntülerinin diliyle konuşuyorlardı. (...)Yolcuların birçoğu yüzünü dışarıya dönmüştü. bunun bir nedeni, herhangi bir şeyin içinde bulunmanın verdiği güdüyse; bir nedeni de, telgraf direklerinin camdan geçişine bakarak otobüsün hızını saptamaktı belki. Meraktı yani; boş kalmanın boşluğundan doğan ve kapısı sessiz sedasız kendisine açılan, kupkuru bir meraktı. Belki de, geçmişle geleceğin hesaplarına dalmıştı yolcular; yaşamlarını, yaşamdan yontulmuş ve yaşamın bilinmezliğine sürtüle sürtüle bilenmiş düşsel makaslarla kesip biçerek, zihinlerinde yeniden biçimlendirmeye çalışıyorlardı. Ya da düşünme konumuna girmişlerdi de, hiçbir şey düşünemeden ve gözlerinin önüne hiçbir şey getiremeden öylece bozkıra bakıyorlardı bozkır gibi..."

İkiyüzlü evlilikler, cinselliği aşk zannedenler, yaşama tutunma savaşları, sarsıcı yalnızlıklar ve melankoli üstüne melankoli. Ana karakter dışındaki diğer karakterlerin kopuk çizilmiş olması kitapta itiraz edebileceğim tek kısım ama kaçınılmazdır bu. Tek bir kişinin bakış açısıyla yol alırız birçok kitabın evreninde ve kimi zaman da bir şeyler eksik kalır Sonsuzluğa Nokta'da olduğu gibi.

"İnsanların gözlerinden başka birer göz daha vardır gözlerinin içinde, böyle zamanlarda onlarla bakarlar. Onlar dilli gözlerdir çünkü, sahiplerindeki gücün dışında başka bir güçten de beslenirler ve sahipleri neyi amaçlamışsa onu apaçık yansıtırlar."

Ustalıkla yoğrulmuş betimlemeler ve feci sarsıcı iki roman. Gölgesizler ayrı güzel yine de. Esrarengizlik kokmasından belki de...

7 yorum:

Unknown dedi ki...

merhaba Sera, Gölgesizler mi filme çekilecek? Doğruysa enteresan bir film izleyiciyle buluşacak desene.
Gölgesizler'i okuyup yorumlamıştım blogda. Orada da dediğim gibi "bu kitabın ne anlatmak istediğini tam anlamıyla sadece yazarı biliyor".

ikinci kitabı okumadım ama yazarın listeme eklediğim bir başka kitabı daha var.

sevgiler...

Unknown dedi ki...

yine ben :-)
bu arada Sera, seçimlerin çok hoş. Bana "işte bu kitap beni çok etkiledi" diyebileğin bir kitap tavsiyen var mı?

Sera dedi ki...

Ben de Uykuların Doğusu'nu merak ediyorum. Bir tek o kaldı yazarın kitaplarından.
Tavsiyeye gelince, çok kitap var beni etkileyen ve bunların çoğunu da kitap listesi linkime ekledim. Herkesin bakış açısı farklı olacağı için etkilenimleri de farklı olacaktır. Bir dönem 1984 romanından çok etkilenmiştim çünkü ruh halime de cuk oturmuştu George Orwell'in kitabı o zaman. Herkesi aynı şekilde etkilemeyebilir ya da sadece distopik bir roman diye okuyup geçebilir bir başkası. Seçimlerimi beğenmene sevindim ve yorum için de teşekkürler :)

sarapci dedi ki...

Sera,

Toptaş'ın hangi kitabını en çok tavsiye ediyorsun?

Okuma klübümüze aday arıyorum da bu hafta....

Sera dedi ki...

benim favorim Gölgesizler oldu. İstersen ilk onu dene. Bir arkadaşım da Sonsuzluğa Noktayla Uykuların Doğusunu söylüyord favori olarak.

buraneros dedi ki...

Sevdiğim ve daha kalabalık kitlelerle buluşmasını çok istediğim, kalemi ve duygu dünyası kocaman bu mütevazi yazarın aslında kendini ve kitaplarını, bakış açısını anlatacak bir cümleyi yazmak istedim buraya ''Bin Hüzünlü Haz''ın girişindeki Haraptarlı Nafi'ye ait şu sözdür bu:''hayat nedir diye sorarsan,bilmiyorum evlat;sormazsan biliyorum...''Belkide onu okurken bunu yaşar okuyucu, anlamadım sanır ama damağında kalmış tadı günlerce yüreğinde ve aklında taşır.Anlar ama anlatamaz belki...Ama çok özgün, ücralara dokunmayı bilen bir büyük yazar okuduğunu bilir.

Ellerine sağlık Sera,onu yazmış olmana çok sevindim.

Bilinmeli o,bunca sığ adamın popüler kültür tarafından yaldızlandığı bu dünyada...

Sera dedi ki...

Hasan Ali Toptaş'tan bahsetmeye çalışmak demek, onun sözcükleri ve anlatımı karşısında sıradanlığa mahkum olmak demek bir bakıma. Birkaç cümleyle de olsa bahsetmek istedim yine de.